Aylar geçti. Gizli buluşmalar, çalılıkların arkasında sarılmalar, gece yarısı mesajlar... Ayşe aynaya bakarken kendini tanıyamıyordu. Gözleri parlıyordu ama vicdanı kanıyordu. "Ya çocuklarım öğrenirse? Ya Ramazan beni 0ldürürse?" diye düşünüyordu. Ama Mehmet'i bırakamıyordu. "Sensiz nefes alamıyorum" diyordu. Sonra felaket geldi. Ramazan'ın telefonu çaldı. Bir komşu görmüş, "Karınla Mehmet'i bahçede gördüm, çok yakın duruyorlardı" demiş. Ramazan eve geldiğinde Ayşe'nin yüzüne bakmadı bile. Çocukları odadan çıkardı. Sonra başladı bağırmalar, küfürler, tokatlar... Ayşe yere yığıldı. "Affet beni" diye ağladı. Ama Ramazan affetmedi. "Bu evden defol" dedi. "Çocuklar benimle kalacak." Ayşe o gece valizini topladı. Mehmet'e mesaj attı: "Bitti. Çocuklarımı kaybettim. Seni bir daha göremem." Mehmet cevap yazamadı. Sadece üç nokta gönderdi... Aradan 3 yıl geçti. Ayşe başka bir şehre taşındı, temizlik yaparak geçiniyor. Çocuklarını ayda bir görebiliyor, o da kapıdan. Mehmet hâlâ aynı kasabada. Ama o bahçe duvarına artık bakmıyor. İkisi de aynı acıyı taşıyor: Yasak aşkın bedeli. Bazen düşünüyorum... O ilk "Merhaba" demeseydi, hayatlarımız bu kadar mı paramparça olurdu?
Önceki

Önceki