Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. uçaktaki adam
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


İlk kaptan uçuşumda, birinci sınıfta bir yolcu boğulmaya başladı. Onu kurtarmak için koştuğumda, çocukluğum boyunca aklımdan çıkmayan aynı doğum lekesini gördüm. Yirmi yıldır aradığım adam bir anda ayaklarımın dibinde yatıyordu — ve sandığım kişi değildi. Hatırlayabildiğim kadarıyla gökyüzüne takıntılıydım. Her şey, büyüdüğüm yetimhanede bana gösterdikleri eski, buruşturulmuş bir fotoğrafla başladı. O fotoğrafta yaklaşık beş yaşındaydım. Küçük bir uçağın kokpitinde oturuyordum ve sanki bütün ufuk benimmiş gibi gülümsüyordum. Arkamda pilot şapkası takmış bir adam duruyordu ve ben 20 yıl boyunca o adamın babam olduğuna inandım. Her şey eski, buruşturulmuş bir fotoğrafla başlamıştı. Elini omzuma koymuştu ve yüzünün bir tarafını kaplayan büyük, koyu renkli bir doğum lekesi vardı. O fotoğraf hayatımdaki en önemli şeydi. Geçmişimle tek bağım ve geleceğime giden yoldu. Hayat beni ne zaman yoldan çıkarmaya çalışsa, o fotoğrafa geri dönerdim. İlk yazılı sınavımda kaldığımda… Uçuş okulunun ortasında param bittiğinde… Simülatör saatlerini karşılayabilmek için çift vardiya çalıştığımda… O fotoğrafı hep cüzdanımda katlanmış halde taşıdım. En kötü gecelerde onu çıkarır, bir haritaya bakar gibi incelerdim. O benim geçmişimle bağım ve geleceğimin yoluydu. Bunun rastgele olmadığına kendimi inandırdım. Birinin beni bir sebeple o kokpite oturttuğunu düşündüm. Eğitmenler bana başarılı bir pilot olmak için gerekli geçmişe ya da paraya sahip olmadığımı söylediklerinde, onlardan çok o fotoğrafa inandım. O fotoğraf beni yer eğitiminden, bitmek bilmeyen simülatörlerden ve karşıma çıkan her engelden geçirdi. Kendime hep şunu söyledim: Eğer bir gün yine o koltuğa oturabilirsem, gökyüzü etrafımı sararsa, hayatımdaki her şey sonunda anlam kazanacaktı. Birisi beni bir sebeple o kokpite koymuştu. Ve işte bugün, o hayalin gerçekleştiği gündü. 27 yaşında sonunda bir yolcu uçağının kaptan koltuğuna oturmuştum. Bu, tam yetkili kaptan olarak yaptığım ilk uçuştu. “Kaptan, heyecanlı mısınız?” diye sordu yardımcı pilotum. Güneşe doğru uzanan piste baktım ve cebimde, kalbimin hemen üzerinde duran fotoğrafın üstüne elimi koydum. Sonunda bir yolcu uçağının kaptan koltuğuna oturmuştum. Gülümsedim. “Biraz, Emre. Ama çocukluk hayalleri gerçekten uçabilir, değil mi?” “Elbette uçabilir,” dedi başparmağını kaldırarak. “Hadi bu kuşu havalandıralım.” Kalkış mükemmeldi. Seyir irtifamıza ulaştık ve masmavi gökyüzüne bakarken yıllar boyunca babamı bulmak için yaptığım her şeyi düşündüm. Pilot kayıtlarını geceler boyu araştırdığımı… Asla cevaplanmayan e-postalar gönderdiğimi… Havaalanlarında kalabalıklara bakıp o doğum lekesini aradığımı… Babamı bulmak için yaptığım her şeyi düşündüm. Kendimi şuna inandırmıştım: Yeterince uçarsam, doğru yerlerde çalışırsam, yollarımız bir gün kesişecekti. Ama o anda, yukarıda, her şey kontrol altındayken, onu aramak artık gereksiz gibi geliyordu. Zaten hayatım boyunca ulaşmaya çalıştığım yerdeydim. Derin bir nefes verdim. Onu aramaktan gerçekten vazgeçebilir miydim? Bu, hayatımın uçmak kadar büyük bir parçası olmuştu. O zaman henüz bilmiyordum ki ona hiç olmadığım kadar yakın olduğumu. Gerçekten aramaktan vazgeçebilir miydim? Uçuşun birkaç saat sonrasında, hemen arkamızdaki birinci sınıf kabininden keskin bir patlama sesi duydum. Kalp atışım anında hızlandı. “Ne oluyor?” Emre omzunun üzerinden baktı. Kokpit kapısı birden açıldı ve kabin görevlilerimizden Zeynep içeri koştu. Yüzü bembeyazdı, gözleri panikle açılmıştı. “Şimdi, Murat! Sana ihtiyacımız var!” diye nefes nefese söyledi. “Bir adamın durumu çok kötü. Ölüyor!” Kalbim hızla çarpıyordu. Hiç tereddüt etmedim. Emre kontrolleri devraldı ve bana başıyla işaret etti. Eğitim sırasında ilk yardım konusunda sınıfımın en iyilerinden biriydim. Bir saniyeyi bile boşa harcayamazdık. Kabin içine koştum.

devamı sonraki sayfada...


Sonraki



  1. 1
  2. 2