Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. Oğlunu Gizlice Takip Etti: Parktaki Bankta Gördükleri
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


“Arabana bin ve git. Bir daha o çocuğun yakınında görünürsen, bunu polise anlatacak ilk kişi ben olurum.”

Rıza tek kelime edemeden uzaklaştı.

Kızın dizleri titriyordu. Sarp ceketini çıkarıp ona uzattı, fakat kız korkuyla geriledi.

“Benden korkmana gerek yok. Adın ne?”

“İdil.”

“Annen nerede, İdil?”

Kızın gözleri doldu.

“Annem hapiste. Ama hiçbir şey yapmadı.”

Sarp'ın boğazı düğümlendi. İdil'in boynundaki küçük gümüş kolyeyi o an fark etti. Kolyede işlenmiş bir papatya vardı. Aynısından yıllar önce ölen eşi Ekin de takardı.

“Bu kolyeyi sana kim verdi?”

“Annem. Ona da en yakın arkadaşı vermiş. Adı Ekin'miş.”

Sarp sanki yerinden vurulmuş gibi sendeledi.

Eşi öldüğünde Tuna henüz beş yaşındaydı. Ekin'in çevresindeki insanları uzaklaştırmış, acısını yalnız yaşamayı seçmişti. Şimdi geçmiş, küçük bir kızın gözlerinde karşısına çıkıyordu.

Annenin adı?” diye fısıldadı.

“Pelin Aksu.”

Bu ismi biliyordu. Pelin, yedi yıl önce Karahan şirketinin yardım vakfında çalışan muhasebeciydi. Büyük miktarda para çalmakla suçlanmış, mahkûm olmuştu. Sarp, dosyayı Cevdet'in hazırladığını hatırlıyordu. O günlerde eşini kaybetmenin acısıyla hiçbir şeyi sorgulamamıştı.

“Peki sen nerede kalıyorsun?”

“Anneannemle. Ama hasta. İlaçlarını alamıyoruz. Tuna bana yemek getiriyor. Bir de biriktirdiği harçlıklarını.”

Sarp gözlerini kapattı. Oğlunun sakladığı şey bir yalan değil, bir çocuğun çaresizliğiydi.

Tam o sırada Tuna koşarak yanlarına geldi.

“Baba!” diye haykırdı. “İdil'e bir şey yapmadın, değil mi?”

Sarp'ın hayatında ilk kez öz oğlunun kendisinden korktuğunu hissettiği andı bu.

“Hayır, oğlum. Onu korumaya çalışıyorum.”

Tuna gözyaşlarını silmedi.

“İdil senin kim olduğunu biliyor. Annesinin hapse girmesine senin sebep olduğunu düşünüyor. Ama ben seni tanıyorum. Gerçeği öğrenince yardım edeceğini söyledim.”

Sarp cevap veremedi.

Tuna, babasının yüzündeki ifadeyi görünce bir adım yaklaştı. “İdil'i ilk gördüğümde okulun arkasındaki çeşmeden su içiyordu,” dedi. “Çantasındaki ekmeği iki gündür saklıyormuş. Bir şey isteyemediği için öğle yemeğimi ben götürdüm. Sonra anneannesinin hastalandığını öğrendim. Sana söylemek istedim ama İdil ağladı. ‘Babanın adamları annemi hapse attı’ dedi. Ben de önce gerçeği bulacağıma söz verdim.” Sarp, oğlunun bütün bu yükü küçücük omuzlarında taşıdığını düşününce utandı. Evinde onlarca çalışan vardı; buna rağmen Tuna'nın en zor günlerinde neler hissettiğini fark edememişti.

“Bu yüzden mi bana söylemedin?”

“Hayır,” dedi Tuna. “Çünkü sen Cevdet amcaya herkesten çok güveniyorsun. İdil'in annesi de bütün bunları onun yaptığını söylüyor.”

Tuna cebinden mavi defteri çıkardı.

İçinde tarihler, banka hesapları ve yardım vakfından yapılan sahte ödemelerin kayıtları vardı. Son sayfada Pelin'in el yazısıyla tek cümle bulunuyordu:

“Ekin gerçeği öğrendi. Ona bir şey olursa dosyaları saklayın.”

Sarp'ın nefesi kesildi.

Ekin'in ölümü bir trafik kazasıydı. En azından kendisine söylenen buydu.

O gece eve döndüğünde yıllardır kilitli duran çalışma odasının dolabını açtı. Ekin'in eşyalarını sakladığı kutuyu indirdi. Fotoğraflar, eski mektuplar ve kurumuş bir gelin çiçeğinin arasında küçük bir ses kayıt cihazı vardı.

Sarp elleri titreyerek düğmesine bastı.

Ekin'in sesi duyuldu:

“Sarp, bunu dinliyorsan sana söyleyemediğim bir şey olmuş demektir. Vakfımızın parasını Cevdet çalıyor. Pelin belgeleri topladı. Bugün onunla savcılığa gideceğiz. Seni uyarmak istedim ama telefonlarına ulaşamadım.”

Kayıt bir gürültüyle kesildi.

Sarp sandalyeye çöktü. Yedi yıldır eşinin ölümünü kader sanmıştı. Şimdi en güvendiği adamın o gün yaşananlarda payı olabileceği ihtimaliyle yüzleşiyordu.

Ertesi sabah eski kaza dosyasını incelemesi için bağımsız bir avukat tuttu. Ardından Pelin'i cezaevinde ziyaret etti.

Kadın onu görünce ayağa kalkmadı.

“Yedi yıl sonra neden geldiniz?”

“Çünkü yedi yıl geç kaldığımı öğrendim.”

Pelin gözlerini masadan kaldırdı.

“Ekin ölmeden önce bana bir şey söyledi. ‘Sarp gerçeği öğrenirse bunu örtbas etmez’ dedi. Ona inandım. Ama siz beni dinlemediniz.”

Sarp başını eğdi.

“Haklısınız. Şimdi sizi dinlemeye geldim.”

Pelin, Cevdet'in sahte şirketler üzerinden vakfın bağışlarını kendi hesaplarına aktardığını anlattı. Ekin durumu fark etmiş, belgelerle savcılığa gitmeye hazırlanmıştı. Kazadan sonra bütün evraklar kaybolmuş, suç Pelin'in üzerine yıkılmıştı.

“Ölümüne onun sebep olduğunu kanıtlayamam,” dedi Pelin. “Ama beni susturmak için yaptıklarını kanıtlayabilirim. Defterin içindeki hesapların asıl kayıtları şirket arşivinde.”

Sarp bir süre sessiz oturdu. Pelin'in yüzündeki yorgunluk, kaybedilmiş yılların izini taşıyordu. “Sizden hemen affetmenizi beklemiyorum,” dedi. “Ama kızınıza bundan sonra kimsenin zarar vermemesi için elimden geleni yapacağım.” Pelin gözlerini kaçırdı. “Bana verdiğiniz bir söz değil, adalet lazım,” diye karşılık verdi. Bu cümle Sarp'ın aklında kaldı. İlk kez, para vererek veya bir emirle geçmişin düzeltilemeyeceğini bütün ağırlığıyla anlamıştı. Gerçeği ortaya çıkarmak, kendi ihmallerinin de gün yüzüne çıkması demekti. Yine de başka bir yol seçmeyecekti.

Sarp cezaevinden çıkar çıkmaz avukatını aradı. Belgelerin yasal yollarla güvenceye alınması için savcılığa başvurdular.

Fakat Cevdet bir şeylerin değiştiğini anlamıştı.

Akşam Tuna okuldan dönmedi.

Telefon çaldığında Sarp'ın kalbi duracak gibi oldu.

Cevdet'in sesi sakindi.

“Çocuğun benimle. Arşivdeki kayıtları teslim et, oğlunu al.”

Sarp masaya tutundu.

“Onu incitirsen...”

“Tehditlerine ayıracak vaktin yok. Eski fabrikaya gel. Yalnız.”

Sarp telefonu kapattı. Önce polise, sonra avukatına haber verdi. Oğlunu kurtarmak için tek başına kahramanlık yapmayacaktı. Böyle davranmanın geçmişte nelere mal olduğunu artık biliyordu.

Fabrikaya vardığında Tuna bir sandalyede oturuyordu. Elleri serbestti ama yanında iki adam bekliyordu. Cevdet, metal masaya vurdu.

“Dosyalar?”

“Savcılıkta,” dedi Sarp.

Cevdet'in yüzü gerildi.

“Sen ne yaptığının farkında mısın?”

“İlk defa farkındayım.”

Cevdet silahına uzandı. Tam o anda dışarıdan polislerin uyarısı duyuldu. Adamları kaçmaya çalıştı, fakat çıkışlar tutulmuştu. Kısa bir arbede sonunda Cevdet yakalandı.

Tuna babasına koştu. Sarp oğluna öyle sıkı sarıldı ki çocuk şaşkınlıkla fısıldadı:

“Baba, ağlıyor musun?”

“Evet,” dedi Sarp. “Seni kaybedeceğimi sandım.”

Sonraki haftalarda gerçekler birer birer ortaya çıktı. Şirket kayıtları Cevdet'in yolsuzluğunu doğruladı. Pelin hakkında yeniden yargılama kararı verildi. Ekin'in kazası da yeniden soruşturulmaya başlandı; ölümünün ardındaki bütün sorular hemen yanıtlanamadı.

Sarp ise kendi geçmişinden kaçmadı. İşlediği suçlarla ilgili bildiklerini yetkililere anlattı, yasa dışı faaliyetlerinden vazgeçti ve hukuki sonuçlarla yüzleşmeyi kabul etti. Bu karar ona servetinin ve gücünün önemli bir bölümüne mal oldu.

Aylar sonra Pelin'in mahkûmiyeti kaldırıldı. Cezaevi kapısından çıktığında İdil koşarak kollarına atıldı. Tuna birkaç adım geride gülümsüyordu.

Sarp uzaktan izledi. Alkış beklemiyor, teşekkür istemiyordu. Kaybolan yedi yılı geri veremeyeceğini biliyordu.

Bir pazar günü Tuna babasını eski meydana götürdü. Bank hâlâ oradaydı. İdil ve Pelin, anneannesiyle birlikte onları bekliyordu.

Tuna çantasından iki sandviç çıkardı. Birini İdil'e uzattı.

“Artık benim yemeğimi paylaşmak zorunda değilsin,” dedi kız gülerek.

“Biliyorum,” diye cevap verdi Tuna. “Ama birlikte yemek yemek daha güzel.”

Sarp bankın diğer ucuna oturdu. Yıllar boyunca gücün insanları korkutabilmek olduğunu sanmıştı. Oysa on iki yaşındaki oğlu, elindeki küçücük sandviçi ikiye bölerek ona çok daha zor bir şey öğretmişti: Başkasının acısını görmek ve doğru olanı yapmak.

Sarp oğlunun omzuna elini koydu.

“Bir gün bana neden yalan söylediğini sormuştum,” dedi. “Şimdi anlıyorum. Sen iyiliği saklamaya çalışmıyordun; onu korumaya çalışıyordun.”

Tuna başını babasının omzuna yasladı.

“Peki şimdi kızgın mısın?”

“Hayır, oğlum. Seninle gurur duyuyorum. Ama bundan sonra tehlikeli bir sır taşıdığında yalnız kalmayacaksın. Bunu birlikte çözeceğiz.”

O gün Sarp, hayatında ilk kez hiçbir koruma olmadan, hiçbir telefon görüşmesi yapmadan, sıradan bir park bankında uzun uzun oturdu.

Ve yıllar sonra dönüp o günü hatırladığında, hayatını değiştiren şeyin büyük bir hesaplaşma değil, iki çocuğun paylaştığı yarım sandviç olduğunu söyleyecekti.


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3