Oğlum 8 yaşında.
Sessiz bir çocuktu.
Kimseyle kavga etmez, yüksek sesle konuşmazdı.
Ama son zamanlarda içine daha çok kapanmıştı.
Bir gün öğretmeni aradı.
“Yarın mutlaka okula gelir misiniz?” dedi.
Ses tonu ciddiydi.
Sabaha kadar uyuyamadım.
Aklıma her şey geldi.
Kavga mı etti?
Birine mi zarar verdi?
Ertesi gün okula gittim.
Öğretmen beni boş sınıfa aldı.
Masaya bir resim koydu.
“Bunu rehberlik dersinde çizdi,” dedi.
Resme baktım.
Bir ev vardı.
Bir anne.
Bir çocuk.
Ama babanın olduğu yerde… siyah bir gölge çizilmişti.
“Babası neden böyle?” diye sordu öğretmen.
Boğazım düğümlendi.
Çünkü babası iki yıl önce bizi terk etmişti.
O günden beri hiç aramamıştı.
“Çocuklar bazen duygularını böyle anlatır,” dedi öğretmen.
“Son haftalarda daha fazla içine kapandı. Teneffüslerde yalnız.”
O an kalbim paramparça oldu.
Eve geldim.
Akşam oğluma sarıldım.
“Babanı özlüyor musun?” dedim.
Bir süre sustu.
Sonra başını salladı.
“Hayır,” dedi.
Ama gözleri doldu.
“Peki o resmi neden öyle çizdin?”
Bana baktı.
Ve söylediği cümle nefesimi kesti:
“Çünkü babam ölmedi.”
Dünya başıma yıkıldı.
“Ne demek ölmedi?”
Fısıldadı:...
devamı sonraki sayfada...

