Eski nişanlımın bugün babamla evlenişini izledim. Nikâh memuru “Gelin hanımı öpebilirsiniz,” dediğinde odada derin bir sessizlik hâkimdi.
Ne alkış vardı ne de bir gülümseme.
Babam, bir evliliği kutlar gibi değil de sanki bir iş sözleşmesi imzalar gibi ona doğru eğildi; Esin ise babamın öpücüğü yanağına değecek kadar başını çevirdi. Bu bir düğün gibi hissettirmiyordu. Her şey kurgulanmış gibiydi. İçi boş. Özenle inşa edilmiş bir yalan gibi.
Üç ay öncesine kadar Esin’le kendi geleceğimizi planlıyorduk. O benim için her şeydi; nazik, güzel, hayatımı birlikte geçireceğimi düşündüğüm tek kişiydi. Bana "evet" dediğinde kendimi dünyanın en şanslı adamı gibi hissetmiştim.
Gerçekten mutlu olduğumuza inanıyordum. Ta ki o, hiçbir uyarı yapmadan ortadan kaybolana dek. Tam bir hafta boyunca çekip gittiğini sandım. Sonra geri döndü ve beni bir kez daha paramparça etti. O gün kapı çalındığında hayatımın altüst olmak üzere olduğundan haberim yoktu. Kapıyı açtım... Ve oradaydı. Babamın yanında duruyordu. El ele. Babam, sanki bu çok normal bir durummuş gibi kolunu sıvazlayarak, “Evleniyorum,” dedi. “Bizi tebrik etmeyecek misin?” Kelimeleri idrak bile edemiyordum. “Neden bahsediyorsun sen?” Esin düz bir sesle, “Nişanı bozuyorum,” dedi. “Adnan ile evleniyorum. Lütfen zorluk çıkarma. Kararım kesin.” İçimdeki her şeyin koptuğu an o andı. Tartışmadım. Cevap beklemedim. Sadece kapıyı kapattım. Ve her ikisini de hayatımdan çıkardım. Her mesajı, her aramayı görmezden geldim. Ama bu onlar için yeterli değildi. Yine de bana bir düğün davetiyesi gönderdiler. Babam üzerine bir not bile düşmüştü: Gel. Bekliyor olacağız. Neden gittim, bilmiyorum. Ama gittim. Ve işte şimdi her şey bitmişti. Tören tuhaf bir sessizlikle sona erdi; misafirler sanki oradan bir an önce kaçmak istiyormuş gibi hızla ayağa kalktılar. Fısıltıyla, huzursuzca konuşmaya başladılar. Esin, kimseyle göz göze gelmeden süzülüp gitti.
Babam mı? Doğruca içki masasına. Elbette. Tam çıkmak üzereyken arkamdan sesini duydum. “Bu kadar çabuk mu gidiyorsun?” Eliyle kolumu kavradı. Soğuk bir tavırla, “Yeterince gördüm,” dedim. “İkiniz de eğlendiniz.” Daha yakınıma sokuldu, nefesi ağırdı. “Hâlâ anlamıyorsun, değil mi?”
“Neyi anlamıyorum?” “Senin için ne yaptığını.” Kaşlarımı çattım. “Neden bahsediyorsun sen?” Sertçe güldü. “Seni kurtarmak için benimle evlendi, seni aptal.” Ben cevap veremeden— “Yeter!” Esin’in sesi her şeyi bıçak gibi kesti.
devamı sonraki sayfada...

