Murat’la tanıştığımda hayatımın bu kadar değişeceğini hiç düşünmemiştim. İlk buluşmamızda bana iki küçük kızını tek başına büyüttüğünü söylemişti. 4 yaşındaki Elif ve 6 yaşındaki Zeynep… Eşi üç yıl önce bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Gözlerinde hâlâ o kaybın gölgesi vardı ama kızlarına karşı öyle şefkatliydi ki, ona hayran kalmamak imkânsızdı.
Zamanla kızlarla da yakınlaştım. Elif’in utangaç gülüşü, Zeynep’in meraklı soruları… Onları kendi çocuklarım gibi sevdim. Murat’la ilişkimiz ilerledi, bir yıl sonra sade bir nikâhla evlendik. Küçük bir göl kenarında, sadece ailelerimizin olduğu bir tören… Her şey sakindi, huzurluydu. Yeni hayatımın güzel başlayacağına inanıyordum.
Murat’ın evine taşındığımda ilk dikkatimi çeken şey bodrum kapısı oldu. Sürekli kilitliydi. Murat o kapının yanından geçerken bile huzursuz görünüyordu. Nedenini sorduğumda “Eski eşyalar dolu, çocuklar girip kendilerine zarar verebilir” dedi. Mantıklıydı. Ama yine de içimde tarif edemediğim bir huzursuzluk oluştu.
Günler geçtikçe kızların o kapıya bakışlarını fark etmeye başladım. Özellikle Zeynep… Bazen durup kapıya uzun uzun bakıyor, sanki biriyle sessizce konuşuyormuş gibi fısıldıyordu. Birkaç kez sorduğumda ise sadece “Hiç” deyip geçiştiriyordu.
Bir gün Murat işe gitmişti. Elif ve Zeynep hafif hastaydı, ben de izin alıp evde kaldım. Ama çocuk dediğin hasta da olsa enerjik olur. Kısa süre sonra evin içinde koşuşturup saklambaç oynamaya başladılar.
Tam onları yatağa geri götürmeye çalışıyordum ki Zeynep bir anda yanıma geldi.
“Annemle tanışmak ister misin?” dedi.
Sözleri içime buz gibi oturdu. Gülümsediğini fark ettim ama o gülümsemede tuhaf bir şey vardı.
“Ne demek istiyorsun?” diye sordum.
“Annem de saklambaç oynamayı çok severdi. Onu da çağırabiliriz,” dedi. Sonra elimi tuttu. “Sana annemin nerede yaşadığını göstereyim.”
Elim buz kesmişti ama onu durduramadım. Beni doğrudan bodrum kapısına götürdü.
“Kapıyı açarsan onu görebilirsin,” dedi.
Kalbim deli gibi atıyordu. Mantığım bunun saçma olduğunu söylüyordu ama içimde bir şey, bu kapının ardında önemli bir şey olduğunu fısıldıyordu. Saç tokalarımı çıkardım, kilidi açmaya çalıştım. Birkaç denemeden sonra klik sesi geldi.
Kapıyı yavaşça açtım.
İçeriden keskin, ağır bir koku yayıldı. Nem, çürümüşlük ve eski bir şeylerin kokusu… Işığı açtım. Merdivenler karanlığa iniyordu.
“Annem aşağıda,” dedi Zeynep sakince.
Yutkundum ve merdivenlerden inmeye başladım. Her adımda içimdeki korku büyüyordu. Aşağı indiğimde gözlerim karanlığa alıştı… ve gördüğüm şey karşısında nefesim kesildi.
Bodrumda eski eşyalar yoktu.
Duvarlar temizlenmişti. Ortada bir yatak vardı. Yatağın yanında eski bir komodin, üzerinde su şişesi… ve zincir.
Zincirin ucu… yatağa bağlıydı.
Ve o yatakta biri yatıyordu.
Bir kadın.
Solgundu. Saçları darmadağındı. Gözleri yarı açık halde bana bakıyordu.
Geriye sendeledim.
“Sen… kimsin?” diye fısıldadım.
Kadın dudaklarını zorla oynattı.
“Ben… onların annesiyim…”
Dünya başıma yıkıldı.
“Bu… imkânsız,” dedim. “Sen… öldün…”
Kadın gözlerini kapatıp tekrar açtı.
“Murat… herkese öyle söyledi…”
Arkamdan Zeynep’in sesi geldi:
“Sana söylemiştim. Annem burada yaşıyor.”
O an her şey yerine oturdu. Murat’ın kapıyı asla açmaması, kızların tuhaf davranışları, o bakışlar...
devamı sonraki sayfada...

