Hasan ile 62 yılımız beraber geçti ve evlendiğim adamın her köşesini bildiğimi sanırdım. Sonra, cenazesinde daha önce hiç görmediğim bir kız yanıma geldi, elime bir zarf tutuşturdu ve ben soru sormaya fırsat bulamadan kaçıp gitti. O zarf, kocamın bana bizzat anlatacak cesareti kendinde bulamadığı bir hikâyenin başlangıcıydı.
O gün töreni nasıl bitirdiğimi bilemiyorum.
Hasan ile 62 yıldır evliydik. 18 yaşımdayken tanışmış ve bir yıl içinde evlenmiştik. Hayatlarımız birbirine o kadar dolanmıştı ki, o camide onsuz durmak bir acıdan ziyade, yarım akciğerle nefes almaya çalışmak gibi hissettiriyordu.
Hasan ile 62 yıldır evliydik.
Adım Gül, ve altmış yıl boyunca Hasan hayatımdaki en sarsılmaz şeydi. Oğullarımız her iki yanımda duruyordu; bu süreci atlatırken onların kollarına tutundum.
İnsanlar yavaş yavaş dağılırken onu gördüm. En fazla 12 veya 13 yaşlarında, tanıdığım hiçbir yüze benzemeyen bir kız çocuğu. Seyrelen kalabalığın arasından süzüldü ve gözleri beni bulunca doğruca yanıma geldi.
"Siz Hasan'ın eşi misiniz?" diye sordu.
"Evet, benim."
Sıradan beyaz bir zarf uzattı. "Eşiniz… bugün bu zarfı size vermemi istedi. Cenazesinde. Tam olarak bugüne kadar beklemem gerektiğini söyledi."
Sıradan beyaz bir zarf uzattı.
Adını, Hasan'ı nereden tanıdığını veya neden aylardır hasta yatan bir adamın mesajını bir çocuğun taşıdığını soramadan, arkasını dönüp başka bir soru sormama izin vermeden camiden koşarak çıktı.
Oğlum koluma dokundu. "Anne? İyi misin?"
"İyiyim… İyiyim."
Zarfı çantama attım ve bir daha sözünü etmedim.
O akşam, herkes eve gittikten ve ev bir cenazenin ardından gelen o özel sessizliğe büründükten sonra zarfı mutfak masasında açtım.
Aylardır hasta yatan bir adamın mesajını bir çocuk taşıyordu.
İçinde Hasan'ın el yazısıyla yazılmış bir mektup ve zarfı ters çevirdiğimde masaya çarparak ses çıkaran küçük pirinç bir anahtar vardı.
Mektubu açtım. "Aşkım," diye başlıyordu. "Bunu sana yıllar önce söylemeliydim ama yapamadım. Altmış beş yıl önce, bu sırrı sonsuza dek gömdüğümü sanmıştım ama tüm hayatım boyunca beni takip etti. Gerçeği bilmeyi hak ediyorsun. Bu anahtar, aşağıdaki adreste bulunan 122 numaralı garajı açıyor. Hazır olduğunda git. Her şey orada."
İki kez okudum.
Hazır değildim. Yine de paltomu giydim, bir taksi çağırdım ve oraya gittim.
"Altmış beş yıl önce, bu sırrı sonsuza dek gömdüğümü sanmıştım."
Garaj şehrin dışındaydı; 1970'lerden beri hiç değişmemiş gibi görünen bir arazide yan yana dizilmiş metal kapılardan biriydi. 122 numarayı buldum, anahtarı asma kilide uydurdum ve kapıyı yukarı kaldırdım.
Beni önce o koku karşıladı: eski kâğıt ve ardıç kokusu, mühürlenmiş bir alanın o kendine has havası.
Beton zeminin ortasında, benden daha uzun, üzerindeki örümcek ağları ve tozun burada çok uzun süredir durduğunu fısıldadığı devasa bir ahşap kutu duruyordu.
Cebimden bir bez çıkarıp önünü sildim, mandalı buldum ve kapağı kaldırdım.
Beni önce o koku karşıladı.
İçinde solmuş kurdelelerle bağlanmış çocuk çizimleri, "Sevgili Hasan"a yazılmış doğum günü kartları, okul başarı belgeleri ve özenle saklanmış düzinelerce mektup vardı.
Her birinin sonu aynı isimle bitiyordu: Verda.
En altta aşınmış bir dosya duruyordu. Yavaşça açtım.
65 yıl öncesine ait belgeler, Hasan'ın, babası ortadan kaybolan genç bir kadın ve onun bebek yaştaki kızı için sessizce sorumluluk aldığını gösteriyordu. Kiralarını ödemiş, ilerleyen yıllarda okul masraflarını karşılamış ve yıllarca düzenli bir aylık harçlık göndermişti. Kadının ona yazdığı her mektup, kutsal bir emanet gibi saklanmıştı.
Bir düşünce içimi kemiriyordu: Hasan'ın başka bir ailesi vardı. Altmış yıl boyunca benden sakladığı bir hayat.
Her birinin sonu aynı isimle bitiyordu: Verda.
O garajın zeminine çöktüm ve iki elimle ağzımı kapattım.
"Allah'ım," diye fısıldadım. "Hasan, sen ne yaptın?"
Dışarıda çakılların üzerinde bir lastik sesi duydum.
Bir bisiklet fren yaparak durdu. Açık kapıya döndüğümde, cenazedeki kız orada duruyordu; nefes nefese kalmıştı, yanakları bisiklet sürmekten kızarmıştı.
"Buraya geleceğini tahmin etmiştim," dedi.
"Beni mi takip ettin?"
Cenazedeki kız orada duruyordu.
devamı sonraki sayfada...

