Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. Lüks Tatil ve Terk Edilen Çocuk
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Oğlum, 8 Yaşındaki Evlatlık Kızını 40 Derece Ateşle Bırakıp Öz Oğluyla Lüks Gemi Turuna Çıktı — Ama Sonrasında Olacakları Hiç Beklemiyordu

Telefon saat 02:03’te çaldı.

Telefonumun ışığı karanlık yatak odasını aydınlattı, komodinin üzerinde sanki görmezden gelinmekten korkuyormuş gibi titriyordu. Bilinmeyen numara. Neredeyse açmayacaktım ama daha elim telefona gitmeden göğsümde bir şeyler daraldı.

"Siz... Müzeyyen Erten misiniz?" diye sordu genç bir ses, titrek ve aceleci bir tavırla.

"Evet."

"Ben Şehir Hastanesi acil servisinden Hemşire Esra. Yanımızda sekiz yaşında bir kız çocuğu var, Elif. Sizin babaannesi olduğunuzu söylüyor."

Nefesim kesildi. Elif. Torunum. Oğlum Deniz’in, Elif henüz üç yaşındayken evlat edindiği kızım.

"Ne oldu?" diye sordum.

"40 derece ateşi var. Ciddi derecede susuz kalmış. Tedavinin geciktirildiğinden şüpheleniyoruz. Buraya bir otel servis durağından ambulansla getirildi."

Bir otel mi? Zihnim anında Deniz’e gitti.

Üç gün önce karısı Rüya ve öz oğulları Ege ile birlikte Kuşadası kalkışlı lüks bir gemi turuna çıkmışlardı. Rüya’nın paylaştığı fotoğrafları hatırladım: şampanya kadehleri, deniz manzaraları, birbiriyle uyumlu tatil kıyafetleri...

Elif’ten tek bir kelime bile bahsedilmemişti. Daha hemşire konuşmasını bitirmeden anahtarlarımı kapmıştım bile. "Geliyorum," dedim.

Bilet aldığım uçak saatler sonrasınaydı ama yerimde duramıyordum. Durmadan şunu düşünüyordum: Kim hasta bir çocuğu böyle bırakır? Kim herhangi bir çocuğu böyle bırakır?

Hastaneye vardığımda onları zaten üç kez aramıştım. Deniz açmadı. Rüya açmadı. Doğrudan telesekretere yönlendiriliyordum, sanki endişem onlar için bir ayak bağıydı.

Hastanede Elif, hatırladığımdan daha küçük görünüyordu. Cildi solgun, dudakları çatlaktı; o minicik eline serum bağlanmıştı. Beni gördüğünde gözleri anında doldu.

"Babaanne... Onlara hasta olduğumu söylemeye çalıştım," diye fısıldadı. "Tatili mahvettiğimi söylediler."

İçimde bir yerler sessizce ve paramparça olacak şekilde kırıldı.

Bir doktor, elindeki dosyayı karıştırarak yanıma yaklaştı. "Şu an durumu stabil, ancak çok geç getirilmiş. Birkaç saat daha geç kalsaydı..."

Cümlesini tamamlamadı. Başımı salladım ama artık onu dinlemiyordum. Gözlerim kapının yanında duran polise kaydı; hastane protokolü gereği durum zaten emniyete bildirilmişti.

"Onu kimin bıraktığına dair bir bilgimiz var mı?" diye sordum.

Polis notlarını kontrol etti. "Bir otel servis şoförü onu bagaj teslim alanının yakınında, tek başına bulmuş. Yanında hiçbir yetişkin yokmuş. Anne ve babasının bilinen son konumlarını takip ediyoruz."

Anne ve baba. Önce Elif’e, sonra polise baktım. Sesim beklediğimden daha alçak, kararlı ve soğuk çıktı:

"Onlar, hayal ettiklerinden çok daha farklı bir tatil yapmak üzereler."

Ben telefon trafiğine başladığımda gemi çoktan açılmıştı. Deniz hâlâ cevap vermiyordu. Rüya’nın mesaj kutusu doluydu. Ancak gemi firması ikinci çalışta açtı.

Önce naziktiler. Sonra kafaları karıştı. Ardından, "terk edilmiş küçük çocuk" ve "hastaneye yatış" kelimelerini kullandığımda bir anda tüm dikkatlerini bana verdiler.

Bir saat içinde liman güvenlik görüntüleri şüphelendiğim şeyi doğruladı: Deniz, Rüya ve Ege gemiye birlikte binmişti. Elif ise hiç binmemişti.

Bunun yerine, bir sırt çantasıyla otel servis durağına bırakılmış ve ona "check-in sorunları çözüldükten sonra birinin onu almaya geleceği" sözü verilmişti. O "biri" hiç gelmemişti.

Komiser Selim, ben Elif’in uyuyuşunu izlerken yanımda duruyordu. "Şikayetçi olmak istiyor musun?" diye sordu dikkatle.

Hemen cevap vermedim. Küçük eline, az önce çıkarmaya çalıştığı için hafifçe kaymış olan serum bandına baktım. "Ölebilirdi," dedim sessizce. "Bu bir cevap değil," dedi. "Öyle," dedim.

Deniz’den ilk arama nihayet sabah 11:47’de geldi. Sesi endişeli değil, sinirli geliyordu. "Anne, gemideyim. Bizim için bu tatili mahvedecek kadar acil olan ne?"

Koridora çıktım. "Kızın acil serviste," dedim. Bir sessizlik. Sonra bir kahkaha. "Elif mi? O iyidir. Muhtemelen sadece soğuk algınlığıdır. Her şeyi abartıyor zaten."






devamı sonraki sayfada...  


Sonraki



  1. 1
  2. 2