Kusurlarımı asla görmesine gerek kalmayacağını düşündüğüm için görme engelli bir adamla evlendim; dünyanın yıllarca dik dik baktığı o yanlarımı görmeyecekti. Sonra, düğün gecemizde yanık izlerime dokundu, bana "çok güzelsin" dedi ve sonunda bulduğumu sandığım tüm o güven duygusunu sorgulamama neden olan bir itirafta bulundu.
Düğün sabahımda, benden önce kız kardeşim ağladı.
Leyla, kilisenin hazırlık odasında arkamda durmuş, elleriyle ağzını kapatmış, aynadaki yansımama sanki dantellerin ve özenli makyajın altında bir yerlerde kalmış olan o 13 yaşındaki kızı hâlâ görebiliyormuş gibi bakıyordu.
Gelinliğim fildişi rengindeydi; hem zarafet hem de kusurlarımı örtmesi için yüksek yakalı ve uzun kollu seçmiştim. Ben artık tartışmaktan vazgeçene kadar Leyla buna "muhteşem" demekte ısrar etmişti.
Dantellerin ve özenli makyajın altında bir yerlerde kalmış olan o 13 yaşındaki kızı hâlâ görebiliyordu.
"Çok güzel görünüyorsun, Merve," dedi, gözyaşları yanaklarından süzülürken.
Güzel. Bu kelime bazen hâlâ içimde bir yerlere takılıp kalıyor. On üç yaşındayken, yüzümün yarısı yanmış bir halde hastane yatağında yatarken ve aldığım her nefes ödünç alınmış gibi hissettirirken çok farklı bir kelime duymuştum.
Bir polis memuru bana bir komşunun doğalgazı yanlış kullanmış olması gerektiğini söylemişti. Patlamaya bu sebep olmuştu. Hayatta kaldığım için "şanslı" olduğumu söylemişti.
devamı sonraki sayfada...

