Hayatımdaki her şeyin sonunda yerle bir olduğunu düşünüyordum; terk edilmiştim, hamileydim ve evime haciz gelmek üzereydi. Ancak yazın en sıcak gününde yaşlı komşuma yardım ettiğim o an, her şey bir gecede değişti. Ne komiserin kapımı çalacağını ne de posta kutumda geleceğimi tamamen değiştirecek o sırrın beklediğini tahmin edebilirdim.
Dibe vurmanın bir tür uyarıyla geleceğine inanırdım. Ama gerçek şu ki, dibe vurmak sessizce boğulmak gibi bir his. 34 haftalık hamileydim ve yapayalnızdım. Her zaman önceden plan yapan biri olmuştum. Ama bebeği tutmaya karar verdiğin an Levent gibi birinin seni çekip gitmesini planlayamazsın.
Borçlarla ilgilenmeyen bir bankayı ya da mutfak tezgahında sessiz bir çığ gibi biriken ödenmemiş faturaları planlayamazsın. O Salı günü hava acımasızca sıcak, basık ve boğucuydu; sanki hava bile öfkeliydi. Oturma odasında ayaklarımı sürüyerek yürüyor, sonunda o devasa çamaşır yığınıyla yüzleşmeye karar veriyordum.
Telefon çaldı, irkildim ve kucağımdaki çamaşırlar yere düştü. Arayan: Banka. Neredeyse görmezden gelecektim. "Aslı Hanım, ben Berrin..." Gecikmiş bakiyeyi ve hangi departmandan aradığını açıklamasını dinledim. "Korkarım ev kredinizle ilgili zor haberlerim var," diye devam etti. "Haciz işlemleri bugün itibarıyla başlatıldı." İçimde bir şeyler koptu. Vedalaşmadım bile; sadece telefonu kapattım, elimi karnıma bastırdım ve fısıldadım: "Çok üzgünüm bebeğim. Deniyorum, söz veriyorum." Vazgeçmemem için yalvarırcasına sertçe tekmeledi. Ama havaya ihtiyacım vardı; korku tadı taşımayan tek bir nefese. Dışarı çıktım, yakıcı güneşin altında gözlerimi kısarak postalarımı aldım.
İşte o an yan komşum Hayriye Teyze’yi fark ettim. 82 yaşındaydı, saçları her zaman düzgünce taranmış olurdu, genellikle verandasında oturup bulmaca çözerdi. Ama bugün bahçedeydi, eski bir çim biçme makinesinin üzerine eğilmiş, iki eliyle itmeye çalışıyordu. Otlar neredeyse bacaklarını yutmuştu.
devamı sonraki sayfada...

