“Beni öldürmek istediler.” Meğer büyük bir borcun içindeymiş. Yanlış insanlarla iş yapmış. Ölmesi gerekiyormuş. “Onlardan kurtulmanın tek yolu buydu,” dedi. Bir kimliksiz ceset bulunmuş. Yüzü tanınmayacak haldeymiş. Parayla işi ayarlamışlar. Resmi kayıtlarda o ölü görünüyordu. “Yeni bir hayata başlayacağız,” dedi. “Başka bir şehirde. Yeni isimlerle.” O an içimde bir şey kırıldı. “Beni de mi bu oyuna alet ettin?” “Başka çarem yoktu.” Tam o sırada gerçek dank etti. “Peki o mesajı kim attı?” Yüzü bir anda değişti. Çünkü o da bilmiyordu. Telefonum tekrar titredi. Aynı numara. “Seni de kandırıyor. Onun tek planı yalnız kaçmaktı.” Bir fotoğraf daha geldi. Bu sefer kocam… Başka bir kadınla sarılırken. Tarih iki hafta öncesine aitti. Yani “ölmeden” önce. Yani plan çoktan yapılmıştı. Beni alıp kaçmak için değil. Tek başına kaybolmak için. Ona baktım. Gözlerini kaçırdı. “Bu da planın parçası mı?” dedim. Sessiz kaldı. O an anladım. Beni değil… kendini kurtarmaya çalışmıştı. Ve eğer ben mesajı almasaydım… Resmi kayıtlarda dul kalacak, sigorta parasıyla yaşayacak, o da başka bir hayat kuracaktı. Telefon yine titredi. Son mesaj: “Polis 10 dakika içinde orada olacak.” Kafamı kaldırdım. Uzakta siren sesi duyuldu. O an yüzü ilk defa korkuyla doldu. “Beni ele mi verdin?” dedi. Hayır. Ben değil. Onu kandırdığını sandığı insanlar vermişti. Geri geri adım attı. Kaçmaya çalıştı. Ama istasyonun arkasında polis arabaları belirdi. Yere yatırdılar. Ellerine kelepçe takılırken göz göze geldik. “Beni satma,” dedi. Yavaşça başımı salladım. “Ben seni zaten kaybettim.” O gün şunu öğrendim: Bazen bir insan gerçekten ölmez. Ama gözünde ölür. Ve bazı cenazeler… Toprak altında değil, kalpte olur.
Önceki

Önceki