İlk fotoğrafta kanepede uyuyordum. Ağzım açıktı. Üstüne yazmıştı: “Babam ayı gibi horluyor.” Bir diğerinde bir lokantada milkshake kaldırıyorduk. Bir fotoğrafta kamyonum vardı. Kar emniyet kemeriyle bağlıydı. En alttaki fotoğrafta Elif hastane yatağındaydı. Saçsızdı ama gülümsüyordu. Kar’ı havaya kaldırmıştı. Kenara yazmıştı: “Hâlâ sihirli.” Notu açtım. “Baba. Eğer bunu bulduysan hâlâ buradasın. Güzel.” Fotoğrafların yalnız geceler için olduğunu yazmıştı. Onun gerçek olduğunu ve onu özlememin delilik olmadığını hatırlamam için. Sonra şöyle yazmıştı: “Anneme kızgın olmadığını söyle. Arabada ağlıyor.” Saatlerce bahçede oturdum. Sonra içeri girdim. Fotoğrafları yıkayıp masaya koydum. Telefonumu aldım. Zeynep’in numarası hâlâ kayıtlıydı. Aradım. Telefon üç kez çaldı. “Alo?” dedi. “Zeynep… ben Murat.” Sessizlik. “Murat?” “Buldum. Kar’ın sırrını. Kutuyu.” Nefesi titredi. “Elif’in fotoğraflarını buldun…” “Evet. Ve sana kızgın olmadığımı söylememi istedi.” Zeynep ağladı. “Teşekkür ederim,” dedi. O gün onun evine gittim. Kapıyı açtığında gözleri kızarmıştı. Kar’ın kulağına dokundu ve fısıldadı: “Seni çok seviyordu.” Ben de dedim ki: “Çöp torbaları için özür dilerim.” Zeynep başını salladı. “Ben de sessizlik için özür dilerim.” Sonunda birlikte ağladık. Elif’in istediği gibi.
Önceki

Önceki