Kızım kaybolduktan beş yıl sonra, bir sabah dış kapıyı açtığımda onun eski kot ceketine sarılmış bir bebek buldum. Cebindeki notun sonunda her şeyi açıklayacağını düşünmüştüm. Aksine o not beni, kızımın bensiz kurduğu hayatın içine ve babasının gömdüğü gerçeklere doğru bir yolculuğa çıkardı.
Bir an için rüya gördüğümü sandım.
Saat sabah altıyı biraz geçiyordu. Üzerimde hâlâ sabahlığım vardı, saçlarım yarım yamalak toplanmıştı; bir elimde soğumaya yüz tutmuş kahvemle öylece kalakalmıştım.
Kapıyı açmıştım çünkü birisi zili bir kez, hızlı ve sertçe çalmıştı; hani beklerken yakalanmak istemeyen insanların yaptığı o telaşlı şekilde.
Kapımın önünde bir bebek vardı.
Oyuncak bebek değildi, zihnimin bir oyunu da değildi. Gerçek bir bebekti; minicik, pembe yanaklı, gözlerini kırpıştırarak bana bakıyordu.
Rüya gördüğümü sandım.
Solmuş bir kot cekete sarılmıştı.
Dizlerimin bağı çözüldü. O ceketi tanıyordum.
Kızım Zeynep on beş yaşındayken ona almıştım. Gözlerini devirip, "Anne, hâlâ başkasının parfümü gibi kokuyorsa buna antika denmez," demişti.
Kahvemi o kadar hızlı yere bıraktım ki tahtalara döküldü. "Aman Tanrım."
Bebek bir elini serbest bıraktı. Yere çömeldim, iki parmağımla yanağına dokundum, sonra göğsünün yükselişini hissetmek için elimi üzerine koydum.
O ceketi tanıyordum.
Sıcacıktı ve sessizdi.
"Tamam," diye fısıldadım, aslında ona değil de daha çok kendime konuşuyordum. "Tamam canım benim. Ben buradayım."
Sepeti kaldırdım ve onu içeri taşıdım.
Beş yıl önce, kızım on altı yaşındayken sırra kadem basmıştı.
Bir dakika önce, babası Polat, Anıl adında bir çocukla görüşmesini yasakladığı için dolap kapaklarını çarpıyordu; bir dakika sonra ise öyle bir yok olmuştu ki sanki yer yarılmış da içine girmişti.
Polis aradı. Komşular yardım etti. Kızımın fotoğrafı market camlarında, benzinliklerde ve kasabadaki her caminin ilan panosunda asılıydı.
Kızım on altı yaşında kaybolmuştu.
Hiçbir sonuç çıkmadı. Tek bir somut iz, tek bir cevap yoktu.
Polat önce beni gizlice suçladı, sonra sanki bir seyirci kitlesine ihtiyacı varmış gibi ulu orta yapmaya başladı bunu.
"Anlamalıydın," demişti kayboluşundan bir hafta sonra.
"Gideceğini bilmiyordum Polat."
"Evet, zaten her şey için çok geç olana kadar hiçbir şeyi bilmezsin sen, Jale."
devamı sonraki sayfada...

