Beş yaşındayken, ikiz kız kardeşim evimizin arkasındaki ağaçların arasına daldı ve bir daha asla geri dönmedi. Polis aileme onun cansız bedeninin bulunduğunu söyledi ama ben ne bir mezar gördüm ne de bir tabut. Sadece on yıllarca süren bir sessizlik ve bu hikâyenin aslında bitmediğine dair içimde bir his...
Ben Derya, 73 yaşındayım ve hayatımda her zaman Elif adındaki küçük bir kız çocuğunun boşluğu vardı.
Elif benim ikizimdi. Kaybolduğunda beş yaşındaydık.
Sadece "aynı gün doğan" ikizlerden değildik. Aynı yatağı, aynı zihni paylaşan ikizlerdik. O ağlarsa ben de ağlardım. Ben gülersem o daha yüksek sesle gülerdi. Cesur olan oydu, ben ise onun peşinden giderdim.
Kaybolduğu gün annemle babam işeydi ve biz babaannemle kalıyorduk.
Hastaydım. Ateşim vardı, boğazım yanıyordu. Babaannem yatağımın kenarına oturmuş, elinde soğuk bir bezle bekliyordu.
"Dinlen yavrum," dedi. "Elif sessizce oynayacak."
Elif köşede kırmızı topuyla oynuyor, topu duvara vurup mırıldanarak bir şeyler söylüyordu. Topun yumuşak vuruş sesini ve dışarıda başlayan yağmurun sesini hatırlıyorum.
Sonra her şey karardı.
Uyuyakalmıştım.
Uyandığımda evde bir terslik vardı. Çok sessizdi.
Ne top sesi vardı ne de mırıldanma.
"Babaanne?" diye seslendim.
devamı sonraki sayfada...

