“Hayır. Deniz için gelmedim. Senin için geldim.” “Senden hiçbir şeye ihtiyacım yok.” “Elif lütfen. Sadece beş dakika ver.” Cem solgundu. Gözlerimin içine bakamıyordu. “Sana söylemem gereken çok önemli bir şey var. Lütfen beni dinle.” Cevap veremeden ceketinden eski, yıpranmış bir zarf çıkardı. Üzerinde benim adım yazıyordu. “Bu ne?” “Aç.” Tereddüt ettim ama açtım. İçinde küçük, elde çizilmiş bir kart vardı. Üzerinde altın renkli harflerle şunlar yazıyordu: “Benimle evlenir misin?” Tarih: 15 Haziran. Mezuniyet günümüz. Kalbim hızla atmaya başladı. “Bana evlenme teklif edecektin?” Cem başını salladı. “Her şeyi planlamıştım.” “Peki neden yapmadın?” Cem başka bir zarf çıkardı. “Bunun yüzünden.” İçinde babamın el yazısıyla yazılmış bir mektup vardı. “Cem, bunu kızımın geleceği için yazıyorum. Elif bu kasabadan daha büyük bir hayatı hak ediyor. Onun önünde durmana izin vermeyeceğim.” Okumaya devam ettim. “Senin hiçbir şeyin yok. Ona sunabileceğin tek şey sıradan bir hayat.” Son satır kalbimi paramparça etti: “Eğer gitmezsen Elif’in üniversite parasını keserim ve onu başka biriyle evlendiririm.” Gözlerimden yaşlar akıyordu. “Bunu babam mı yazdı?” “Evet.” “Bana neden gelmedin?” “Her gün mimarlık okulundan bahsediyordun. Duvarlarında çizimler vardı. Hayallerin vardı. Onları benim yüzümden kaybetmeni istemedim.” “Sen kalbimi kırdın Cem.” “Bir gün bile seni sevmeyi bırakmadım.” “Evlendin mi?” “Hayır.” “Peki şimdi neden geri geldin?” “Altı ay önce iş için kasabaya geri döndüm. İlk antrenmanda Deniz’le tanıştım.” Elimde mektup vardı. Bütün geçmişim parçalanıyordu. Hastaneden çıktım ve doğruca babamın villasına gittim. Kapıyı açtı. “Deniz iyi mi?” Mektubu kaldırdım. “Bunu sen mi yazdın?” Dondu kaldı. “Evet… seni koruyordum.” “Hayatımı mahvettin!” “Cem fakir bir aileden geliyordu. Geleceği yoktu.” “Daha mı iyi oldu? Beni aldatan bir adamla evlendim ve yıllardır Deniz’i tek başıma büyütüyorum!” Cevap veremedi. “Cem’i sevmek hata değildi. Seni dinlemek hataydı.” Arkamı dönüp çıktım. Eve geldiğimde verandada birini gördüm. Eski kocam Murat. “Ne işin var burada?” “Hata yaptım. Geri dönmek istiyorum.” “Bizi başka bir kadın için terk ettin.” “O olmadı.” “Yani yedek planın işe yaramadı diye geri geldin?” Sonunda dedim ki: “Misafir odasında kalabilirsin. Ama bu yeniden başladığımız anlamına gelmez.” İki gün sonra Deniz hastaneden çıktı. Babasını görünce morali yine düştü. Akşam yemeğinde gerginlik vardı. Murat konuşmaya çalıştı. Deniz sertçe cevap verdi: “Babam hiçbir maçıma gelmedi. Ama Koç Cem geldi.” Sonunda Murat bağırdı. Deniz de bağırdı: “Bu ev senin değil!” Ben ayağa kalktım. “Murat, git. Şimdi.” Kapıyı çarpıp çıktı. Ertesi gün avukatımı aradım. Boşanma davasını açtım. Sonraki aylarda Cem sık sık bize gelmeye başladı. O ve Deniz arka bahçede oturup futbol konuşuyorlardı. Bir gün Cem bana sordu: “Bizim için hâlâ bir şans var mı?” Ona baktım. Lisede sevdiğim çocuk hâlâ oradaydı. Ama artık iyi bir adam olmuştu. “Belki de kader bizi tekrar bir araya getirmek istedi.” Gülümsedi. “Bu evet mi demek?” “Yavaş gidelim.” Elimi tuttu. “16 yıl bekledim. Biraz daha beklerim.” Üç ay sonra Cem’le resmen birlikteydik. Deniz çok mutluydu. Geçen hafta Cem bana gerçekten evlenme teklif etti. Bu sefer diz çöktü. Yüzükle. Deniz çalılıkların arkasında telefonu ile kaydediyordu. Evet dedim. Mayıs ayında evleniyoruz. Deniz beni nikâha götürecek. Babam davetli değil. Ama sorun değil. Çünkü sonunda sevmem gereken adamla, yaşamam gereken hayatı yaşıyorum. Mayıs ayında evleniyoruz. Bu hikâye size kendi hayatınızdan bir şeyi hatırlattı mı? İsterseniz Facebook yorumlarında paylaşabilirsiniz.
Önceki

Önceki