Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. İkiz Kardeşim On Yıl Önce Bir Trafik Kazasında Ölmüştü
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


"Sen ölmedin mi?"

Derya gözlerini yere indirdi.

"Öldüğümü herkes sandı."

"Ne demek bu?"

Bana oturmamı işaret etti.

Sonra hayatım boyunca duymak istemeyeceğim ama yıllardır bilmediğim bir gerçeği anlatmaya başladı.

Kazadan sonra araçtan çıkarılmıştı.

Yangın nedeniyle kimliği belirlenemeyecek durumdaydı. O gece hastaneye kaldırılmış, günlerce yoğun bakımda kalmıştı. Ağır kafa travması nedeniyle uzun süre konuşamamış ve kim olduğunu hatırlayamamıştı.

"Ben kim olduğumu bilmiyordum," dedi. "Adımı bile bilmiyordum."

Peki ailesi?

Peki ben?

Peki cenaze?

Derya gözlerini kapattı.

"Bir süre sonra bana farklı bir isimle kayıp kişi kaydı açıldığını söylediler. Ama hiçbir şey hatırlamadığım için aileme ulaşamadılar."

"On yıl boyunca mı?"

Başını eğdi.

"İlk yıllarda kendimi bulmaya çalıştım. Sonra bazı şeyleri hatırlamaya başladım."

"Benim?"

"Evet."

Kalbim duracak gibi oldu.

"Ne hatırladın?"

"Çocukken beraber bisiklete bindiğimiz sokağı... Annemin mutfakta yaptığı kekleri... Babamın eski radyosunu..."

Sonra bana baktı.

"Ve seni."

Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı.

"Öyleyse neden gelmedin?"

Derya'nın yüzündeki ifade değişti.

"Çünkü korktum."

"Neden?"

"Hatırladığım şeylerin doğru olduğundan emin değildim. Ya sen beni kabul etmezsen diye düşündüm. Ya gerçekten kardeşin olmadığımı söylerlerse?"

"Ben seni nasıl tanımam?"

Sesim yükselmişti.

"Ben seni on yıl boyunca yasını tutarak yaşadım!"

Derya ağlamaya başladı.

"Ben de seni on yıl boyunca bulmaya çalıştım."

O an ikimizin de söyleyecek sözü kalmadı.

Fakat aklımda hâlâ bir soru vardı.

"Bugün neden ortaya çıktın?"

Derya çantasından küçük, eski bir zarf çıkardı.

Zarfı bana uzattı.

Üzerinde benim adım yazıyordu.

"Ayşegül."

El yazısını görür görmez tanıdım.

Benim yazımdı.

Ama mektubu ben yazmamıştım.

"Bu ne?"

"On yıl önce kazadan birkaç gün önce bana verdiğin mektup."

Kağıdı açarken ellerim titriyordu.

İçinde çocukluğumuzdan, birbirimize verdiğimiz sözlerden ve bir gün ayrı düşersek birbirimizi mutlaka bulacağımızdan bahsediyordum.

Son satırda ise şöyle yazıyordu:

"Derya, hayat bizi nereye savurursa savursun, bir gün birbirimizi kaybedersek bile seni bulacağım."

Mektubu göğsüme bastırdım.

"Sen bunu nasıl sakladın?"

"Hatırlamaya başladığımda çantamda buldum. O mektup, sana ulaşmam gerektiğini anlamamı sağladı."

Sonra başka bir şey söyledi.

"Fakat seni aramak için önce hayatımı düzene sokmam gerekiyordu."

Onu o gün evime götürdüm.

Kapıyı açtığımda ikimiz de birkaç saniye durduk....

Duvarlarda fotoğraflar vardı.

Çocukluğumuz.

Mezuniyetimiz.

Birlikte çekildiğimiz son fotoğraf.

Derya fotoğraflara yaklaşarak ağlamaya başladı.

"Ben bunların hiçbirini hatırlamıyordum."

Sonra eski bir fotoğrafı eline aldı.

"Bu fotoğraf çekildiğinde bana kızmıştın."

Şaşkınlıkla ona baktım.

"Neden?"

"Çünkü doğum günü pastandaki çileklerin hepsini ben yemiştim."

Gülmeye başladım.

On yıl sonra ilk kez kardeşimin yanında güldüm.

"Gerçekten sensin," dedim.

O gece sabaha kadar konuştuk.

Geçmişi anlattık.

Kaçırdığımız yılları düşündük.

Birbirimize sorular sorduk.

Ama hiçbir cevap, kaybettiğimiz on yılı geri getiremezdi.

Ertesi sabah birlikte annemizin mezarına gittik.

Derya mezarın önünde diz çöktü.

"Anne," dedi, "geç kaldım."

Ben yanında durup elini tuttum.

"Hayır," dedim. "Geç kalmadın. Geldin."

O gün anladım ki bazı insanlar hayatımızdan gerçekten gitmez.

Bazen bir kaza, bazen yıllar, bazen de sessizlik araya girer.

Ama gerçek bağlar, zamanın silemeyeceği kadar güçlüdür.

Derya'nın öldüğüne inandığım on yıl boyunca aslında onun yasını tutuyordum.

Fakat şimdi önümde başka bir görev vardı.

Kaybettiğimiz yılların yasını tutmak yerine, kalan yılları birlikte yaşamak.

Aylar sonra ikimiz de çocukluğumuzda verdiğimiz bir sözü hatırladık.

"Bir gün kaybolursak birbirimizi bulacağız."

Meğer o söz, sadece çocukça bir yemin değilmiş.

Hayat bizi gerçekten ayırmıştı.

Ama sonunda yine birbirimizi bulmuştuk.

Ve o günden sonra her sabah telefonuma baktığımda, kardeşimin adını görmek benim için sıradan bir şey olmadı.

Çünkü bazı telefonlar sadece bir arama değildir.

Bazen bir telefon, on yıl önce yarım kalan bir hayatın yeniden başladığı andır.

Derya'yı kaybettiğimi sandığım gün, aslında hayatımın yarısını kaybettiğimi düşünmüştüm.

Onu yeniden bulduğum gün ise şunu öğrendim:

Bazı vedalar gerçekten son değildir. Bazen hayat, en umutsuz olduğunuz anda size kaybettiğinizi sandığınız şeyi geri vermek için sessizce bekler.


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3