Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. En büyük oğlum altı ay önce bir trafik kazasında hayatını kaybetti.
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Ertesi gün Arda’nın mezarını ziyarete gittik. Çiçekleri bırakırken Kerem bir anda durdu. Yüzü soldu. “Canım?” dedim yumuşakça. “Abini ziyarete geldik.” Kerem başını iki yana salladı. “Ama anne… Abim burada değil.” Boğazım düğümlendi. “Ne demek burada değil?” “Çünkü o yaşıyor.” Sözleri rüzgâr gibi içimden geçti. Mantığım bunun yas sürecinin bir parçası olduğunu söylüyordu ama kalbim başka bir şey fısıldıyordu: Ya gerçekten bir şeyler tersse? Pazartesi akşamı okuldan aldığımda Kerem yine aynı şeyi söyledi. “Abim bugün de geldi. Senin çok üzülmene dayanamıyormuş.” Bu kez sakin kalamadım. “Kerem, abini nerede görüyorsun?” Okulun bahçesini işaret etti. “Orada. Ağaçların yanında. Bazen kapının önünde bekliyor.” İçime bir korku düştü. Okulda biri mi vardı? Çocuğumun acısını kullanarak ona yaklaşan biri? Hemen müdürün odasına gittim. Güvenlik kameralarını görmek istediğimi söyledim. Müdür önce tereddüt etti ama kararlılığımı görünce o güne ait kayıtları açtı. Ekrana kilitlendim. Bahçede çocuklar oynuyordu. Kerem köşede tek başına durmuştu. Sonra bir anda yüzü aydınlandı. Birine doğru koştu… ama görüntüde kimse yoktu. Kollarını birinin beline sarar gibi havaya kaldırdı. Başını yukarı çevirip konuşmaya başladı. Dudakları kıpırdıyordu. Gülüyordu. O an kanım çekildi. Müdür bana baktı. “Yanında kimse yok.” Ama ben başka bir şeye takılmıştım. Kerem’in baktığı noktada, ağaçların gölgesinde bir anlık bir kararma oldu. Sanki kamera titremiş gibi. Müdür kaydı geri sardı. Aynı saniyede görüntüde kısa bir parazit oluşuyordu. Eve dönerken aklım karmakarışıktı. O gece eşime her şeyi anlattım. Uzun süre sessiz kaldı. Sonra kısık bir sesle, “Kazadan sonra sana bir şey söyleyemedim,” dedi. Kalbim hızlandı. “Ne demek?” “Arda… çarpışmadan hemen önce kemerini çözmüştü. Ben bağırdım ama yetişemedim. Kapı açıldı. Kamyon vurduğunda…” Sesi titredi. “Onu kaybettim.” O an beynimde bir şimşek çaktı. Eğer kemeri çözülmüşse… Ya olay sandığımız gibi değilse? Ya Arda araçtan fırladıysa? Ya biri onu hastaneye götürdüyse ve kimlik karışıklığı olduysa? Ben oğlumu hiç görmemiştim. Teşhis etmemiştim. Ertesi gün savcılığa başvurdum. Dosyayı yeniden açtırmak için dilekçe verdim. Haftalar süren bir süreç başladı. DNA kayıtları incelendi. Hastane belgeleri yeniden kontrol edildi. Ve sonunda telefon çaldı. Adli tıptan arıyorlardı. “Hanımefendi, kazada hayatını kaybeden çocuğun DNA’sı sizinle eşleşmiyor.” Dünyam bir kez daha yıkıldı ama bu kez farklı bir şekilde. Nefesim kesildi. “Ne demek eşleşmiyor?” “Muhtemelen kimlik karışıklığı olmuş. O gün iki benzer yaşta çocuk aynı hastaneye getirildi.” Aylar süren aramalar başladı. Polis kayıtları tarandı. Diğer çocuğun ailesine ulaşıldı. Ve bir gün, küçük bir Anadolu kasabasındaki hastaneden haber geldi: Kazadan ağır yaralı kurtulan bir çocuk uzun süre kimliği belirsiz şekilde tedavi görmüş, hafıza kaybı yaşamıştı. Fotoğrafı gördüğümde dizlerimin üzerine çöktüm. O Arda’ydı. Kerem haklıydı. “Abim yaşıyor,” demişti. Arda’yı ilk kez altı ay sonra, bir rehabilitasyon merkezinde gördüm. Zayıflamıştı, yüzünde yara izleri vardı ama gözleri aynıydı. Bana bakarken tereddüt etti. Sonra yavaşça, “Anne?” dedi. O an anladım… Bazen çocuklar bizim göremediğimiz şeyleri görür. Bazen umut, mantığın sustuğu yerde konuşur. Kerem’in masum inancı, benim cesaret edemediğim gerçeğin kapısını aralamıştı. Oğlumu ikinci kez kaybetmemiştim. Ve o günden sonra, her sabah uyandığımda tek bir şeye şükrettim: Umudumu tamamen kaybetmemiş olmaya. Çünkü bazen mucizeler, bir çocuğun “Abim yaşıyor” demesiyle başlar.

Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3