Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. Boşanma Sonrası İntikam Hikayesi
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


“Çocukları istiyorsan al git. Benim hayata yeniden başlamama engel olmaktan başka bir işe yaramıyorlar.”

Murat Karahan bu sözleri, boşanma protokolünü imzalamamızın üzerinden henüz beş dakika bile geçmeden, sanki Mert ve Zeynep’ten, yani kendi evlatlarımızdan değil de artık istemediği eski bir mobilyadan bahsediyormuş gibi son derece rahat bir tavırla söylemişti. Avukatlık bürosunun cilalı ceviz masasının karşısında oturmuş, on yılımı verdiğim adamın telefonunu yıllardır bana göstermediği bir gülümsemeyle açışını izliyordum.

“Aşkım, bitti,” dedi. “Evet, randevuya yetişirim. Bugün nihayet gelecekteki veliahtla tanışıyoruz.”

Veliaht. “Çocuğum” değil. “Bebeğimiz” değil. Sadece veliaht; sanki Karahan ailesi, parayı sadece kendilerini önemli hissetmek için kullanan zehirli bir insan topluluğu değil de bir kraliyet soyuydu. Yanındaki sandalyede oturan kız kardeşi Merve bıyık altından gülümsedi.

“E, nihayet şu kargaşadan sonra en azından iyi bir şey çıktı.”

Hiçbir şey söylemedim. Selin’in mesajları, Murat’ın yalanları ve annesinin akıllı bir kadının ne zaman susması gerektiğini bilmesi gerektiğine dair verdiği akıllar yüzünden zaten çok gece ağlamıştım. Ama o sabah kendimi yıkılmış hissetmiyordum. Özgürleşmiş hissediyordum.

Murat, son belgeyi okumadan imzaladı. Belgenin içine gizlenmiş olan madde, çocukların velayetini bana veriyor ve onlarla birlikte yurt dışına seyahat etmeme sınırsız izin sağlıyordu. Metresinin hamileliğini kutlamak için o kadar acele ediyordu ki neyi imzaladığını kontrol bile etmemişti.

“E, bitti mi yani?” diye sordu saatine bakarak. “Ailem klinikte beni bekliyor.”

Avukat Bülent Bey boğazını temizledi.

“Murat Bey, bazı mali şartları incelemeniz gerekiyor—”

“Sonra,” diye sözünü kesti Murat. “Rezidanslar ya da hesaplar için tartışarak enerji harcayamam. Ne istiyorsa alabilir. Benim zaten bekleyen yeni bir hayatım var.”

Merve hafifçe güldü.

“Üstelik ona nihayet gerçek bir erkek evlat verebilecek bir kadınla.”

O an bir şey kırıldı, ama kırılan kalbim değildi. Onlara karşı içimde kalan son saygı kırıntısıydı. Çantamdan bir çift anahtar çıkarıp masaya bıraktım. Murat sırıttı.

“En azından ev konusunda olgun davranıyorsun.”

Ardından anahtarların yanına iki pasaport koydum. Gülümsemesi anında yüzünde dondu.

“Onlar ne?”

“Mert ve Zeynep’in pasaportları.”

Merve oturduğu yerde dikleşti.

“Pasaport mu? Neresi için?”

Tüm sabah boyunca ilk kez doğrudan Murat’ın gözlerinin içine baktım.

“Barselona. Bugün gidiyoruz.”

Keskin, neşesiz bir kahkaha attı.

“Sen mi? Hangi parayla Leyla? Daha bu boşanmanın masrafını bile karşılayamazdın.”

“Bu artık seni ilgilendirmez.”

Bakışları sertleşti.

“Onlar benim çocuklarım.”

“Üç dakika önce senin hayata yeniden başlamana engel olduklarını söylüyordun.”

Avukat gözlerini kaçırdı. Merve sessizliğe gömüldü. Murat ağzını açtı ama kendisini kendi sözlerinden kurtaracak hiçbir bahane o an aklına gelmedi.

Ayağa kalktım, mantomu aldım ve bekleme salonuna geçtim. Mert, deri koltuğa büzülmüş, dinozorlu sırt çantasına sarılıyordu. Zeynep ise bir defterdeki çiçekleri boyuyordu.

“Şimdi mi gidiyoruz anneciğim?” diye sordu kısık bir sesle.

“Evet tatlım.”

Binanın dışında, kaldırımın kenarında siyah bir lüks cip bekliyordu. Sürücü hemen araçtan indi.

“Leyla Hanım, Avukat Tarık Bey sizi doğrudan havalimanına götürmemi istedi.”

Murat arkamdan dışarı fırladı.

“Tarık mı? Kim ulan bu Tarık?”

Onu duymazlıktan geldim. Açıklama yapmanın hiçbir anlamı yoktu. Şoför kapıyı açtı, binmeden önce son bir kez arkama döndüm.

“Acele etsen iyi olur Murat. Övünüp durduğun o kusursuz geleceği kaçırmak istemezsin.”

Merve onun kulağına eğilip fısıldadı:

“Blöf yapıyor.”

Ama ben blöf yapmayı haftalar önce bırakmıştım.

Cipin içinde şoför bana kalın bir zarf uzattı.

“Avukat Bey uçağınızdan önce bunu size vermemi istedi.”

Zarfı dikkatlice açtım. Banka transferleri. Tapu kayıtları. Fotoğraflar. Şehrin lüks bir bölgesindeki çatı katı rezidans projesinin sözleşmeleri. Murat, her fotoğrafta Selin’in yanında yer alıyor, bana bir zamanlar asla gücümüzün yetmeyeceğine yemin ettiği bir mülkün belgelerini imzalarken gülümsüyordu. Sonra üzeri fosforlu kalemle çizilmiş hesap numarasını gördüm. Evlilik birliği içindeki ortak hesaplarımızdan çekilen paralar... Ben çocukların okul taksidini ödemek için her kuruşu hesaplarken, o gizlice başka bir kadınla kurduğu hayal dünyasını finanse ediyormuş.

Telefonum titredi. Avukat Tarık Bey’den bir mesajdı.

“Şu an kliniğe giriş yaptılar. Sakin olun. Uçağa binin.”

Şehrin silueti gri çizgiler halinde akıp giderken camdan dışarıyı izledim. Tam o dakikalarda, Karahan ailesi, Selin’i ve Murat’a ait olduğunu düşündükleri bebeği kutlamak için özel bir tıbbi merkezin odasına adım atıyordu. Hiçbiri, bir doktorun ağzından çıkacak tek bir cümlenin dünyalarını başlarına yıkmak üzere olduğundan haberdar değildi.

2. BÖLÜM

Şehrin lüks semtindeki özel klinik, bir sağlık merkezinden ziyade lüks bir oteli andırıyordu. Beyaz mermer zeminler, krem rengi mobilyalar, zarif fincanlarda ikram edilen espressolar ve sesleri önceden çalışılmış gibi kusursuz çıkan resepsiyon görevlileri... Karahan ailesi, zengin insanlara kendilerini üstün hissettirmek için tasarlanmış bu tarz yerleri çok severdi.

Selin, üzerine tam oturan fildişi rengi bir elbise içinde oturuyordu, bir eli hafifçe belirginleşmiş karnının üzerindeydi. Yanında, Murat’ın annesi Melahat Hanım, yüzündeki büyük gururla onu izliyordu.

“Erkek olacağını biliyorum,” dedi Melahat Hanım kendinden emin bir sesle. “Rüyamda tam üç kez gördüm.”

Merve, Selin’in yanındaki beyaz zambakları düzeltti.

“Düşünebiliyor musun? Babam, Karahan soyunun devam ettiğini görseydi kim bilir ne kadar gurur duyardı.”

Murat ise pencerenin yanında durmuş, mesajları yanıtlıyordu; sakin ve muzaffer bir edası vardı. Artık tartışmalar yoktu. Veli toplantıları, çocukların ateşlenmesi ya da uyku rutinleri geride kalmıştı. Gerçekten kazandığını sanıyordu.

Hemşire Selin’in adını seslendiğinde, Murat onunla birlikte muayene odasına geçti. Melahat Hanım da arkalarından gitmeye yeltendi ama hemşire onu kibarca durdurdu.

“İçeriye sadece bir refakatçi alabiliyoruz, hanımefendi.”

İçeride Selin muayene masasına uzanırken Murat onun elini sıktı.

“Rahat ol,” dedi. “Birkaç dakika içinde herkes oğlumuzu kutlayacak.”

Selin gergin bir şekilde gülümsedi ama dudakları titriyordu. Doktor Murat Bey ultrasona sessizce başladı. Gri görüntü ekranda dalgalandı. İlk başta her şey normal görünüyordu. Sonra doktor konuşmayı kesti. Cihazın başlığını önce bir tarafa, sonra diğer tarafa hareket ettirdi. Kaşlarının arasında küçük bir çizgi belirdi.

Murat bunu anında fark etti.

“Bir sorun mu var?”

Doktor dosyayı inceledi, tekrar ekrana baktı ve ardından duvardaki bir düğmeye bastı.

“Lütfen Üç Numaralı Oda’ya tıbbi idari birimden birini gönderin.”

Selin’in rengi uçtu.

“İdari birim mi? Neden?”

Murat kasıldı.

“Doktor Bey, neler oluyor?”

Doktor Murat Bey makinenin sesini kıstı ve odayı daha da soğutan bir sakinlikle konuştu.

“Bazı bilgileri doğrulamam gerekiyor. Dosyanıza göre, hamilelik yaklaşık dokuz hafta önce gerçekleşmiş.”

Selin hızla başını salladı.

“Evet. Dokuz hafta.”

Doktor doğrudan ona baktı.

“Ancak tıbbi ölçümler bu takvimle uyuşmuyor.”

Murat kendini zorlayarak gergin bir kahkaha attı.

“E, bu tahminler bazen yanılabilir, değil mi?”

“Bu kadar büyük bir farkla değil.”

Kapı açıldı; lacivert takım elbiseli bir kadın, başka bir hemşireyle birlikte içeri girdi. Dışarıda, Melahat Hanım ve Merve her kelimeyi duyabilecek kadar kapıya yaklaşmışlardı.

“Cenin gelişimine dayanarak,” diye devam etti doktor dikkatlice, “bu hamilelik dokuz haftalıktan ziyade on altı haftalığa daha yakın görünüyor.”

Odaya ölümcül bir sessizlik çöktü. Murat, Selin’in elini bıraktı.

“Bu imkânsız.”

Selin hiçbir şey söylemedi.

“Bana bunun Miami tatilinden sonra olduğunu söylemiştin,” diye fısıldadı Murat.

Selin gözlerini kapattı.

“Murat, lütfen…”

“Bu bebeğin benden olduğunu söylemiştin.”

Melahat Hanım kapıyı iterek içeri girdi.

“Ne demek istiyor bu doktor tam olarak?”

Doktor yavaşça nefes aldı.

“Bu, bize verilen takvimin, anlatılan ilk hikayeyi desteklemediği anlamına geliyor.”

Merve elini ağzına götürdü.

“Selin…”

O kusursuz metres, nihayet çöken bir yalanın köşeye sıkıştırmasıyla, o havalı duruşunu kaybedip bir anda dehşet içinde kalmıştı.

“Korkmuştum,” diye hıçkırarak ağlamaya başladı Selin. “Murat sürekli Leyla’yı boşayacağına söz veriyordu ama hiç yapmıyordu. Eğer bir bebek olursa diye düşündüm…”

Murat, sanki ona dokunmak midesini bulandırıyormuş gibi kadından uzaklaştı.

“Babası kim?”

Selin daha da şiddetle ağladı.

“Bilmiyorum.”

Melahat Hanım’ın yüzündeki bütün kan çekildi.

“Ne demek bilmiyorum?”

“Miami’den önceydi,” diye ağladı Selin. “Tolga ile yeni ayrılmıştım ve sonra Murat yeniden hayatıma girdi. Bir şekilde yürütebilirim sandım.”

Murat acı bir şekilde güldü.

“Daha babasının kim olduğunu bile bilmediğin bir çocuk yüzünden benim yuvamı mı yıktın?”

Klinik personeli yakındaki diğer hastaları sessizce başka tarafa yönlendirdi. Bütün sabahı veliahtlardan ve aile mirasından bahsederek geçiren Merve, şimdi Selin’e tiksintiyle bakıyordu.

“Leyla’yı hiç uğruna küçük düşürdün.”

Murat başını kaldırdı. Bütün gün boyunca ilk kez benim adımı hatırlıyor gibiydi. Leyla. Bir avukat ofisinde yapayalnız bıraktığı kadın. Çocuklarının annesi. Ailesinin aylardır dalga geçtiği karısı.

Tam o sırada telefonu titredi. Avukat Bülent Bey’den bir mesaj geldi.

“Murat Bey, imzalanan belgeleri incelediğimde, çocukların birincil velayetini, uluslararası seyahat iznini ve aile konutunun haklarından geçici olarak feragat ettiğinizi onaylıyorum. Ayrıca evlilik birliği içindeki ortak varlıkların kötüye kullanımıyla ilgili de bir inceleme başlatılmış durumda.”

Murat mesajı bir kez okudu. Sonra bir daha. Yüzündeki tüm renk çekildi.

“Hayır…” diye fısıldadı.

Melahat Hanım yaklaştı.

“Ne oldu?”

Cevap vermedi. Bunun yerine benim numaramı aradı. O sırada ben, Mert omzumda uyurken, Zeynep yanımda sessizce bisküvi yerken havalimanında oturuyordum. Telefonum titredi. Murat. Görmezden geldim. Tekrar aradı. Numarayı engelledim.

Bir dakika sonra başka bir numaradan mesaj geldi.

“Leyla, lütfen. Konuşmamız lazım. Bu bir hataydı.”

Çocuklarıma baktım. İkisi de sevginin saygı için yalvarmak zorunda olduğu bir ortamda büyümeyi hak etmiyordu. Terminalde uçağa biniş anonsu yankılandı. Sırt çantalarını aldım, derin bir nefes çektim ve kapıya doğru yürüdüm.

3. BÖLÜM

Murat bir saat sonra havalimanına ulaştı; ter içindeydi, paniklemişti, gömleği kırış kırıştı, kendi kararlarının enkazı altında kaybolmuş bir adam gibi görünüyordu. Ama uçağımızın kapıları çoktan kapanmıştı. Ben çocuklarımla birlikte güvenlik kontrolünü geçmişken, Avukat Tarık Bey’den bir e-posta daha geldi.

“Banka transferleriyle ilgili resmi şikayette bulunduk. Avukatınızın elinde artık çatı katı, paravan hesaplar ve ortak evlilik fonlarının kullanımıyla ilgili kesin kanıtlar var. Telefonlarına cevap vermeyin.”

Cevap yazmadım.

Klinikte ise atmosfer dayanılmaz bir hal almıştı. Selin ellerinin arasına gömülmüş ağlıyordu. Melahat Hanım uğradıkları rezilliğe söylenerek odada dönüp duruyordu. Merve ise klinik personeliyle tartışıyordu; çünkü o pahalı hediyeler, çiçekler ve şampanyalar, mahvolmuş bir kutlamanın dekorları gibi hiç dokunulmadan öylece kalmıştı.

“Hepimizi rezil ettin,” diye bağırdı Merve, Selin’e.

Selin gözyaşları içindeki yüzünü kaldırdı.

“Siz de Leyla’ya çok kötü davrandınız.”

Bu sözler odaya bir bomba gibi düştü. Kimse itiraz etmedi, çünkü bu doğruydu. Murat ne zaman metresiyle ortadan kaybolsa ben onun torunlarını büyütürken, Melahat Hanım bana zavallı muamelesi yapmıştı. Merve benim boşanmamı bir eğlence gibi görmüştü. Murat ise sırf bir ultrason randevusuna yetişebilmek için çocuklarını görme hakkından feragat eden imzayı basmıştı.

Havalimanından döndüğünde Murat’ın gözleri kan çanağına dönmüştü.

“Gittiler,” dedi düz bir sesle.

Melahat Hanım titreyen elini göğsüne götürdü.

“Ne demek gittiler?”

“Barselona’ya. İzni kendi ellerimle imzaladım.”

Merve donakaldı.

“Gerçekten imzaladın mı?”

Hiçbir şey söylemedi.

Ardından Avukat Bülent Bey elinde bir klasörle içeri girdi; şaşırmış gibi değil, daha ziyade bitkin görünüyordu.

“Murat Bey, hesapları konuşmamız gerekiyor.”

“Şimdi sırası değil,” diye çıkıştı Murat.

“Evet, şimdi sırası. Leyla Hanım’ın elinde, evlilik fonlarının üçüncü şahıslar üzerinden mülk satın almak için kullanıldığına dair kanıtlar var. Eğer iş birliği yapmazsanız, bu durum ceza davasına dönüşebilir.”

Melahat Hanım, sanki artık tanıyamıyormuş gibi oğluna baktı.

“Doğru mu bu?”

Murat çenesini sıktı. Selin aniden gözyaşları arasından kahkaha attı.

“Gördünüz mü? Sen de yalan söylemişsin.”

Murat ona ters bir bakış fırlattı.

“Sen konuşma.”

“Bal gibi de konuşurum,” diye karşılık verdi Selin. “Bu odadaki herkes dürüstmüş gibi davrandı. Sen beni yeniden genç hissetmek için kullandın. Annen beni bir erkek torunla hava atmak için kullandı. Kız kardeşin beni Leyla’yı aşağılamak için kullandı. Ben de bir yalana sığındım çünkü ait olmadığım bir yerde kalmak istedim.”

İlk defa kimse bağırmadı.

Doktor Murat Bey kapıda belirdi.

“Murat Bey, Selin Hanım, hastaların huzuru açısından bu tartışmaya tıbbi alanın dışında devam etmenizi rica ediyorum.”

İşte o an, bana hayatında bir kez bile dürüstçe yaklaşmamış olan Melahat Hanım yavaşça bir sandalyeye çöktü.

“Torunlarım…” diye fısıldadı. “Mert ve Zeynep bizim torunlarımızdı.”

Murat gözlerini yere indirdi. Veliaht yoktu. Kusursuz bir gelecek yoktu. Zafer yoktu. Sadece artık orada olmayan iki çocuğun yokluğu vardı.

Saatler sonra, uçak gece gökyüzüne doğru yükselirken Zeynep uyandı ve pencereden dışarı baktı.

“Anne, babam sonra gelecek mi?”

Bu soru içimi paramparça etti. Küçük elini tuttum.

“Bilmiyorum tatlım. Ama biz çok iyi olacağız.”

Sadece uyuyormuş gibi yapan Mert de sessizce gözlerini açtı.

“Artık hiç kavga sesi duymayacak mıyız?”

Kalbim bu sefer çok başka bir şekilde kırıldı. Kollarımı ona doladım.

“Hayır bebeğim. Artık hiç duymayacaksınız.”

Gün doğumunda Barselona’ya indik. Teyzem Demet, gözlerinde yaşlar ve kolları sonuna kadar açık bir şekilde bizi bekliyordu. Çocukların önünde hiçbir şey sormadı. Sadece sanki bizi sonsuz bir zamandır bekliyormuş gibi sıkıca sarıldı.

Sonraki haftalarda Murat sayısız e-posta gönderdi. Önce öfkeli. Sonra çaresiz. Sonra pişmanlık dolu.

“Hayatımın en büyük hatasını yaptım.” “Çocuklara onları sevdiğimi söyle.” “Lütfen bunu düzeltmeme izin ver.”

Ama bazı hasarlar, defalarca yapılan yanlış seçimlerin ardından gelen kuru bir özürle tamir edilemezdi. Çocuklarımın babalarını tanımasına asla engel olmadım. Onları babalarına karşı zehirlemedim. Buna ihtiyacım da yoktu zaten. Çocuklar en nihayetinde kimin gerçekten yanlarında kaldığını ve kimin ancak her şeyini kaybettikten sonra geri dönmeye çalıştığını kendileri öğreniyordu.

Selin yalanıyla baş başa kaldı. Karahan ailesi artık onun adını bile anmıyordu. Murat o lüks çatı katını, parasının büyük kısmını ve bir zamanlar eve girdiğinde kendisine doğru koşan iki küçük sesin,

“Baba!”

diye bağırışlarının huzurunu kaybetti.

Onun bu çöküşünü asla kutlamadım. Sadece çok önemli bir şeyi fark ettim. Bazen adalet, büyük intikamlar ya da çığlıklarla gürültülü bir şekilde gelmez. Bazen elinde iki pasaport, iki sırt çantası tutan ve çocuklarının artık kötülükler içinde büyümesine izin vermemeye karar veren bir kadının sessizliğinde gelir.

Ve eğer biri bana hayatımı gerçekten ne zaman geri kazandığımı sorarsa, bunun boşanma anı olduğunu söylemem. O an, gitmenin ailemi yıkmak değil, ailemin kurtarılmaya değer tek kısmını korumak olduğunu anladığım andı.


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3