Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. Beklenmedik Telefon ve Yabancılaşan Evlat
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Oğlumun gezisi sırasında ona ne olduğunu çözmeye çalıştığımı sanıyordum ama ikimizin de hayatını sonsuza dek değiştirecek bir şeyi ortaya çıkarmak üzere olduğumun farkında değildim.

15 yaşında bir erkek çocuk yetiştirmenin; ergen tavırları, yüksek sesli tartışmalar, çarpılan kapılar, isyanlar ve kelimelerin anlatabileceğinden çok daha fazlasını ifade eden göz devirmeler demek olduğunu düşünürdüm. Bunlara hazırdım ama sessizliğe hazır değildim.

Geçen Cuma oğlumla birlikte eve gelen şey tam olarak buydu.

Genç oğlum Kerem, aylardır okulun düzenlediği beş günlük İstanbul gezisi için gün sayıyordu. Akşam yemeğinde, arabada, hatta dişlerini fırçalarken bile bundan bahsediyordu. Görmek istediği yerlerin ve almak istediği hediyeliklerin elle yazılmış listeleri vardı. Kerem, okulda atıştırmalık yemeyip üç beş kuruş kenara koyarak hırsla para biriktirmişti.

Bu yüzden onu otogardan aldığımda hikayeler anlatmasını bekliyordum. Enerji dolu olmasını. Bir şeyler söylemesini. Onun yerine, sanki nerede olduğunu unutmuş gibi bana doğru yürüdü.

Oğlum bana kısa bir sarıldı, sonra tek kelime etmeden çantasını bagaja fırlattı. Yol boyunca camdan dışarıyı boş gözlerle izledi. Denedim ama sadece tek kelimelik cevaplar verdi.

"Kız Kulesi nasıldı?" "İyiydi." "Peki ya Ayasofya?" "Güzel." "O kadar fotoğraf çekmek nasıldı?" "Tamam işte."

Hepsi buydu. Eve vardığımızda içimde atamadığım kötü bir his vardı.

Sonraki üç gün de durum değişmedi. Kerem odasından neredeyse hiç çıkmıyordu. Kapısını kapalı tutuyordu. Müzik yok, bilgisayar oyunu yok, gece geç saatlerde arkadaşlarıyla gülüşmeler yok. Hiçbir şey.

Birkaç kez kapısını çaldım, durumu normalleştirmeye çalıştım. "Aç mısın?" "Hayır." "Bir şeyler yapmamı ister misin?" "İyiyim ben."

Sesi bile farklı geliyordu; sanki başka bir yerlerdeymiş gibi ruhsuz ve donuktu.

Üçüncü gün, Kerem duştayken çamaşırlarını almak için odasına girdim. Kendi kendime eşyalarını karıştırmadığımı, sadece ebeveynlik yaptığımı söylüyordum. Sırt çantası masasının yanındaki sandalyede duruyordu. Elime aldığımda her zamanki ağırlığını bekliyordum —hediyelikler, ıvır zıvır, belki birkaç buruşuk fiş— ama çanta çok hafifti.

Fermuarını açtığımda boş olduğunu gördüm. Ne bir magnet, ne bir kartpostal, ne de ucuz bir anahtarlık vardı. Bu hiç mantıklı değildi. Bu çocuk, kız kardeşim Derya teyzesine ne getireceğini bile en ince ayrıntısına kadar planlayan çocuktu.

Ardından valizini kontrol ettim. Aynı şey. Sadece kıyafetler. Sonra cüzdanına baktım. Tek bir kuruş bile kalmamıştı.

Zihnimden binbir türlü düşünce geçerken öylece durup cüzdana baktım. Birileri ona zorbalık yapıp parasını mı almıştı? Parasını birine mi vermişti? Yasa dışı bir şeye mi zorlanmıştı? Düşüncelerimin gittiği yer hiç hoşuma gitmiyordu.

O akşam tekrar denedim. Yatağının kenarına oturdum, sesimi sabit tutmaya çalıştım. "Kerem, konuş benimle. Bir terslik var, hissedebiliyorum."

Yüzüme baktı. Gözleri öfkeli ya da savunmacı değildi, sadece hüzünle doluydu. "İyiyim," dedi. İnanmasam da başımı salladım. "Tamam," dedim. "Ama değilsen, bana anlatabilirsin." Cevap vermedi. Odadan ayrılırken kendimi eskisinden daha kötü hissediyordum.

Dördüncü gün artık dayanamıyordum. Bir yandan işlerimi hallederken bir yandan oturma odasında bir ileri bir geri yürüyor, her ihtimali değerlendiriyordum. Belki okuldaydı sorun, belki gezide bir şey olmuştu.

Tam telefonunu karıştırmak için ısrar etmeye karar vermiştim ki telefonum çaldı. "Alo?" "Suna Hanım?" Arayan Kerem’in okul müdürü ve gezi sorumlularından Bülent Bey’di. En kötüsüne hazırlanarak ellerim titreyerek cevap verdim. "Buyurun?"






devamı sonraki sayfada...  


Sonraki



  1. 1
  2. 2