Kızımın babalar ve kızları balosundaki gecesinin gözyaşlarıyla biteceğini asla tahmin etmezdim; ta ki bir düzine Bordo Bereli spor salonuna girip her şeyi değiştirene kadar. Dans pistinde acı ve gurur çarpışırken, sevginin ve sadakatin ne kadar uzaklara ulaşabileceğini öğrendim. O gece, Kemal'in verdiği söz bize geri dönmenin bir yolunu bulmuştu.
Birini kaybettiğinizde, zaman garip bir oyuna girişir. Günler birbirinin içine geçer, ta ki her şey farklı bir gerçekliğe uyanmayı umduğunuz sonsuz bir sabahtan ibaretmiş gibi hissedilene kadar.
Eşimin cenazesinin üzerinden üç ay geçti ama bazen hâlâ kapının önünde botlarını göreceğimi sanıyorum. Hâlâ iki kişilik kahve yapıyorum ve her gece, o her zaman yaptığı için ön kapının kilidini üç kez kontrol ediyorum.
Acı böyle bir şeydir: ütülü elbiseler, fiyonklu ayakkabılar ve umudunu, her özel günde giymekte ısrar ettiği pembe çorapları gibi küçük ve düzenli bir şekilde katlayıp saklayan küçük bir kız çocuğu.
Eşimin cenazesinin üzerinden üç ay geçmişti.
"Kader, yardıma ihtiyacın var mı?" diye seslendim koridordan. İlk başta cevap vermedi.
Odasına göz attığımda, yatağın kenarına tünemiş, gardırop aynasındaki yansımasına baktığını gördüm. Üzerinde Kemal’in geçen bahar seçtiği elbise vardı; hani şu "fırfırlı dönen elbisem" dediği şey.
"Anne?" diye sordu. "Babam benimle gelemediği halde bu yine de geçerli sayılır mı?"
Yüreğim burkuldu. Yanına oturdum, yüzüne düşen bir bukle saçını kulağının arkasına ittim. "Elbette sayılır bir tanem. Baban bu gece senin ışıldamanı isterdi. Biz de tam olarak bunu yapacağız."
Kızım dudaklarını birbirine bastırıp biraz düşündü. "Onun anısını yaşatmak istiyorum. Sadece ikimiz olsak bile."
devamı sonraki sayfada...

