Adana’nın boğucu sıcağı geceleri ağırlaştırıyordu ama hiçbir şey Emel’in evindeki gerginlikle kıyaslanamazdı. 54 yaşındaki Emel, parçalanmış bir ailenin yükünü çok uzun zamandır omuzlamıştı. 23 yaşındaki oğlu Burak, artık bir zamanlar tanıdığı o sevgi dolu çocuk değildi; öfkeli, kindar ve öngörülemez biri haline gelmişti. Üniversiteyi bıraktıktan ve hiçbir işte dikiş tutturamadıktan sonra, hayatındaki her aksilik için babasının yokluğunu suçlar olmuştu.
Okul kütüphanesindeki uzun mesaisinin ardından, bitkin bir akşam vaktinde Emel eve darmadağın bir halde döndü; ancak kapıda onu alkol kokan ve para isteyen Burak karşıladı.
Bu kez Emel "hayır" dedi. Bu tek kelime her şeyi değiştirdi. Burak annesiyle alay etti, ona doğru yaklaştı ve hiçbir uyarıda bulunmadan yüzüne sert bir tokat attı. Ardından gelen sessizlik, darbenin kendisinden bile daha ağırdı. Burak hiçbir pişmanlık göstermedi; sadece arkasını dönüp gitti.
O gece Emel, evinin artık güvenli olmadığını fark etti. Gece saat 01:20’de sekiz yıldır kaçındığı o aramayı yaptı—
Eski kocası Murat’ı aradı. Murat, "Yoldayım," dedi. Sabaha karşı Emel bir kahvaltı hazırladı; bu bir teselli değil, bir dönüm noktasıydı.
devamı sonraki sayfada...

