Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. 80 Yaşında Karnım Şişmeye Başladı, Doktorların Bulduğu
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Yaklaşık kırk dakika sonra Turgay geri döndü. Elinde sararmış, üzerinde İlhan'ın el yazısı bulunan zarf vardı. Yanında bodrumdaki kasadan aldığı lacivert bir dosya da getirmişti.

“Bunları yıllardır saklıyorum,” dedi.

Zarfı elime aldığımda parmaklarım titredi. Üzerindeki yazıyı hemen tanıdım: “Rüveyda'ma, zamanı geldiğinde.”

İlhan'ın el yazısını görmek, on iki yıl öncesinden gelen bir ses duymak gibiydi.

Zarfı dikkatle açtım.

İçinden dört sayfalık bir mektup ve eski bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafta İlhan, genç bir kadın ve orta yaşlı bir adam, küçük bir ofisin önünde duruyordu. Arkalarındaki tabelada Tan Biyomedikal Araştırma yazıyordu.

Mektubun ilk satırını okudum.

“Sevgili Rüveyda'm, sana hayatım boyunca anlatamadığım bir gerçeği sonunda kâğıda döküyorum. Beni affedip affetmemek senin hakkın.”

Boğazım düğümlendi.

İlhan mektubunda, sigortacılık yaptığı yıllarda bazı özel sağlık kuruluşlarına danışmanlık verdiğini anlatıyordu. Asıl uzmanlığı tıp değildi. Hastane ve araştırma kuruluşlarının sigorta sözleşmelerini, mali risklerini ve hasta haklarıyla ilgili belgelerini değerlendiriyordu.

Fakat bu iş, zamanla sıradan bir danışmanlığın ötesine geçmişti.

Yirmi yıl önce Berna Tan'ın yönettiği araştırma kuruluşunda eski sağlık dosyalarının eksik tutulduğunu ve bazı hastalara ait kayıtların kurumlar arasında doğru aktarılmadığını fark etmişti. Bunların arasında benim yıllar önce geçirdiğim bir ameliyatın dosyası da bulunuyordu.

Bir anda mektubu okumayı bıraktım.

O ameliyatı hatırlıyordum. Elli yaşlarımdayken iyi huylu olduğu söylenen bir kitle nedeniyle operasyon geçirmiştim. Sonrasında iyileşmiş, zamanla konuyu unutmuştum.

Bunun neden bir sırra dönüştürüldüğünü anlayamıyordum. İlhan ameliyat sırasında zaten yanımdaydı.

Mektubu okumaya devam ettim.

“Senin ameliyatından sonra bazı kayıtların araştırma kuruluşuna danışmanlık amacıyla gönderildiğini öğrendim. Daha önemlisi, takip edilmesi önerilen bir bulgunun sana açıkça bildirilmediğini fark ettim. Hekim olmadığım için bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum. Ancak belgelerin neden eksik olduğunu araştırmaya başladım.”

Gözlerimi kapattım.

İlhan sonraki satırlarda benim adıma bir dosya oluşturduğunu anlatıyordu. Kendi notlarında bu dosyaya “Rüveyda Projesi” adını vermişti. Bir araştırma deneyinin adı değildi bu. Eksik belgeleri tamamlamak, eski tıbbi kayıtları bulmak ve gerekli değerlendirmelerin yapıldığından emin olmak için hazırladığı kişisel takip dosyasıydı.

Mektupta ayrıca bir itiraf vardı.

“Başlangıçta seni koruduğumu sandım. Sonra senin adına karar verdiğimi fark ettim. Endişelenmemen için bazı bilgileri senden sakladım. Bu doğru değildi.”

Mektubu dizlerime bıraktım.

“Turgay, bunları biliyor muydun?”

Oğlum gözlerini kaçırdı.

“Tamamını değil anne.”

“Peki neden on iki yıldır hiçbir şey söylemedin?”

Turgay sessiz kaldı. Ardından yanımdaki sandalyeye oturdu.

“Kasayı bulduğumda babam yeni ölmüştü. Dosyaların arasında eski doktor raporları ve sözleşmeler vardı. Birkaçını okudum ama tıbbi kısmını anlayamadım. Sonra Berna Tan'ı aradım.”

“Ne söyledi?”

“Babanın senin için bazı eski belgeleri topladığını, fakat dosyanın tamamlanmadığını söyledi. Belgelerin güncel bir teşhis olmadığını vurguladı. Bana seni gereksiz yere korkutmamamı önerdi. Ben de kolay olanı seçtim.”

“Bana söylememeyi.”

Başını eğdi.

“Evet.”

Oğlumun yüzündeki pişmanlık öylesine açıktı ki kızgınlığımın arasına acıma da karıştı.

“Babanın ne yaptığını anlamamış olabilirsin,” dedim. “Ama benim hayatımla ilgili bir dosya bulmuşsun. Bana sormaya hakkın vardı. Bunu benden saklamaya hakkın yoktu.”

“Biliyorum anne. Özür dilerim.”

Lacivert dosyayı açtık. İçinde sigorta sözleşmeleri, eski hastane yazışmaları, takip önerileri ve İlhan'ın aldığı notlar vardı. Son sayfaların arasında Berna Tan'ın imzaladığı bir yazı bulunuyordu. On iki yıl öncesine aitti.

Yazıda, eski kayıtların bir bölümünün yeniden incelenmek üzere arşivlendiği ve ilgili hastanın kendi sağlık dosyasına erişim hakkının bulunduğu belirtiliyordu.

İlhan'ın ölümünden üç gün önce Berna'nın hastaneye getirdiği gümüş çantanın sırrı da yavaş yavaş ortaya çıkıyordu.

O sırada Dr. Özsoy yeniden odaya geldi. Belgeleri sağlık ekibinin uygun şekilde inceleyebilmesi için ilgili sayfaların kopyalanmasına izin verip vermeyeceğimi sordu. Kabul ettim.

“Bu kayıtlar geçmişiniz hakkında yararlı bilgiler sağlayabilir,” dedi. “Ancak bugün gördüğümüz kitlenin onlarla doğrudan ilişkili olduğunu henüz söyleyemeyiz.”

Sonraki iki gün hastanede kaldım. Uzmanlar görüntülerimi değerlendirdi, önceki ameliyat kayıtları istendi ve şişliğin kaynağını araştırmak için gerekli incelemeler planlandı.

Bu sırada Gonca ve diğer çocuklarım da yanıma geldiler. Turgay, babasının sakladığı dosyayı onlara kendisi anlattı. İlk kez karşılarında güçlü görünmeye çalışmadan konuştu.

Üçüncü gün Dr. Özsoy sonuçların önemli bir bölümünü açıkladı. Büyük sıvı dolu kitlenin karın içindeki bir organın yakınından kaynaklandığı düşünülüyordu. Görüntüler, uzun süredir yavaş büyümüş olabilecek kistik bir oluşumla uyumluydu. Ancak kesin tanı için çıkarılacak dokunun incelenmesi gerekecekti.

“Bu, eski ameliyatımla bağlantılı mı?” diye sordum.

“Şimdilik bunu doğrulayan bir bulgumuz yok. Önceki dosyanızda belirtilen küçük oluşumun yeriyle bugünkü kitlenin bulunduğu bölge farklı görünüyor. Kayıtları karşılaştırmaya devam edeceğiz.”

Sonra yaşım, genel durumum ve diğer sağlık bilgilerim değerlendirilerek uzmanlar tarafından bir müdahale planı oluşturuldu. Karar aşamasında bütün seçenekler ve riskler bana anlatıldı. İlk kez çocuklarım konuşmadan önce benim ne istediğimi sordular.

“Kararı ben vereceğim,” dedim. “Ama hepinizi yanımda istiyorum.”

İlhan'ın yıllar önce yapamadığı şeyi ailem o gün yaptı. Beni korumak adına bilgiyi saklamak yerine gerçekle birlikte yüzleştiler.

Müdahale öncesinde Berna Tan'la görüşmeyi de istedim. Turgay eski telefon numaralarından ve kuruluşun arşiv iletişim bilgilerinden ona ulaştı. Artık araştırma kuruluşunda çalışmıyordu. Emekli olmuştu.

Bir hafta sonra hastaneye geldiğinde onu hemen tanıdım. Saçları tamamen beyazlamıştı ama bakışları aynıydı.

“Rüveyda Hanım,” dedi, “keşke yıllar önce sizinle konuşabilseydim.”

“Ben de keşke kocamın yaptığı işleri kendisinden öğrenebilseydim.”

Berna karşıma oturdu. İlhan'ın eksik kayıtları araştırırken büyük bir titizlikle çalıştığını anlattı. Kuruluşun eski arşiv sisteminde yaşanan sorunlarla ilgili resmi incelemeler yapılmış, kayıtların düzeltilmesi için girişimlerde bulunulmuştu. Ancak İlhan, konuyu benimle paylaşmayı sürekli ertelemişti.

“Size anlatmasını defalarca söyledim,” dedi Berna. “Son ziyaretimde de aynı şeyi söyledim. Gümüş çantada tamamladığımız arşiv kopyaları vardı.”

“Peki o gün neden bu kadar üzülmüştü?”

“Çünkü artık vakti kalmadığını hissediyordu. Size her şeyi kendi ağzından anlatmak istiyordu.”

Berna'nın sesi titredi.

“Bana, hayatındaki en büyük pişmanlığının sizi üzmekten korktuğu için bazı kararları tek başına vermek olduğunu söyledi.”

Bu sözleri duyunca gözlerim doldu. İlhan'ı sevmiştim. O da beni sevmişti. Ama sevgi, sakladığı şeyleri doğru yapmıyordu.

Bir süre sonra planlanan ameliyat gerçekleştirildi. Sonrasında birkaç gün yakından takip edildim. İlk günler yorucuydu; yürümek, yemek yemek ve eski gücüme kavuşmak zaman aldı. Çocuklarım sırayla yanımda kaldılar.

Patoloji incelemesinin sonucu geldiğinde doktor, çıkarılan oluşumun iyi huylu olduğunu açıkladı. Şişliğimin büyük bölümüne neden olan kistik kitle alınmıştı. Eski kayıtlarla yapılan karşılaştırmada da geçmişteki bulguyla doğrudan bağlantı saptanmamıştı. Yine de iyileşme sürecim ve gerekli kontrollerim takip edilecekti.

Hastane odasında ilk kez derin bir nefes aldım. Yıllardır taşıdığım sırrın da karnımdaki ağırlıkla birlikte hafiflediğini hissettim.

Turgay elimi tuttu.

“Anne, bunca yıl sustuğum için beni affedebilir misin?”

“Affetmek isterim oğlum. Ama önce bundan sonra birbirimizden gerçekleri saklamayacağımıza söz verelim.”

“Söz veriyorum.”

Eve döndüğümde bodruma inip kasayı görmek istedim. Turgay koluma girdi. Kasayı birlikte açtık. İçindeki bütün belgeleri düzenleyip ilgili kayıtları korumaya karar verdik. Sağlık dosyalarının kopyalarını bana ait klasöre yerleştirdik. İş sözleşmelerini ve arşiv yazışmalarını da ayrı sakladık.

Sonra İlhan'ın fotoğrafının karşısına oturdum.

“Elli yıl yaşadık seninle,” diye fısıldadım. “Meğer senin bilmediğim korkuların, benim de soramadığım sorularım varmış.”

Aylar içinde sağlığım giderek düzeldi. Bahçemdeki çiçeklerle yeniden ilgilenebiliyor, torunlarımla masaya oturabiliyordum. Kontrollerimi aksatmadım. Her yeni görüşmede sorularımı kendim sordum, yanıtları kendim dinledim.

Bir pazar günü bütün aile bahçede toplandı. Gonca çay getirdi, Turgay torunlarıyla ilgilendi. Dört küçük torun çocuğum çimenlerin üzerinde oynuyordu.

En büyük torunum yanıma gelip, “Babaanne, şimdi daha iyi misin?” diye sordu.

Elini avuçlarımın arasına aldım.

“Evet yavrum. Hem bedenim hem içim daha hafif.”

O gün İlhan'ın mektubunu son kez okudum. Son satırda şöyle yazıyordu:

“Rüveyda, seni korumaya çalışırken sana gerçeği söyleme cesaretini gösteremedim. Umarım bir gün beni anlayabilirsin.”

Mektubu katlayıp fotoğrafının yanına bıraktım. Onu anlamaya çalışmak, her davranışını haklı bulmak demek değildi. Elli yıllık evliliğimizin sevgisi gerçekti; eksikleri ve hataları da öyleydi.

Seksen yaşımda öğrendiğim en önemli şey buydu: İnsan sevdiği kişiyi korumak için onun yerine karar vermemeli. Gerçek bazen korkutucu olabilir, fakat bir aileyi güçlü yapan sırların hiç yaşanmaması değil, ortaya çıktıklarında birbirlerine dürüstçe sarılabilmeleridir.


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3