“İsmim Ceren. Ama hiçbir şey yapmadım. Kızımla seyahat ediyorum, hepsi bu.”
Reyhan hemen cevap vermedi. Bana doğru kısa bir bakış attı. Ardından Ceren'e döndü.
“Önünüzdeki yolcu, koltuğunun uzun süredir tekrar tekrar tekmelendiğini bildirdi. Bunun yaklaşık iki saat devam ettiğini ve sizden yardım istediğinde sorunun çözülmediğini belirtti.”
Ceren küçümseyerek güldü.
“İki saat mi? Saçmalık! Çocuk bir iki kere ayağını uzatmıştır.”
İşte o anda cebimdeki küçük not defterinin neden önemli olduğunu bir kez daha anladım.
Telefonumun saatine bakarak tekmelerin başlangıcını, yaptığım uyarıları ve aldığım karşılığı defterime yazmıştım.
Ceren ve kızı tuvalete gider gitmez yerimden kalkıp kabin amirini bulmuş, notlarımı göstermiş ve iki saatlik rahatsızlığı açıklamıştım. Reyhan da durumu değerlendirdikten sonra formu bizzat Ceren'in masasının üzerine bırakmıştı. Benim planımın tamamı buydu: tartışmayı uzatmak yerine sorunu yetkili kişiye iletmek.
“Hanımefendi,” dedim sakince, “kimseyi zor durumda bırakmak istemiyorum. Yalnızca kalan yolculuğu huzurlu geçirmek istiyorum.”
Ceren bana sertçe baktı.
“Senin yüzünden şimdi çocuğum korkuyor!”
Küçük kız annesinin koluna dokundu. “Anne, ben korkmuyorum.”
Ceren ona dönüp fısıldadı. “Ekin, bir dakika susar mısın?”
Reyhan araya girdi. “Lütfen kızınızın da konuşmasına izin verelim. Önce şunu öğrenmek istiyorum: Ekin, önündeki koltuğa ayağınla vurduğun oldu mu?”
Ekin başını eğdi. Kulaklığını boynuna indirdi. Bir süre spor ayakkabılarının bağcıklarıyla oynadı.
“Oldu,” dedi kısık sesle.
Ceren hemen konuştu. “Çocuklar bazen ayaklarını hareket ettirir. Bunda bu kadar büyütülecek ne var?”
Reyhan sesini yükseltmedi.
“Bir çocuğun uzun uçuşta sıkılması anlaşılır. Fakat başka bir yolcunun koltuğunu sürekli sarsması kabul edilebilir bir davranış değil. Üstelik bunun durdurulması istenmiş.”
Ceren gözlerini devirdi. “Ben bütün gün kızımla uğraşıyorum. Biraz dinlenmeye hakkım yok mu?”
Bu sözleri duyunca ilk kez öfkemin yerine başka bir duygu geçti. Belki de gerçekten yorulmuştu. Belki Ekin de uzun yolculuktan bunalmıştı. Ancak ikisinin yorgunluğu benim dinlenme hakkımı ortadan kaldırmıyordu.
Reyhan, “Elbette var,” dedi. “Ama sizin dinlenmeniz için başka bir yolcunun iki saat boyunca rahatsız edilmesi gerekmiyor.”
Ceren cevap vermedi.
Bu sırada koridorun öbür tarafındaki koltukta oturan yaşlı bir adam görevliye seslendi.
“Affedersiniz, ben de bir şey söyleyebilir miyim?”
Reyhan başıyla onayladı.
Adam, “Tekmelerin tamamını görmedim ama koltuğun tekrar tekrar sarsıldığını fark ettim. Beyefendinin arkasına dönerek nazikçe uyardığını duydum. Tartışmayı büyütmedi.” dedi.
Bir sıra ileride oturan başka bir yolcu da ilk uyarıdan sonra darbelerin sürdüğünü duyduğunu belirtti. İkisi de gördükleri ve duyduklarıyla yetindi. Kimse bağırmadı, kimse Ceren'i suçlamak için ayağa kalkmadı.
Reyhan kısa notlar aldıktan sonra yeniden Ceren'e döndü.
“Şimdi sizin açıklamanızı dinleyelim.”
Ceren başını iki yana salladı. “Ben gerçekten sürekli tekmelediğini fark etmedim. Kulaklığım takılıydı. Ama bu adam biraz abartıyor.”
Reyhan, “Size doğrudan uyarıda bulunduğunu kabul ediyor musunuz?” diye sordu.
Ceren dudaklarını ısırdı.
“Evet, bir şey söyledi.”
“Peki siz ne cevap verdiniz?”
Kadın birkaç saniye sustu.
“Çocuk olduğunu söyledim.”
Reyhan beklemeye devam etti.
Ceren sonunda gözlerini kaçırdı. “Bir de başka yere geçmesini söyledim.”
İlk kez yüzündeki öfkenin altında belli belirsiz bir mahcubiyet gördüm.
Tam o sırada Ekin söze karıştı.
“Anne, aslında ben bilerek yaptım.”
Ceren şaşkınlıkla kızına döndü.
“Ne?”
Ekin kulaklığını elleri arasında çevirdi.
“Önce yanlışlıkla değdi. Sonra adam arkaya dönünce sinirlendiğini gördüm. Komik geldi. Birkaç kere daha yaptım.”
Çocuğun sözleri aramızda kısa bir sessizlik yarattı.
Ekin devam etti. “Ama sonra çok sıkıldım. Ne yapacağımı bilemedim.”
Ceren'in yüzü değişti. Sanki şimdiye kadar yalnızca kendi açısından gördüğü bir olayın başka tarafları olduğunu ilk kez fark ediyordu.
“Ekin,” dedi yumuşak bir sesle, “neden bana söylemedin?”
Kız annesine baktı.
“Söyledim. Bana tabletini izlediğini, kulaklığımı takmamı söyledin.”
Bu kez Ceren'in verecek cevabı yoktu.
Reyhan, konuşmanın suçlama yarışına dönüşmesine izin vermedi.
“Böyle uzun yolculuklar çocuklar için gerçekten zor olabilir. İsterseniz Ekin'e yaşına uygun birkaç etkinlik bulabiliriz. Uçakta çocuklar için hazırladığımız küçük oyun paketlerinden var. Ayrıca emniyet kemeri işareti kapalı olduğunda, koridoru engellemeden kısa ve kontrollü yürüyüşler yapabilirsiniz.”
Ekin'in gözleri parladı.
“Oyun paketi mi?”
“Evet. İçinde bulmacalar, boyama sayfaları ve küçük zekâ oyunları var.”
“Ben bulmaca severim,” dedi Ekin.
Annesine dönerek ekledi: “Birlikte yapabilir miyiz?”
Ceren, kızının yüzüne baktı. Bu kez tabletine uzanmadı.
“Yaparız,” dedi.
Reyhan görüşmeyi tamamlamak üzere formu işaret etti.
“Buraya olayla ilgili kendi açıklamanızı yazabilirsiniz. Form, durumun değerlendirilmesi için tutuluyor. Size herhangi bir ceza verildiği anlamına gelmiyor. Önemli olan yolculuğun geri kalanında sorunun tekrarlanmaması.”
Ceren kalemi aldı. Birkaç satır yazdı. Sonra durup yeniden bana baktı.
“Gerçekten iki saat mi sürdü?”
“Evet,” dedim. “Konferanstan dönüyordum. Çok yorgundum. Biraz uyumak istemiştim.”
“Mesleğiniz ne?”
“Kalp cerrahıyım.”
Ceren'in bakışları yüzümde dolaştı.
“Demek doktorsunuz.”
“Evet. Ama doktor olmamın burada özel bir önemi yok. Yerimde başka biri de olabilirdi. Uyumaya çalışan yaşlı bir yolcu, rahatsızlanan biri ya da yalnızca sessizlik isteyen herhangi bir insan.”
Sözlerimden sonra Ceren başını eğdi.
“Haklısınız,” dedi sonunda. “Size öyle cevap vermemeliydim. Kızımın davranışını da durdurmalıydım.”
Ardından Ekin'e döndü.
“Birinin seni rahatsız etmesi nasıl hissettirir, biliyorsun. Sen neden başkasına bunu yaptın?”
Ekin gözlerini kaldırdı.
“Özür dilerim,” dedi bana bakarak. “Bir daha tekmelemeyeceğim.”
“Teşekkür ederim, Ekin,” dedim. “Uzun uçuşlarda sıkılmak normal. Ama ayağını birinin koltuğuna vurduğunda o kişi bütün sarsıntıyı hissediyor.”
Kız başıyla onayladı.
Ceren de kendi adına özür diledi. Sesinde artık öfke yerine gerçek bir pişmanlık vardı. Üstelik özrünü söyledikten hemen sonra tabletini kapatıp çantasına yerleştirdi.
Benim için mesele orada kapanabilirdi. Fakat Reyhan'ın başka bir önerisi vardı.
“Beyefendi, sizinle kısa bir görüşebilir miyiz?”
Koridorun kenarında, diğer yolcuların geçişini engellemeyecek şekilde konuştuk.
“Ekonomi bölümünün arka tarafında boş ve daha sakin bir koltuğumuz var,” dedi. “Yer değiştirmenizi ister misiniz? Elbette tamamen sizin tercihiniz. Mevcut koltuğunuzu koruma hakkınız da var.”
Şaşırdım.
“Diğer yolcular için sorun oluşturmayacak mı?”
“Hayır. Koltuk boş ve kullanıma uygun. Yer değişikliğini biz ayarlayabiliriz.”
İki saattir beklediğim fırsat karşıma çıkmıştı. Başımı salladım.
“Memnun olurum.”
Eşyalarımı toplamak için koltuğuma döndüğümde Ekin annesiyle birlikte bulmaca kitapçığına bakıyordu. Kız beni görünce ayağını hemen geri çekti.
“Tekrar özür dilerim,” dedi.
Gülümsedim. “Özrünü kabul ediyorum. Umarım güzel bir yolculuk geçirirsin.”
Ceren başını kaldırdı.
“Beyefendi, bir şey daha söylemek istiyorum. Size başka yere geçin dediğimde gerçekten ne kadar kaba davrandığımı şimdi fark ettim. Sanki bütün uçak sadece bizimmiş gibi düşündüm.”
“Önemli olan bundan sonra ne yapacağınız,” dedim.
Eşyalarımı alıp Reyhan'ın gösterdiği koltuğa yerleştim. Burası kabinin arka tarafında, pencere kenarında sessiz bir yerdi. Yan koltuk boştu. Başımı yasladığımda kimse sırtıma vurmuyordu.
Gözlerimi kapatmadan önce saatime baktım. Yaşananlardan sonra uçuşun bitmesine hâlâ birkaç saat vardı. Fakat ilk kez gerçekten dinlenebileceğimi hissettim.
Bir süre sonra tuvalete gitmek üzere koridordan geçerken Ceren ile Ekin'i yeniden gördüm. Bu kez Ekin ayaklarını kendi koltuğunun önünde tutmuş, küçük bir bulmacaya yoğunlaşmıştı. Ceren de yanına eğilmiş, ona bir şeyler anlatıyordu.
Beni görünce ikisi de hafifçe gülümsedi.
Ben de başımla selam verdim.
Dönüşte Reyhan'a rastladım.
“Her şey yolunda mı?” diye sordu.
“Evet. Teşekkür ederim. Sayenizde dinlenebildim.”
“Rica ederim. Bize daha erken de haber verebilirdiniz. Böyle durumlarda kabin ekibi yardımcı olmak için burada.”
Haklıydı. İki saat boyunca kendi kendime dayanmayı seçmiştim. Oysa rahatsızlığın tekrar etmesi durumunda görevliye başvurmak çok daha doğruydu.
“Bir dahaki sefere bu kadar beklemeyeceğim,” dedim.
Reyhan tebessüm etti. “Umarım bir dahaki sefere buna hiç gerek kalmaz.”
Uçağımız Chicago'ya yaklaştığında kabinde yeniden hareketlilik başladı. Yolcular kemerlerini kontrol ediyor, ekranlardan iniş saatini takip ediyordu.
Pencereden aşağı baktım. Şehrin ışıkları karanlığın içinde geniş bir ağ gibi uzanıyordu. Bir haftadır özlediğim evim artık çok yakındı.
Uçaktan inerken Ceren ile Ekin'e son kez rastladım. Ekin kolunun altında tamamladığı bulmaca kitapçığını taşıyordu.
“Bakın,” dedi bana heyecanla, “hepsini çözdüm!”
Kitapçığı uzaktan gösterdi.
“Harika,” dedim. “Demek uzun yolculukta yapılacak başka şeyler de varmış.”
Kız utangaçça güldü. Ceren de onun omzuna elini koydu.
“Bunu ikimiz de öğrendik,” dedi.
Geliş kapısından çıktığımda Nagehan ve iki oğlum beni bekliyordu. Çocuklar kollarıma atılınca yolculuğun bütün yorgunluğu bir anlığına silindi.
“Uçakta uyuyabildin mi baba?” diye sordular.
“Sonunda uyudum,” dedim gülümseyerek. “Bir de insanın derdini sakin sakin anlatmasının ne kadar önemli olduğunu yeniden öğrendim.”
Eve giderken Ekin’in son gülümsemesini düşündüm. Bütün istediğim biraz sessizlikti. Bunun için birini küçük düşürmeme ya da aynı rahatsızlığı ona yaşatmama gerek kalmamıştı. Dinlenmek hakkımdı; bu hakkı savunurken karşımda bir çocuk olduğunu unutmamam da sorumluluğumdu.
Önceki

Önceki