Hamile kızım bir tabutun içindeydi ve kocası sanki bir kutlamadaymış gibi çıkageldi. Kolunda metresiyle, kadın her adımda caminin zeminini bir alkış tufanı gibi inleten topuk tıkırtılarıyla içeri girdi. Hatta yanıma kadar sokulup kulağıma, "Görünüşe göre ben kazandım," diye fısıldadı. Çığlığımı yuttum ve kızımın sonsuza dek hareketsiz kalacak olan solgun ellerine baktım. Sonra avukat, elinde mühürlü bir zarfla öne çıktı. Sesi keskin bir tonda, "Defin işleminden önce," dedi, "vasiyetname okunmalı." Damadım bıyık altından gülümsedi; ta ki avukat ilk ismi söyleyene kadar. Ve o an gülümsemesi yüzünde donup kaldı.
Hamile kızım bir tabutta yatıyordu ve kocası camiye gülerek girdi. Tebessüm değil. Kahkahalarla. Bu ses, cenaze duasını ipek bir kumaşı kesen bıçak gibi yardı geçti. Tüm başlar o yöne döndü. Siyah takım elbiseler kaskatı kesildi. Standlardaki beyaz zambaklar titredi. Ve işte oradaydı; damadım Kerem. Boyalı ayakkabıları parlıyor, altın saati ışıldıyordu; bir eli ise kızımın evliliğini yıkan kadının belindeydi.
Adı Ceyda'ydı. Topuklu ayakkabıları caminin zemininde sert ve acımasızca, sanki bir suçun ardından kopan alkışlar gibi yankılanıyordu.
Kızımın tabutunun başında ellerim önümde bağlı şekilde duruyordum. Mahallenin yaşlı kadınları ellerinin arkasından dualar fısıldıyordu. Kız kardeşim dirseğimi tuttu ama yerimden kıpırdamadım. Tabutun içinde kızım Esra porselen gibi görünüyordu. Çok solgun. Çok hareketsiz. Bir eli, doğmamış torunumun onunla birlikte hareket etmeyi bıraktığı karnının kavisinin üzerindeydi. Kerem’in gözleri benimkilerle buluştu. "Müzeyyen Hanım," dedi sıcak bir tavırla, sanki bir bayram ziyaretinde karşılaşmışız gibi. "Berbat bir gün." Ceyda başını yana eğdi, kırmızı dudakları parlıyordu. Parfümünü duyabileceğim kadar yakınıma sokuldu. "Görünüşe göre ben kazandım," diye mırıldandı. Boğazım ateşle doldu. O an bir anne değildim. Bir fırtınaydım. Saçındaki örtüyü çekip koparmak, Kerem’i o kusursuz yakasından tutup sürüklemek, camlar kırılana kadar çığlık atmak istedim. Ama Esra’nın ellerine baktım. Hareketsiz. Sonsuza dek. Bu yüzden çığlığımı yuttum. Kerem gözyaşı bekliyordu. Bir olay çıkmasını. Dışarıdaki kameralara yaslı koca rolü yaparken, kederden yere yığılan yıkılmış yaşlı bir kadın görmeyi umuyordu. Alçak sesle konuştuğum için beni hep önemsiz biri sanmıştı. Yaşlılığın beni zayıflattığını düşünmüştü. Kederin beni aptallaştırdığını zannetmişti.
devamı sonraki sayfada...

