“Eğer bu satırları okuyorsan, arabayı satmaya karar vermişsin demektir. Uzun zamandır bunu yapacağını hissediyordum. Bu yüzden Murat’ı restore ederken bazı düzenlemeler yaptım. Stepne yuvasındaki metal kutunun içinde aracın gerçek ruhsatı, ekspertiz raporu ve noter tasdikli bir devir belgesi var. Aracı üç yıl önce oğlum Emre’ye devrettim. Yasal sahibi odur. Ayrıca satıştan doğacak her türlü hukuki sorumluluk da satışı yapan kişiye aittir.” Nermin’in dizleri titredi. Kutuyu açtım. Gerçekten de noter belgeleri vardı. Aracın sahibi ben görünüyordum. Babam bunu planlamıştı. Mektubun devamında şu yazıyordu: “Emre, oğlum… Eğer bu noktaya geldiysen bil ki sana güveniyorum. İnsanları değiştiremezsin ama kendini koruyabilirsin. Bu araba sana miras değil; sana bıraktığım bir hatıra ve bir ders. Değerli olan şeyler bazen saklanarak korunur.” Nermin panik içinde konuşmaya başladı. “Ben bilmiyordum… Yanlış anlama… Parayı geri veririz…” O sırada çekici şoförü ve sedanla gelen adam durumu anlamıştı. Satışın geçersiz olduğunu öğrendiler. Telefonlar açıldı. Çekici geri çağrıldı. Yarım saat sonra Murat 124 yeniden gözümün önündeydi. Kaputuna dokundum. Soğuk metalin altında babamın emeğini hissettim. Nermin sessizce uzaklaştı. O an anladım ki mesele araba değildi. Babam yıllar boyunca insanları gözlemlemiş, karakterleri tartmıştı. Ve son hamlesini yapmıştı. O gece arabayı garaja çektim. İçine oturdum. Direksiyonu tuttum. Torpidonun içini açtığımda küçük bir fotoğraf buldum: Annem, babam ve ben… Murat’ın önünde çekilmiş bir yaz günü fotoğrafı. Babam hep derdi ki, “Emek verdiğin şey seni yarı yolda bırakmaz.” Haklıydı. Araba satılmadı. Anılar kaybolmadı. Açgözlülük plan yaptı ama sevgi daha önce düşünmüştü. O gün babamı ikinci kez kaybettiğimi sandım. Ama aslında bana son bir ders bırakmıştı: Gerçek miras, para ya da eşya değildir. Gerçek miras, karakterdir. Ve bazı insanlar, son hamlelerini bile sevdiklerini korumak için yapar.
Önceki

Önceki