17 yaşındaydım ve lise yıllarımın en önemli gecesi gelip çatmıştı: Mezuniyet balosu. Hayatım boyunca kendi balomda, annemin mezuniyetinde giydiği o özel elbiseyi giymeyi hayal etmiştim. Ben henüz 12 yaşındayken kanser onu benden ayırmıştı ve bu elbise benim için dünyadaki en değerli şeydi.
Yıllar sonra babam yeniden evlendi. Yeni eşi Melis, sadece gösterişe, statüye ve paraya tapan biriydi. Annemin eşyalarını "çöp" diyerek atıp evi kendi zevkine göre pahalı eşyalarla doldurmuştu.
Balodan bir gün önce aynanın karşısında annemin o zarif elbisesiyle kendime hayranlıkla bakıyordum. Melis odaya girdi ve iğrenerek baktı:
"Bu paçavrayı giyemezsin! Ailemizi utandıracaksın. BİNLERCE LİRA DEĞERİNDEKİ, BENİM SEÇTİĞİM O TASARIM ELBİSEYİ GİYECEKSİN!" diye bağırdı.
Onu hiç umursamadım ve "Bu elbise benim için çok özel, sadece bunu giyeceğim" dedim.
Ertesi gün, baloya saatler kala hazırlanmak için odama gidip kılıfı açtığımda olduğum yerde dondum. Annemin yadigarı mahvolmuştu! Dikişleri acımasızca yırtılmış, pırıl pırıl saten kumaşın üzerine kasten kahve dökülüp lekelenmişti.
Tam o sırada Melis kapıda belirdi, yüzünde sinsi ve zafer kazanmış bir gülümseme vardı. "Ah, demek buldun!" dedi.
Gözyaşları içinde, "Bunu sen mi yaptın? Bu annemin elbisesiydi... Bunu nasıl yaparsın?!" diye haykırdım.
Melis umursamazca gözlerini devirdi: "Artık senin annen benim! Kes sesini ve uzatma! O paçavrayı çoktan çöpe atmış olmalıydın!"
Ellerim titriyordu. Hayatımın en güzel gecesi zehir olmuştu ve çaresizlikten ne yapacağımı bilemez bir halde kaskatı kesilmiştim.
Ama tam o saniyede babam kapıda belirdi... Ve üvey annemin o bitmek bilmez kibrini öyle bir yerle bir etti ki, o an yaşanacakları ömrüm boyunca unutamayacaktım.
Babamın yüzü, daha önce hiç görmediğim kadar sert ve ifadesizdi. O her zamanki neşeli ve anlayışlı adam gitmiş, yerine öfkesini zar zor zapt eden bir fırtına gelmişti. Gözleri önce elimde tuttuğum paramparça olmuş o saten kumaşa, sonra benim yaşlı gözlerime, en son da Melis'in yüzündeki o iğrenç, tatmin olmuş kibre kaydı.
"Sen az önce kızıma ne dedin?" diye sordu babam. Sesi fırtına öncesi sessizliği andıran, ürkütücü bir sakinlikteydi....
devamı sonraki sayfada...

