Derin bir nefes aldım.
“Anne, Korhan gemide başka kadınlarla birlikte olduğunu söyledi. Yanındaki kadın da onlardan biriymiş.”
Annemin yüzü bembeyaz kesildi.
“Ne demek başka kadınlarla?”
Korhan hemen araya girdi.
“Anneciğim, mesele göründüğü gibi değil. Süreyya biraz abartıyor.”
“Az önce söylediklerini abartmadan tekrar et,” dedim. “Herkes duysun.”
Yanındaki kadın bavulunun sapını sıkıca kavradı. Az önceki alaycı gülümsemesi kaybolmuştu.
“Ben bu aile tartışmasının içinde olmak istemiyorum,” dedi.
Ona baktım.
“Ben de kendi ailemin böyle bir tartışması olsun istemezdim. Ama burada olduğumuza göre gerçeklerle yüzleşmek zorundayız.”
Korhan sesini alçalttı.
“Lütfen eve gidip konuşalım. İnsanlar bakıyor.”
“Eve gidebiliriz,” dedim. “Ama birlikte değil.”
İlk kez gerçekten korkmuş gibi göründü.
“Ne demek birlikte değil?”
“Kızlarımı alıp annemle döneceğim. Sen kendi ulaşımını ayarlayabilirsin.”
Korhan tam itiraz edecekken kızlarımızdan biri ağlamaya başladı. Üç aylık Derin, kardeşi Ekin'in koluna dokunmuş, huzursuzca kıpırdanıyordu. Onları uzun yolculuktan sonra beslemem gerekiyordu.
Annem hemen bebek arabasını yaklaştırdı. İkizleri güvenle yerleştirdik. O sırada Korhan ilk kez kızlarına dikkatle baktı.
“Bunlar gerçekten...”
Cümlesini tamamlayamadı.
“Evet,” dedim. “Kızların. Derin ve Ekin. Üç aylık oldular.”
Korhan bir adım yaklaştı.
“Birini kucağıma alabilir miyim?”
İçimdeki öfkeye rağmen kızlarımı yetişkinlerin kavgasının ortasına koymak istemedim. Fakat o anda ikisi de huzursuzdu ve Korhan'ı ilk kez görüyorlardı.
“Şimdi beslenmeleri gerekiyor. Sakin bir zamanda, uygun şekilde tanışırsınız.”
Korhan başını eğdi. İlk defa cevap vermedi.
Annem arabayı iterken terminalin aile bakım odasına doğru yürüdük. Arkama bakmadım.
Otomobile döndüğümüzde annem uzun süre konuşmadı. Bebekleri oto koltuklarına yerleştirmeme yardım etti. Emniyet kemerlerini kontrol ettikten sonra sürücü koltuğuna oturdu.
“Ben hiçbir şey bilmiyordum, kızım,” dedi sonunda. “Böyle bir şey olacağını aklımdan bile geçirmedim.”
“Ben de geçirmedim anne.”
Elimi tuttu.
“Şimdi senden güçlü olmanı istemeyeceğim. İstersen ağla. Ama kendini suçlama.”
İşte o an, limanda tutmaya çalıştığım bütün gözyaşları dökülmeye başladı.
Eve vardığımızda gece olmuştu. Annem birkaç gün yanımda kalmayı teklif etti. Kabul ettim çünkü iki bebeğin bakımıyla uykusuz geçen günlere bir de yaşadığım yıkım eklenmişti.
Korhan gece boyunca defalarca aradı. Önce telefonu açmadım. Sonunda kısa bir mesaj gönderdim.
“Şu anda konuşmaya hazır değilim. Kızların ihtiyaçlarıyla ilgili konuları yazılı olarak görüşebiliriz. Eve geleceksen önceden haber ver. Tartışmak istemiyorum.”
Cevabı hemen geldi.
“Beni anlamanı beklerdim. Bu kadar büyüteceğini düşünmedim.”
Telefonu masaya bıraktım.
O cümleyle bir şey daha anladım. Korhan henüz ne yaptığının ağırlığını kabul etmiyordu.
Ertesi sabah kapının zili çaldı. Korhan gelmişti. Elinde iki oyuncak ayı ve çiçek vardı.
Annem kapıyı açtığında onu içeri davet etmeden önce bana haber verdi. Kapının önünde konuşmayı seçtim.
“Süreyya, lütfen beni dinle,” dedi.
“Dinliyorum.”
“Gemide hayat farklı. Uzun süre aynı insanlarla kalıyorsun. İnsan bazen kendini kaybediyor.”
“Ben de aylarca yalnızdım, Korhan. Üstelik yedi aylık hamileyken sen gittin. Doğum yaptım, iki bebeğe baktım, gecelerce uyumadım. Ama kendimi kaybetmedim.”
Sustu.
“Benimle evliyken başka insanlarla birlikte oldun. Sonra bunun normal olduğunu söyledin. Şimdi de koşulları suçluyorsun.”
“Ne yapmamı istiyorsun?”
“Önce sorumluluk almanı. Sonra da bana düşünmek için zaman vermeni.”
Korhan'ın getirdiği oyuncaklara baktım.
“Çiçekler ve hediyeler olanları değiştirmiyor. Kızlarımızın ihtiyaçları değişmedi. Onların babası olarak yapman gerekenleri konuşacağız. Ama evliliğimizin devam edeceğine söz veremem.”
Korhan ertesi gün geçici olarak bir arkadaşının evine yerleşti. Kişisel eşyalarını almak için önceden belirlediğimiz bir saatte geldi. Annem de yanımızdaydı. Tartışmadan ayrıldık.
Sonraki haftalarda hayatım, daha önce hiç düşünmediğim kararlarla doldu. Önce bir aile hukuku avukatına danıştım. Evliliğimizin hukuki durumunu, çocukların bakımını, nafaka ve velayetle ilgili seçenekleri öğrendim.
Korhan'ın denizde çalışması, kızlarımızın bakımından ve maddi ihtiyaçlarından sorumlu olmadığı anlamına gelmiyordu. Avukat, mevcut gelir durumumuz ve çocukların ihtiyaçları doğrultusunda nasıl bir düzen kurulabileceğini anlattı.
Ben de her şeyi aceleye getirmeden hazırladım. Doğum ve sağlık giderlerini, çocukların günlük ihtiyaçlarını, Korhan'ın çalışma takvimini ve bugüne kadarki katkılarını belgeledim.
Bu sırada Korhan kızlarıyla görüşmek istedi. İlk buluşmayı evimizde, benim de bulunduğum sakin bir öğleden sonra gerçekleştirdik.
Kapıdan girdiğinde kızlarımız yerdeki oyun minderinde yatıyordu. Derin ellerini havaya kaldırıyor, Ekin renkli bir oyuncağa bakıyordu.
Korhan diz çöktü.
“Merhaba güzel kızlarım,” dedi fısıltıyla.
Ekin ona dikkatle baktı. Derin ise gülümseyip ayaklarını hareket ettirdi.
Korhan gözyaşlarını tutamadı.
“Üç aylarını kaçırdım,” dedi.
“Evet,” diye cevap verdim. “Ama bundan sonrası için vereceğin kararlar hâlâ senin elinde.”
O gün bebeklerin beslenme düzenini, kontrollerini ve bakım ihtiyaçlarını anlattım. Korhan bez değiştirmeyi öğrendi, Ekin'i kucağına aldı ve Derin'in uyumasına yardımcı oldu.
Bunlar olağan bir babalık sorumluluğunun parçalarıydı. Bunları yaptığı için kendisine özel bir ödül vermedim. Ama çocuklarımızla güvenli, istikrarlı bir ilişki kurması için de engel çıkarmadım.
Bir akşam Korhan arayıp yüz yüze konuşmak istediğini söyledi. Bebekler uyuduktan sonra annemin bulunduğu evde görüştük.
“Söylediklerimin ne kadar aşağılayıcı olduğunu anladım,” dedi. “Gemide yaptıklarımın sorumlusu sensin gibi konuştum. Bu doğru değildi.”
“Peki o kadın?” diye sordum.
“Leman. Gemide tanıştık. Bir süredir görüşüyorduk. Limandan sonra ilişkimizi bitirdim.”
“Başka kadınlarla birlikte olduğunu da söyledin.”
Başını salladı.
“Doğruydu. Sadık kalmadım. Bunun bahanesi yok.”
İlk kez bütün sorularıma kaçmadan cevap verdi. Ne zaman başladığını, ne kadar sürdüğünü ve saklamak için neler söylediğini anlattı. Anlattıklarını duymak acı vericiydi ama bilmem gerekenleri artık tahmin etmek zorunda değildim.
“Beni affeder misin?” diye sordu.
“Bilmiyorum,” dedim. “Ama şu an evliliğimize geri dönmek istemiyorum.”
Korhan sessizce başını salladı.
Sonraki günlerde kendi sağlığımı da ihmal etmemem gerektiğini fark ettim. Güvendiğim bir doktordan cinsel sağlık açısından değerlendirme ve gerekli testler için randevu aldım. Ayrıca bir psikolojik danışmanla görüşmeye başladım.
Bütün bunları Korhan'ı cezalandırmak için değil, yaşadıklarımın hayatımı bütünüyle yönetmesini istemediğim için yapıyordum.
Üç ay sonra boşanma sürecini başlatmaya karar verdim.
Korhan bunu duyduğunda üzgündü. Yeniden denememizi istedi ama kararımı değiştirmem için baskı kurmadı.
Avukatlarımız aracılığıyla çocukların bakımına, maddi giderlerine ve görüşme düzenine ilişkin konuları ele aldık. Korhan'ın gemide çalışacağı dönemler ve karada bulunduğu zamanlar dikkate alınarak uygulanabilir bir düzen oluşturduk. Nihai düzenleme hukuki süreçte karara bağlandı.
Korhan çocukların giderlerine düzenli katkıda bulunmaya başladı. Karadayken kızlarıyla zaman geçiriyor, uzaktayken gelişimlerine uygun şekilde görüntülü görüşmelere katılıyordu. Bebekler büyüdükçe bu görüşmeler de değişti.
Her şey kusursuz değildi. Bazen programlar aksadı, bazen anlaşmazlık yaşadık. Ama artık sorunları konuşurken geçmişteki ihaneti çocuklarımızın üzerine bir yük gibi bırakmamaya dikkat ediyorduk.
Boşanmamız sonuçlandığında Derin ve Ekin ilk adımlarını atmaya hazırlanıyordu.
Bir hafta sonu Korhan kızları parkta görmek istedi. Belirlediğimiz saatte geldi. Ekin onun uzattığı topa doğru emekledi. Derin ise küçük elleriyle banktan destek alarak ayağa kalkmaya çalıştı.
Korhan dikkatle yanlarına oturdu. İkisini de izlerken gülümsüyordu.
“Büyümüşler,” dedi.
“Her gün biraz daha büyüyorlar.”
Bir süre sonra bana baktı.
“Sana yaptıklarımı geri alamam. O gün limanda konuştuğum gibi davranmasaydım, belki hayatımız farklı olurdu.”
“Belki,” dedim. “Ama bugün ikimiz de burada ne yapacağımızdan sorumluyuz.”
Korhan başını salladı.
O an ondan nefret etmiyordum. Onunla yeniden evlenmek de istemiyordum. Yalnızca çocuklarımızın hayatında doğru sorumlulukları üstlenmesini bekliyordum.
Aradan bir yıl daha geçti. Annemle birlikte gittiğimiz o limanın fotoğraflarını telefonumda buldum. Yolculuktan önce, terminalin önünde çektiğim bir selfie vardı.
Yüzümün hemen altında Derin ve Ekin'in minicik gülümsemeleri görünüyordu. Arkada büyük gemi ve gri gökyüzü uzanıyordu.
O fotoğrafa uzun süre baktım. Çekildiği anda hâlâ mutlu bir aile buluşmasına inandığımı hatırladım. Birkaç dakika sonra hayatımın değişeceğinden habersizdim.
Ama fotoğrafı silmedim.
Çünkü orada yalnızca ihanete uğramış bir kadın yoktu. İki bebeğini güvenle kollarında tutan, yorulmuş olmasına rağmen onlarla yeni bir hayata hazırlanmış bir anne vardı.
Derin yanıma gelip telefonu işaret etti.
“Anne, biz miyiz?” diye sordu.
“Evet canım, sizsiniz.”
“Çok küçüğüz!”
Gülümseyip ikisine de sarıldım.
Bir zamanlar Korhan'ın pişman olmasını istiyordum. Sonradan anladım ki onun pişmanlığı benim yeni hayatımın temeli olamazdı. Yapmam gereken, kendime ve kızlarıma güvenli, huzurlu bir yaşam kurmaktı.
Korhan geçmişte yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşmişti. Ben de onun kararlarının benim değerimi belirlemesine izin vermemeyi öğrenmiştim.
Limanda başlayan o acı gün, hayatımın sonu olmamıştı. Kızlarımın ellerinden tutarak kendi yolumu seçtiğim yeni hayatımın başlangıcı olmuştu.
Önceki

Önceki