Kocam, incir çekirdeğini doldurmayacak bir mesele yüzünden defalarca suratıma tokat attı. Ertesi sabah, mükellef bir kahvaltı sofrasına bakıp sırıttı: "Nihayet aklın başına gelmiş!" dedi. Ancak masanın etrafında kimlerin oturduğunu fark ettiği an yüzündeki kan çekildi ve dizlerinin bağı çözüldü...
İkinci tokat o kadar sert gelmişti ki evlilik yüzüğüm yanağımın içini kesti. Üçüncüsü ise ağzımdaki kanın tadını bile alamadan patladı. Hepsi de yanlış marka kahve aldığım içindi. Demir, mermer mutfağımızda tepeme dikilmiş, zafer kutlayan bir adam gibi soluyordu. Annesi Esma Hanım, mutfak adasında ipek sabahlığıyla oturmuş, zahmet edip kendisinin yapmadığı çayı sakince karıştırıyordu.
"Şuna bak," diye mırıldandı Esma Hanım. "Hâlâ yaralı küçük bir hayvan gibi bakıyor." Demir çenemi kavradı. "Seninle konuştuğumda bana cevap ver."
Gözlerinin içine baktım. Sakindim. Belki de fazla sakin. "Sadece kahveydi," dedim sessizce. Bakışları sertleşti. "Saygısızlıktı." Sonra dördüncü tokat geldi. Tokadın sesi evin içinde yankılandı. Dışarıda yağmur yüksek pencereleri döverken, avize tepemizde parıldıyor, sanki ışığının altında böyle bir çirkinlik yaşanamazmış gibi davranıyordu. Esma Hanım çay fincanına gülümsedi. "Bir eş erkenden terbiye edilmeli Demir. Baban bunu çok iyi bilirdi." Demir, nefesindeki viski kokusunu duyabileceğim kadar yakınıma sokuldu. "Yarın sabah kahvaltıyı hazır istiyorum. Gerçek bir kahvaltı. Somurtmak yok. Buz gibi bakışlar yok. Ve bu aileden daha üstünmüşsün gibi davranmayı bırak artık." Bu aileden üstün olmak. Neredeyse gülecektim. Üç yıl boyunca, Demir’in kurtardığı o sessiz ve yardıma muhtaç kadın olduğuma inanmalarına izin vermiştim. Yakınında ailesi olmayan, gürültücü arkadaşları bulunmayan, görünürde koruması olmayan o yumuşak başlı eş... Sade elbiselerimle, mütevazı ofisimle ve çalışma odasındaki kasaya belgeleri kilitleme alışkanlığımla alay etmişlerdi. O belgelerin ne olduğunu sormaya hiç zahmet etmemişlerdi. Bankanın neden Demir yerine hep beni aradığını hiç sorgulamamışlardı. Evin tapusunda neden onun isminin üzerinde benim kızlık soyadımın yazdığını hiç fark etmemişlerdi. O gece ağzımdaki kanı yıkadım ve aynadaki morarmış yansımama baktım. Sol elmacık kemiğimin altında morluk yayılıyordu. Ellerim ise sapasağlam ve titremesizdi. Yatak odasından Demir’in kahkahaları koridorda yankılanıyordu; telefonda konuşuyordu. "Evet, dersini aldı. Yarın sabaha yalvarmaya başlar." Lavabonun altındaki dolabı açtım ve altı ay önce, sonuncu olacağına yemin ettiği o ilk tokattan sonra oraya sakladığım küçük ses kayıt cihazını çıkardım. Kırmızı ışık sakince yanıp sönüyordu. Morarmış yanağıma bir kez dokundum. Sonra üç telefon görüşmesi yaptım. Biri avukatıma. Biri bankaya. Biri de Demir’in yaptığı en büyük hataya...
2. Bölüm
Ertesi sabah saat altıda mutfaktaydım. Tüm ev; fırınlanmış ördek, sarımsaklı tereyağı, ballı havuçlar, taze ekmek, tarçınlı elmalar ve pahalı kahve kokuyordu; tam da Demir’in tercih ettiği markadan. Gümüş takımlar on iki kişilik yemek masasında parıldıyor, kristal bardaklar sabahın soluk güneşini yansıtıyordu.
Esma Hanım aşağıya ilk inen oldu; boynunda incileri, ruhunda kibiriyle... Gözleri fal taşı gibi açıldı, sonra ağzı memnuniyetle kıvrıldı. "Güzel," dedi pürüzsüz bir sesle. "Acı gerçekten de değerli dersler verebiliyormuş." Masaya porselen bir kâse koydum. "Günaydın Esma." Ona "Anne" demek yerine ismiyle hitap etmeme şaşırdı. On dakika sonra Demir göründü; üzerinde lacivert sabahlığı, ıslak saçları ve dünyayı satın almış bir adamın o küstah ifadesiyle... Kapı eşiğinde durakladı, sofraya haraç toplayan bir kral gibi bakıyordu. Gözleri morarmış yanağımdan masaya kaydı. Sonra gülümsedi. "Nihayet aklın başına gelmiş!" Esma Hanım hafifçe güldü. "Gördün mü? Artık yerini biliyor." Demir’in fincanına kahve doldurdum. Masanın tam da istediğim yerine, başköşeye oturdu. "Yıllar önce böyle davransaydın evliliğimiz çok daha kolay olurdu." "Kimin için?" diye sordum sakince. Gülümsemesi dondu. "Haddini bil." Daha devam edemeden kapı zili çaldı. Demir kaşlarını çattı. "Birini mi bekliyordun?" "Evet." Esma Hanım kasıldı. "Kahvaltıda mı?" "Misafirler," diye cevap verdim. Demir koltuğuna yaslandı. "İyi. Ne kadar itaatkâr biri olduğunu görsünler." Ön kapıya gidip açtım. Avukatım Meltem Hanım, keskin hatlı gri takımıyla içeri ilk giren oldu. Arkasında üniformalı iki polis memuru duruyordu. Sonra bankadan Halil Bey geldi. Ardından Demir’in iş ortağı Volkan; yüzü bembeyazdı ve terliyordu. En son Leyla geldi; Demir’in bir zamanlar "sadece bir asistan" diyerek küçümsediği kadın... Elindeki klasörü göğsüne bir zırh gibi bastırıyordu. Demir’in ifadesi donup kaldı. "Ne oluyor lan burada?" diye bağırdı. Yemek odasını işaret ettim. "Kahvaltı." Kimse gülümsemedi. Meltem yanıma oturdu. Polisler ayakta kaldı. Halil Bey çantasını açtı. Volkan göz göze gelmekten tamamen kaçınıyordu. Leyla’nın elleri titreyerek sandalyeye oturdu. Esma Hanım'ın incileri boğazında hafifçe şıngırdadı. "Demir, kov şu insanları." Demir sandalyesini geriye itti. "Herkes dışarı. Hemen!" Polislerden biri öne çıktı. "Demir Bey, oturun." Demir donakaldı. Yıllardır ilk kez kimse ona itaat etmiyordu. Masanın ortasına bir tablet koydum ve oynat tuşuna bastım. Sesi odayı doldurdu: "Yarın sabah kahvaltıyı hazır istiyorum. Gerçek bir sofra. Somurtmak yok. Soğuk bir yüz istemiyorum." Ardından tokat sesi geldi. Esma Hanım'ın gülümsemesi anında silindi. İkinci bir kayıt başladı. Esma Hanım’ın sesi yemek odasında soğuk ve zalimce yankılandı: "Bir eş erkenden terbiye edilmeli." Demir tablete doğru atıldı ama polis memuru o dokunamadan bileğini kavradı. Doğrudan kocamın gözlerinin içine baktım ve usulca konuştum: "Yanlış kadını seçtin."
3. Bölüm
Demir ağzını açtı ama tek kelime çıkmadı. Onun yerine ben cevap verdim. "Üç yıl boyunca bana zayıf dedin," dedim düz bir sesle. "Üç yıl boyunca sana ait olduğunu sandığın paraları harcadın, hiç okumayacağımı sandığın belgelere imza attın ve asla izini süremeyeceğimi düşündüğün kadınları otellere götürdün." Leyla başını öne eğdi. Demir sonunda küçümseyerek konuştu: "Birkaç ses kaydının beni korkutacağını mı sanıyorsun?" "Hayır," dedim sakince. "Ses kayıtları darp davası için. Gerisi hapse girmen için." Halil Bey masanın üzerinden birkaç kâğıt uzattı. "Demir Bey, bankanın incelemesi tamamlandı. Eşinizin mal varlıkları teminat gösterilerek yapılan ticari kredi başvurularının sahte olduğu anlaşıldı." Volkan yutkundu. "Demir bana her şeyi eşinin onayladığını söylemişti. Onun bu işleri anlayamayacak kadar aptal olduğunu anlatmıştı." Demir ona döndü. "Kes sesini!" Meltem dosyasını açtı. "Bu ev tamamen müvekkilime ait. Yatırım hesapları müvekkilime ait. Şirketinizin büyümesi, onun kimliği kullanılarak yapılan sahte teminatlarla finanse edilmiş. Elimde e-postalar, sahte imzalar, güvenlik kamerası görüntüleri ve tanık ifadeleri var." Esma Hanım o kadar hızlı ayağa kalktı ki sandalyesi gürültüyle yere devrildi. "Bu bir aile meselesi!" Gözlerinin içine baktım. "Hayır. Bu bir delil dosyası." Leyla nihayet konuştu, sesi titriyordu ama kararlıydı: "Belgeleri göndermem için beni zorladı. Reddersem kariyerimi bitireceğini söyledi. Otel odalarını da bana ayarlattı." Demir’in yüzü öfkeden karardı. "Seni küçük..." Polis hemen araya girdi. Esma Hanım parmağını hırsla bana uzattı. "Bunu sen mi planladın? Sırf bizi rezil etmek için mi hazırladın bu sofrayı?" Gülümsedim ve bu gülümseme, yıllar süren kıştan sonra doğan güneş gibi hissettirdi. "Hayır. Demir itaat ettiğime dair şahitler istediği için hazırladım." Ona döndüm. "Ben de ona şahitlerini getirdim." Dizlerinin bağı çözüldü. Masa örtüsüne tutundu, gümüş takımları yere düşürdü. O zavallı saniyede sofraya, sanki onu kurtarabilirmiş gibi baktı. "Aylin," diye fısıldadı çaresizce. "Yavrum. Bunu düzeltebiliriz." Yavaşça ayağa kalktım. Oda tamamen sessizliğe büründü. "Bana kahve yüzünden tokat attın," dedim. "Para için imzamı taklit ettin. Ben kan kaybederken sen kahkaha attın. Burada düzeltecek hiçbir şey kalmadı." Polisler, ördek bile soğumadan onu kelepçeleyip götürdüler. Esma Hanım, Meltem ona geçimini sağladığı o harçlığın —tamamı benim hesabımdan karşılanan o paranın— gece yarısı itibarıyla kesildiğini söyleyene kadar bağırdı. Bunu duyunca sanki ipleri kesilmiş bir kukla gibi sandalyesine yığıldı.
Altı ay sonra Demir dolandırıcılıktan suçlu bulundu. Darp suçu siciline kalıcı olarak işlendi. Volkan itirafçı olmayı kabul etti. Esma Hanım, kendi babası gibi olması için yetiştirdiği oğlunun finanse ettiği küçük bir apartman dairesine taşındı; ta ki oğlu artık kirayı ödeyemez hale gelene kadar.
Bana gelince; evi otuz gün daha elimde tuttum. Sonra sattım. Nehre bakan yeni dairemimdeki ilk sabahımda, bilerek yanlış kahveyi pişirdim. Güneşin altında, yalın ayak, tenimde hiçbir morluk ve içimde hiçbir korku olmadan kahvemi yavaşça yudumladım.
Önceki

Önceki