Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. Tek oğlu bulunan varlıklı bir çiftçi yaşlanıp yatağa düşer ve oğluna vasiyetini söyler
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


Sadece bir tane oğlu bulunan, çiftlik sahibi, varlıklı bir adamcağız iyice yaslanıp yatağa düşer ve hasta yatağında olumu beklemeye baslar. Ölümünden bir sure önce, olgunu yanına çağırıp vasiyetini söyler: - Oğulcuğum. Yatağın yanında, içi altın dolu iki tane kese var. Bunlardan biri senindir. Al, güzel güzel harca, helaldir. Diğerini ise, ne yapıp edeceksin, memleketin en büyük eşkıyasını bulacaksın ve ona hediye edeceksin. Sebebini sorma, vasiyetim böyledir ! Yaslı adam bunları söyledikten bir kaç gün sonra ruhunu teslim eder. oğlu, cenaze töreni ve yas tutma günlerinin ardından, artik babacığımın vasiyetini yerine getirmeliyim deyip, her iki keseyi yanına alır ve memleketin en büyük eşkıyasını bulmak için ülkeyi dolaşmaya baslar. Fakat nereye gitse, hangi eşkıyayı sorsa, ondan daha da namlısı, kanlısı, belalısı olduğunu öğrenir ve böylece aylarca dolaşır. Nafile! Kime sorsa, verilen cevaplar benzer şekildedir: - Evet, bizim eşkıya yirmi kişiyi oldurmuş, yüzden fazla kızı dağa kaldırmıştır; ama duyduk ki falanca yerdeki eşkıyanın oldurduğu adamların şayisi saymakla bitmezmiş. Böyle, zavallı çocuk bir seneye yakın dolaşmış. Nihayet sora, ülkenin yol vermez dağlarla çevrili bir kösesinde öyle bir eşkıyanın adini işitmiş ki, Allah böylelerinin şerrinden herkesi emin eylesin. Anlatılanlara Gore, bıyıklarında adam asıp sallandırır, heybetli, gözünü budaktan sakınmaz, padişahî bile tanımaz öyle bir yiğitmiş ki, köylüler korkularından ismini bile fısıldayarak söylerlermiş. Hükmettiği dağların yamaçları onun oldurduğu insanların cesetleriyle doluymuş. Nice genç kız, koca nimeti göremeden onun adamları tarafından tenhalara çekilmiş. Yedi dağin eşkıyası diye bilinen bu haydudun öykülerini dinledikçe, bizim çocuk nihayet "artik bundan daha canavarı olamaz" deyip, eşkıyanın yasadığı en büyük dağa doğru yola cıkmış. Hava deseniz, kisin ortası, soğuk adeta insanin ciğerlerine işlemekte. dağa varıp da bata çıka yolu hemen hemen yarıladığında, eşkıyanın adamları karsısına çıkıp çocuğu esir almışlar. Tek basına bu dağda ne gezersin bre ahmak, deyip soruşturmuşlar. Çocukcağız, ağanıza bir hediye getirdim, silahsızım, zaten size güç yetiremem diye yeminler etmiş; onun silahsız olduğunu anlayıp yedi dağin eşkıyasının karsısına çıkarmışlar. Eşkıya hakikaten dedikleri kadar varmış. Bizim çocuk, eşkıyanın ağaç dalları kalınlığında bıyıklarını, kursunla dolu fişeklerini, iri cüssesini görünce yaprak gibi titremeye başlamış. O titrerken eşkıya gürlemiş: - Be hey tıfıl, kimden cesaret adlin da benim dağımda destursuz gezersin ! Kurda kusa yem olmadan önce anlat bakalım burada ne aradığını. Delikanlı, cesaretini toplayıp, babasının öyküsünü ve vasiyetini anlatmış, sözü bitince, koynundan kesenin birini çıkarıp yedi dağin eşkıyasına uzatmış: - Ağam, babamın bana emaneti altın kesesi iste budur. Sizin hakkinizdir. Bunu size vermezsem babam mezarında rahat yatmaz, lütfen kabul edin.

devamı sonraki sayfada...

Sonraki



  1. 1
  2. 2