"Çocuğumuza mı?"
Cengiz Bey koltuğa oturdu.
"Annen benimle ayrıldıktan sonra babanla evlendi. Ancak baban sandığın gibi sizi terk etmedi. Sen henüz iki yaşındayken hayatını kaybetti."
Bütün dünyam başıma yıkılmıştı.
"Annem neden öldüğünü söylediği bir adamı yıllarca yaşıyormuş gibi anlattı?"
"Çünkü babanın ölümünün arkasında çok büyük bir sır vardı."
Tam o sırada kapının açıldığını duyduk.
Kaan eve gelmişti.
"Baba? Beste? Ne oluyor burada?"
Elimdeki fotoğrafı görünce kaşlarını çattı. Cengiz Bey ayağa kalktı.
"Oğlum, otur. İkinizin de bilmesi gereken şeyler var."
Kaan yanıma geldi. Ağladığımı görünce elimi tuttu.
"Bana ne olduğunu anlatır mısın?"
Cevap veremedim. Mektubu ona uzattım.
Cengiz Bey konuşmaya başladı.
"Beste'nin babası Orhan, benim çocukluk arkadaşımdı. Nermin'le ayrıldıktan sonra onun Orhan'la evlendiğini öğrendiğimde çok kırılmıştım. Yıllarca ikisiyle de görüşmedim. Ancak bir gece Orhan beni aradı. Çok korkmuştu."
"Neden?" diye sordum.
"Çalıştığı şirkette bazı usulsüzlükler keşfetmişti. Şirketin ortaklarından biri, Orhan'ın susturulmasını istiyordu. Orhan başına bir şey gelmesinden korkuyordu."
Boğazım düğümlendi.
"Sonra ne oldu?"
"Baban üç gün sonra geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti."
Kaan şaşkınlıkla babasına bakıyordu.
"Baba, sen neden bunları bize hiç anlatmadın?"
"Çünkü Orhan ölmeden önce bana bir mektup ve bazı belgeler bırakmıştı. Nermin ise bunları ortaya çıkarırsam kızının da tehlikeye gireceğini söyleyerek beni uzaklaştırdı."
Dayanamadım.
"Yani annem bütün hayatım boyunca bana yalan mı söyledi?"
Cengiz Bey başını salladı.
"Bazen insanlar sevdiklerini korumak için yanlış kararlar verirler."
Bu sözleri duyunca öfkeyle ayağa kalktım.
"Benim hayatım hakkında karar verme hakkını kim verdi size?"
Çantamı alıp evden çıktım. Kaan arkamdan seslendi ama durmadım.
Doğrudan annemin evine gittim.
Kapıyı açtığında yüzümdeki ifadeyi görür görmez bir şeylerin ters gittiğini anladı.
"Beste, ne oldu kızım?"
Elimdeki fotoğrafı önüne koydum.
"Cengiz Bey'i tanıyor musun?"
Annemin yüzü bembeyaz kesildi. Fotoğrafı eline aldığında gözleri doldu.
"Nereden buldun bunu?"
"Artık bana yalan söyleme anne! Babamın öldüğünü neden sakladın?"
Annem mutfaktaki sandalyeye çöktü. Hayatımda onu hiç bu kadar çaresiz görmemiştim.
"Babanı kaybettiğimizde iki yaşındaydın. Cenazeden birkaç gün sonra evimizin kapısına tehdit mektupları bırakılmaya başlandı. Bana senin de başına bir şey gelebileceğini söylediler."
"Peki neden polise gitmedin?"
"Gittim kızım. Ama babanın çalıştığı şirketin sahibi çok güçlüydü. Elimde hiçbir kanıt yoktu. Korktum. Seni alıp başka bir şehre taşındım. Babanın bizi terk ettiğini söylemek zorunda kaldım."
Annem ağlamaya başladı.
Ancak benim aklım hâlâ Cengiz Bey'deydi.
"Peki onun bütün bunlarla ne ilgisi var?"
Annem başını kaldırdı.
"Çünkü baban ölmeden önce ona bir söz verdirmişti. Eğer bize bir şey olursa seni koruyacaktı."
O an her şey anlam kazanmaya başlamıştı.
Cengiz Bey'in bakışları, hakkımda sorduğu sorular ve beni sürekli korumaya çalışması...
Fakat hâlâ anlamadığım bir şey vardı.
"Yirmi yedi yıl boyunca nerelerdeymiş? Madem babama söz vermiş, neden bizi hiç aramamış?"
Annem gözyaşlarını silerek ayağa kalktı. Yatak odasına gitti ve dolabın arkasından küçük bir kutu çıkardı
"Bunu artık görmenin zamanı geldi."
Kutunun içinde onlarca mektup vardı. Hepsinin üzerinde Cengiz Bey'in adı yazıyordu.
Annem mektuplardan birini açtı.
"Her doğum gününde sana mektup yazdı. Her yıl para gönderdi. Ancak ben onun bizimle görüşmesini istemedim."
Şaşkınlıktan konuşamıyordum.
"Demek bütün bunları biliyordun!"
Annem başını eğdi.
"Seni geçmişten uzak tutarsam güvende olacağını düşündüm."
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Bir yandan anneme kızıyor, diğer yandan hiç tanımadığım babamın nasıl bir insan olduğunu merak ediyordum.
Ertesi sabah Cengiz Bey'i aradım.
"Sizinle görüşmem gerekiyor. Bu kez her şeyi anlatacaksınız."
Bir saat sonra küçük bir kafede buluştuk. Yanında kalın bir dosya getirmişti.
"Beste, dün sana anlatmadığım bir şey var."
Dosyayı açtı. İçinde eski gazete kupürleri, fotoğraflar ve bazı resmi belgeler bulunuyordu.
"Babanın ölümünden sorumlu olduğunu düşündüğümüz adam yıllar önce yakalandı. Ancak babanın kazasıyla bağlantısı hiçbir zaman kanıtlanamadı. Artık hayatta değil. Elimizdeki belgeler de davayı yeniden açtırmaya yetmedi."
"Öyleyse neden şimdi karşıma çıktınız?"
Cengiz Bey cebinden küçük bir anahtar çıkardı.
"Çünkü babanın sana bıraktığı son emaneti vermenin zamanı geldi."
Anahtarın bağlı olduğu küçük etikette bir banka kasasının numarası yazıyordu.
Birkaç saat sonra birlikte bankaya gittik.
Kasayı açtığımızda içinde küçük bir kutu, birkaç fotoğraf ve üzerinde adım yazılı bir defter bulduk.
Defterin ilk sayfasını açtım.
"Sevgili kızım Beste..."
Daha ilk kelimelerde ağlamaya başladım.
Babam, doğduğum günden itibaren benim için günlük tutmuştu. İlk gülüşümü, ilk adımlarımı, söylediğim ilk kelimeyi anlatıyordu. Sayfalar ilerledikçe beni ne kadar sevdiğini daha iyi anlıyordum.
Son sayfada ise şöyle yazıyordu:
"Bir gün bu defteri okuyorsan yanında olamadığım için beni affet kızım. Hayatta en büyük servetim sensin. Sakın geçmişin acılarının geleceğini belirlemesine izin verme. Seni tanımadığım bütün yarınlarda bile seveceğim."
Defteri göğsüme bastırdım.
Cengiz Bey sessizce ağlıyordu.
Ona döndüm.
"Siz babamın yerini almaya çalışmıyordunuz, değil mi?"
Başını salladı.
"Hayır kızım. Sadece ona verdiğim sözü tutmak istiyordum. Gözlerin babanın gözlerine o kadar benziyor ki seni her gördüğümde onu hatırlıyorum."
O an ona ilk kez kendi isteğimle sarıldım.
Aylar sonra Kaan'la evlenmeye karar verdiğimizde düğünümüzde iki özel sandalye ayırdık. Birinde annem, diğerinde Cengiz Bey oturuyordu.
Nikâh memuru imzalarımızı attırmadan hemen önce Cengiz Bey bana küçük bir kutu uzattı.
İçinden babamın anneme aldığı alyans çıktı.
"Baban bunu bir gün sana vermemi istemişti."
Alyansı avucumda tutarken gözyaşlarımı gizleyemedim.
Cengiz Bey'e sarılıp kulağına fısıldadım:
"Babamı tanıma fırsatım olmadı ama onun nasıl bir insan olduğunu sizin sayenizde öğrendim."
O gün bir şeyi anladım. Geçmişte yaşananları değiştirmek mümkün değildi. Annemin yıllarca sakladığı gerçekleri öğrenmek canımı yakmıştı. Ancak babamın sevgisini kaybetmediğimi, yalnızca yıllarca ondan habersiz yaşadığımı fark etmiştim.
Annemle aramızdaki güveni yeniden kurmak zaman aldı. Cengiz Bey de geçmişteki sessizliğinin bütün sonuçlarını kabul etti.
Ama sonunda birbirimizi affetmeyi öğrendik.
Çünkü bazen bir insanın hayatında eksik olan şey, hiç tanımadığı birinin sevgisi değil, o sevginin var olduğunu bilmektir.
Ve ben yirmi yedi yıl sonra babamın beni hiçbir zaman terk etmediğini öğrenmiştim.
Önceki

Önceki