"Ne saçmalıyorsunuz? Babamın bununla ne ilgisi var?"
Avukat derin bir nefes aldı.
"Sandığınızdan çok daha fazla ilgisi var."
Bana dönerek yıllardır saklanan gerçeği anlatmaya başladı.
Annem, gençliğinde Nihat'ın sahibi olduğu tekstil fabrikasında muhasebeci olarak çalışmıştı. Fabrikanın mali işlerini yöneten kişi ise Nihat'ın en yakın arkadaşı ve ortağı Orhan'dı.
Orhan yıllarca şirketten para çalmış, ardından bütün suçu annemin üzerine atmıştı.
Annem masumiyetini kanıtlayabilecek belgelere sahipti. Ancak Orhan, beni elinden almakla tehdit ederek onu susturmuştu.
O dönemde Nihat uzun süre yurt dışında yaşadığı için olanlardan habersizdi.
Annem bir gece beni babaannemin evine bırakmak zorunda kalmıştı. Bana annemin trafik kazasında öldüğünü söyleyen kişi de babaannemdi.
Oysa annem hapse girmişti.
"Babaannem bana neden yalan söyledi?" diye sordum.
Avukat önündeki belgeleri çevirdi.
"Çünkü Orhan Bey, sizi annesiz büyütmesi karşılığında babaannenize para ödemiş."
İçimde yıllardır kapanmayan bir yara yeniden açılmıştı.
Babaannem iki yıl önce ölmüştü. Hayatı boyunca annem hakkında konuşmamış, ne zaman soru sorsam konuyu değiştirmişti.
Mektuba geri döndüm.
Annem, hapisten çıktıktan sonra beni bulmak için defalarca girişimde bulunmuştu. Ancak babaannem taşınmış, Orhan da annemin bana ulaşmasını engellemek için elinden geleni yapmıştı.
Sonunda annem ağır bir hastalığa yakalanmıştı.
Ölmeden kısa süre önce bütün belgelerini Nihat'a göndermeyi başarmıştı.
Mektubun son cümlesini okurken gözyaşlarım kâğıdın üzerine damladı.
"Kızım, seni terk etmedim. Hayatımın son gününe kadar sana kavuşmak için mücadele ettim. Beni bir gün affedebilirsen mezarımda huzur bulacağım."
Mektubu göğsüme bastırdım.
Yirmi beş yıl boyunca beni istemediğini düşündüğüm annem, aslında hayatını beni yeniden görebilmek için harcamıştı.
Ancak aklımda hâlâ korkunç bir soru vardı
"Nihat bütün bunları biliyorsa neden bana hiçbir şey anlatmadı?"
Avukat bu kez kutunun dibindeki küçük bir anahtarı çıkardı.
"Çünkü hikâyenin henüz bilmediğiniz bir bölümü var."
Anahtarın yanında bir banka kasasının numarası yazılıydı.
Pelin sabrını kaybetmişti.
"Yeter artık! Babamın mirası ne olacak?"
Avukat gözlüğünü düzeltti.
"Tam da oraya geliyoruz."
Ardından Nihat'ın vasiyetnamesini çıkardı.
Çocukları öne doğru eğildi.
Avukat, Nihat'ın fabrikalarını ve taşınmazlarının büyük bölümünü üç çocuğuna eşit olarak bıraktığını açıkladı.
Pelin'in yüzünde zafer kazanmış gibi bir gülümseme belirdi.
Sonra avukat ikinci belgeyi açtı.
"Ancak bu mirasın dışında kalan önemli bir mal varlığı daha bulunuyor."
Nihat, yıllar önce Orhan'ın şirketten çaldığı paraların izini sürmüş, annemin masumiyetini kanıtlamış ve onun adına açılması gereken tazminat davasını başlatmıştı.
Dava sonuçlanmıştı.
Annemin hakkı olan para, faizi ve Nihat'ın kendi mal varlığından eklediği önemli bir miktarla birlikte benim adıma kurulmuş bir fonda tutuluyordu.
Fakat ortada beni daha fazla şaşırtan bir ayrıntı vardı.
Fonun kuruluş tarihi, Nihat'la tanışmamızdan üç yıl öncesine aitti.
Demek ki beni çok daha önceden tanıyordu!
"Benimle neden evlendi?" diye bağırdım. "Bütün bunları biliyorsa neden beni kandırdı?"
Avukat masanın çekmecesinden küçük bir ses kayıt cihazı çıkardı.
"Nihat Bey, bu soruyu soracağınızı tahmin etmiş."
Cihazı çalıştırdı.
Nihat'ın tanıdık sesi odayı doldurdu.
"Sevgilim, bu kaydı dinliyorsan sana gerçeği anlatacak cesareti bulamadan gitmişim demektir."
Sesini duymak bile kalbimi parçalıyordu.
"Annenin yaşadıklarını öğrendiğimde bütün dünyam başıma yıkıldı. Orhan'ın yaptıklarından habersiz olmam, şirketimin çatısı altında işlenen haksızlıktaki sorumluluğumu ortadan kaldırmıyordu."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Seni buldum. Ancak annenin mektubunu sana verecek cesaretim yoktu. Çünkü ailenden geriye kalan son insanın ölümünden dolaylı olarak sorumlu olduğumu biliyordum."
Gözlerimi kapattım.
"Hayır, Nihat..." diye fısıldadım.
Kayıt devam etti.
"O yardım davetine geleceğini biliyordum. Seninle konuşmak istedim. Fakat o gece bütün planlarım değişti. Karşımda annesinin gözlerine sahip, hayatın bütün zorluklarına rağmen dimdik ayakta duran bir kadın vardı."
Derin bir nefes aldı.
"Önce sana yardım etmek istedim. Sonra sana âşık oldum. Ama biliyorum, sana gerçeği söylemem gerekirdi. Beni affetmek zorunda değilsin."
Kayıt bittiğinde odada çıt çıkmıyordu.
Ancak ben hâlâ kutunun içindeki anahtara bakıyordum.
Avukatın yüzündeki ifade değişti.
"Bankadaki kasayı bugün açmanız gerekiyor. Kocanızın asıl vasiyeti orada."
Pelin hemen itiraz etti.
"Biz de geleceğiz!"
Avukat başını salladı.
"Babanız özellikle hepinizin bulunmasını istemiş."
Bir saat sonra bankanın özel kasalar bölümündeydik.
Görevli anahtarı çevirdiğinde kalbim hızla çarpmaya başladı.
Kasanın içinde eski bir günlük, annemin alyansı ve büyükçe bir zarf vardı.
Zarfı açtım.
İçinden Nihat'ın imzaladığı bir bağış belgesi çıktı.
Nihat, kendi servetinden ayırdığı parayla annemin adına bir vakıf kurmuştu. Bu vakıf, haksız yere suçlanan ve çocuklarından ayrı düşen kadınlara hukuki destek sağlayacaktı.
Ancak vakfın yönetimini bana bırakmıştı.
Günlüğün son sayfasında Nihat'ın el yazısıyla yazılmış bir not vardı.
"Parayla sana kaybettiğin yılları geri veremem. Anneni de geri getiremem. Ama belki başka bir annenin çocuğundan koparılmasını engelleyebilirsin."
O an gözyaşlarımı tutamadım.
Pelin yanımda sessizce duruyordu. İlk kez yüzündeki küçümseyici ifade kaybolmuştu.
Bir süre sonra çantasından küçük bir fotoğraf çıkardı.
"Babam son günlerinde bunu bana vermişti," dedi titreyen sesiyle.
Fotoğrafta Nihat ve ben bahçede gülüyorduk.
"Babam seninle tanıştıktan sonra yeniden yaşamaya başladı. Ben bunu kabullenemedim. Onu kaybetmekten korktuğum için seni suçladım."
Sonra beklemediğim bir şey yaptı.
Elimi tuttu ve özür diledi.
Altı ay sonra annemin adını taşıyan vakfın kapılarını açtık. Pelin de gönüllü olarak bizimle çalışmaya başladı.
Açılış günü annemin alyansını parmağıma taktım. Ardından Nihat'ın fotoğrafını çalışma masama yerleştirdim.
O gün vakfa başvuran ilk kadın, sekiz yaşındaki kızını kaybetme korkusuyla ağlıyordu.
Yanına oturdum, elini tuttum ve ona yalnız olmadığını söyledim.
Çünkü artık hayatımın gerçek zenginliğinin ne olduğunu biliyordum.
Bir zamanlar beni yoksulluktan kurtaracağını düşündüğüm için Nihat'la evlenmiştim. O ise bana paradan çok daha değerli iki şey bırakmıştı: Annemin beni hiçbir zaman terk etmediğinin gerçeğini ve başka insanların hayatını değiştirebilme fırsatını.
O akşam vakıftan çıkarken Nihat'ın mezarına uğradım.
Mezar taşına küçük bir çiçek bıraktım.
"Seni affettim," diye fısıldadım. "Keşke yaşarken konuşabilseydik."
Ardından annemin mezarına gittim.
"Mektubunu okudum anne. Artık gerçeği biliyorum. Ve söz veriyorum, başka çocuklar annelerinin onları terk ettiğini düşünerek büyümeyecek."
Yıllardır içimde taşıdığım o büyük boşluğun ilk kez küçüldüğünü hissettim.
Nihat'ın çocuklarına söylediği söz nihayet anlam kazanmıştı.
Bana hak ettiğim şeyi bırakmıştı. Ama bu bir malikane, mücevher ya da milyonlar değildi. Bana geçmişimin gerçeğini, geleceğimi değiştirme özgürlüğünü ve sevgiyi başkalarına ulaştırabileceğim bir miras bırakmıştı.
Çünkü gerçek servet, insanın sahip olduğu para değil, yokluğunda bile başka insanların hayatında bırakabildiği iyiliktir.
Önceki

Önceki