Kadın polis telefonunu çıkardı. "Huzurevi personeli dün fotoğraflar paylaşmış. Sakinlerin aileleri de bunları dağıtmış. Bir adam, turtalarınız ona karısını hatırlattığı için ağlayarak torununu aramış. Torunu da yerel bir vakıfta çalışıyor." Leyla gözlerini kırpıştırdı. "Turta yüzünden mi?" Memur kıkırdadı. "Görünüşe göre kırk turta yüzünden." Polis devam etti: "Hikâye gece boyunca yayıldı. Vakıf, bu akşamki şehir etkinliğinde seni onurlandırmak istiyor. Belediye başkanlığı da işin içinde. Yerel bir pastane sahibi, ilgilenirsen sana hafta sonu dersleri için burs vermek istiyor." Leyla öylece bakakaldı. "Bunun için mi buradasınız?" dedim. Kadın polis başını salladı. "Arif Amca, hikâye daha fazla yayılmadan birinin size şahsen haber vermesi konusunda ısrar etti. Aynen şöyle dedi: 'O kız sadece tatlı getirmedi. İnsanları on dakikalığına da olsa hayata döndürdü.'" Ve olan oldu. Dağıldım. Sessizce ağlamak değil; tüm vücudum sarsılarak, yüzümü ellerimle kapatarak hıçkıra hıçkıra ağladım. Çünkü içimdeki o korkunun artık gidecek yeri kalmamıştı. Leyla yanıma koştu. "Anne? Ne oldu?" Yüzünü tuttum. "Kötü bir şey yok. Bebeğim, ben sadece sandım ki—" Cümleyi bitiremedim. Kadın polis yine de durumu anladı. "En kötüsünü beklediniz." Gözyaşları içinde güldüm. "Bu zamana kadar genellikle güvenli olan bahis buydu." Leyla bana sarıldı. "Özür dilerim." "Ne için?" "Seni korkuttuğum için." Alnından öptüm. "Sen turta yaptın. Bunun sorumlusu sen değilsin." O akşam şehir etkinliğine gittik. Kalabalıklar beni gerer. Toplum önünde övülmek bende şüphe uyandırır; bana sadece dış görünüşe önem veren insanları hatırlatır. Ama Leyla, koridorda sahip olduğu tek şık elbiseyle durup, "Korkarsam benimle oraya çıkar mısın?" deyince, "Evet" dedim. Salon tıklım tıklımdı. Huzurevi sakinleri, aileleri, gönüllüler, kasabalılar… Arif Amca lacivert hırkasıyla oradaydı. Leyla'nın adını çağırdıklarında donup kaldı. Fısıldadım: "Hadi git." "Bundan nefret ediyorum," diye fısıldadı geri. "Biliyorum. Yürümeye devam et." Arif Amca mikrofonu iki eliyle tuttu. "Yaşlandığınızda," dedi, "insanlar size karşı çok verimli davranabiliyorlar. Sizi taşıyorlar, besliyorlar, çizelgenizi kontrol ediyorlar; niyetleri iyi olsa da, sizinle tanışmadan önce tam bir insan olduğunuzu unutuyorlar." Salon sessizliğe gömüldü. "Bu kız içeriye tişörtünde un lekeleriyle girdi ve bize hâlâ bu dünyaya aitmişiz gibi davrandı." İnsanların ağladığını duyabiliyordunuz. Arif Amca devam etti: "Turta harikaydı. Ama mesele o değil. Mesele şu ki, o bizimle kaldı. Dinledi. Söylediğimde eşimin ismini unutmadı." Sonra bana döndü. "Ve onu yetiştiren her kimse, sadece iyi bir evlat yetiştirmemiş. Diğer insanlara göründüklerini hissettiren bir insan yetiştirmiş." Bir saniye nefes alamadım. İşte o an arkada duran iki kişiyi fark ettim. Annem ve babam. Tabii ki hikâye onlara kadar ulaşmıştı. Tabii ki şimdi gelmişlerdi; iyilik artık halka açık ve yanında durulması güvenli bir hale geldiğinde… Annem daha yaşlı görünüyordu. Babam daha çökmüştü. Ama içimde onlara dair en ufak bir yumuşama hissetmedim. Törenden sonra yanımıza geldiler. Annem, "Reyhan," dedi. Hiçbir şey söylemedim. Babam Leyla'ya baktı ve "Seninle gurur duyuyoruz," dedi. Leyla ona baktı, inanılmaz bir sakinlikle. "Sadece başkaları izlerken bizimle gurur duyamazsınız." Sessizlik. Annem irkildi. Babam ağzını açtı, sonra kapattı. Elimi Leyla'nın sırtına koydum ve "Gidiyoruz," dedim. Ve gittik. Arabada Leyla inledi ve yüzünü kapattı. "Bunu söylediğime inanamıyorum." Gülmeye başladım. Gerçek bir kahkaha. Parmaklarının arasından baktı. "Ne?" Başımı salladım. "Sadece eserime hayran kalıyorum." O da güldü. Sonra sessizleşti. "Çok mu sert davrandım?" Arabayı çalıştırdım. "Hayır. Dürüst davrandın." Eve vardığımızda, apartman dairesi hâlâ hafifçe tarçın kokuyordu. Ocağın yanında un vardı. Bulaşıklıkta bir merdane. Bizi bekleyen sıradan hayatımız… Leyla bir sandalyeye çöktü ve "Sadece turtaydı," dedi. Ona baktım. "Hayır," dedim. "O sevgiydi. İnsanlar aradaki farkı anlar." Buna gülümsedi. Sonra, "Eee... gelecek hafta sonu? Elli turta?" dedi. Ona dik dik baktım. "Yirmiyle başlayalım."
Önceki

Önceki