“Sevda… Bu da ne?”
Önüne kahvesini koydum.
“Sen söyledin,” dedim. “Evlilik sadece bir kâğıt parçasıymış.”
Gözlerimin içine baktı.
Ama ilk kez verecek bir cevap bulamadı.
Asıl şaşırdığı şey ise listenin en altındaki son maddeydi.
O satırı okuduğu anda yüzünün rengi değişti.
Masadaki kâğıdı tekrar eline aldı.
Listede yalnızca beş madde vardı.
1. Ortak banka hesabındaki kendi paramı kişisel hesabıma aktaracağım.
2. Evle ilgili bütün ödeme belgelerini ve tapu dosyasını yeniden düzenleyeceğim.
3. Köpeğimiz Tarçın’ın veteriner kayıtlarını kendi adıma güncelleyeceğim.
4. İlişkimiz boyunca ortak kullandığımız üyelikleri ve otomatik ödemeleri ayıracağım.
Ve son madde:
5. Evin satışı için emlakçıyla görüşeceğim.
Ozan’ın gözleri son satıra kilitlendi.
“Evi mi satacaksın?”
Kahvemden bir yudum aldım.
“Evet.”
“Nasıl yani? Bizim evimizi mi?”
İşte ilk kez o kelime dikkatimi çekti.
Bizim.
Dün gece evlilik söz konusu olduğunda ortada bir “biz” yoktu.
Ama ev satılınca birden “bizim evimiz” olmuştu.
“Evin kredisi benim üzerime,” dedim sakin bir sesle. “Peşinatın büyük kısmını ben ödedim. Tapu da benim adıma.”
Birden sandalyesinden kalktı.
“Sevda, saçmalama. Ben de bu eve para harcadım.”
“Harcamadın demedim.”
“Bahçeyi ben yaptım. Mutfağın yenilenmesine ben para verdim. Çatıyı birlikte değiştirdik.”
“Doğru.”
“On yıl yaşadım burada!”
Başımı kaldırıp yüzüne baktım.
“Ben de on yıl seninle yaşadım.”
Sustu.
Cümlem ona beklediğimden daha sert çarpmıştı.
devamı sonraki sayfada...

