İkizlerimiz...
Başımı kaldırıp kızlarıma baktım.
“Demek...”
Derya başını salladı.
“Evet baba.”
Selin devam etti:
“Biz senin sandığın gibi başkasının çocukları değiliz.”
Gözlerim doldu.
On sekiz yıl boyunca kaybettiğimi sandığım çocuğun yasını tutmuştum....
Meğer iki kızım hayattaymış.
Hem de her gün yanımda yaşamışlardı.
Mektubu okumaya devam ettim.
Aylin, doğumdan önce bazı kişilerin bebeğimizle ilgili gizli planlar yaptığını öğrenmişti. Ailesinden birinin borçları yüzünden büyük bir baskı altındaydı. İkizlerin doğumundan sonra onları başka bir aileye vermek isteyen kişiler vardı.
Aylin buna karşı çıkmıştı.
Sonunda çocuklarını koruyabilmek için onları güvenli bir yere götürmeye karar vermişti.
Fakat planını gerçekleştiremeden geçirdiği kaza hayatına mal olmuştu.
Ölmeden önce çocukların nerede olduğunu bilen tek kişi, Aylin'in güvendiği yaşlı bir hemşireydi.
Hemşire, ikizleri gizlice alıp sahildeki o kabine bırakmıştı.
Çünkü polisin onları bulacağını ve güvenli bir şekilde koruma altına alacağını düşünmüştü.
Fakat Aylin'in mektubunda başka bir şey daha vardı.
Çocukların havlularına bazı kanıtlar sakladığını yazmıştı.
Kolyeyi, fotoğrafı ve gerçeği ortaya çıkarabilecek birkaç belgeyi...
Mektubun son cümlesine geldiğimde gözyaşlarımı tutamadım.
“Eğer bir gün babaları onları bulursa, ona söyleyin: Ben onları terk etmedim. Onları korumaya çalıştım.”
Mektubu göğsüme bastırdım.
On sekiz yıl boyunca Aylin'e kızmıştım.
Beni ve bebeğimizi bırakıp gittiğini düşünmüştüm.
Oysa o son ana kadar çocuklarımızı korumaya çalışmıştı.
“Bunu neden şimdi söylediniz?” diye sordum.
Selin elimi tuttu.
“Çünkü annemizin mektubunda bir şart daha vardı.”
“Ne şartı?”
Derya, masanın üzerine son bir belge koydu.
“18 yaşımıza geldiğimizde bunu sana vermemiz gerekiyordu.”
Belgeyi açtım.
İçinde Aylin'in yıllar önce yaptığı resmi bir başvuru vardı.
Kızlarının gelecekte babalarına teslim edilmesini istediğini belirten bir belge.
Altında kendi imzası vardı.
İmzaya uzun süre baktım.
Sonra kızlarıma sarıldım.
İkisini birden kollarımın arasına aldım.
O an, yıllardır içimde taşıdığım öfkenin yerini tarifsiz bir huzur aldı.
“Bunca yıl neden söylemediniz?” diye sordum.
Derya ağlayarak cevap verdi:
“Çünkü bize seni kaybetmekten korktuğumuzu söylememizi istemediler. Önce gerçekleri öğrenmemiz, sonra kendi kararımızı vermemiz gerektiğini söylediler.”
Başımı eğip ikisinin ellerini tuttum.
“Ben sizi zaten kaybetmiştim,” dedim. “Sonra hayat bana sizi yeniden verdi.”
O gece üçümüz sabaha kadar konuştuk.
Aylin'in mektubunu defalarca okuduk.
Ertesi sabah mezarlığa gittik.
Yanımda Derya ve Selin vardı.
Aylin'in mezarının önünde durduk.
Yıllardır ilk kez ona kızgın değildim.
Kızlarıma baktım.
“Anneniz sizi çok sevmiş,” dedim.
Selin mezara bir çiçek bıraktı.
Derya ise sessizce fısıldadı:
“Bizi bulduğun için teşekkür ederiz baba.”
Gözlerimi kapattım.
On sekiz yıl önce sahilde iki bebeğin ağlama sesini duymuştum.
O gün bunun hayatımı yeniden başlatacak bir ses olduğunu bilmiyordum.
Bazen hayat, insanın kaybettiğini düşündüğü şeyleri başka bir biçimde geri getirir.
Ben kızlarımı o sahilde bulduğumu sanıyordum.
Oysa yıllar sonra gerçeği anladım:
O gün sahilde bulduğum yalnızca iki bebek değildi.
Hayat, bana kaybettiğim ailemi yeniden bulma şansı vermişti.
Önceki

Önceki