“Nisan geçen yıl ekim ayında üniversiteden eve dönerken otobüs durağında genç bir kadınla karşılaştı. Kadının fenalaştığını görünce ambulans çağırdı ve hastaneye kadar onunla birlikte gitti.”
Nisan'ın zihninde o gece yeniden canlandı.
Yağmur yağıyordu.
Otobüs durağındaki bankta oturan kadının yüzü bembeyazdı.
Adı Melda'ydı.
Yirmi altı yaşındaydı ve sekiz aylık hamileydi.
Ambulans gelene kadar Nisan onun elini tutmuştu.
Hastaneye geldiklerinde doktorlar acil doğuma karar vermişti.
Ama işler beklenildiği gibi gitmemişti.
Melda bebeğini sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmişti fakat doğumdan kısa süre sonra ağır bir komplikasyon yaşamıştı.
Nisan o gece hastane koridorundan ayrılamamıştı.
Çünkü Melda'nın yanında hiç kimse yoktu.
Ailesine ulaşılamıyordu.
Bebeğin babası ise aylar önce ortadan kaybolmuştu.
Melda ameliyata alınmadan hemen önce Nisan'ın elini yakalamıştı.
“Bebeğim yalnız kalmasın,” demişti.
Nisan o anda bunun bir annenin korkuyla söylediği geçici bir cümle olduğunu sanmıştı.
Fakat Melda sabaha çıkamamıştı.
Salonda bazı insanların yüzündeki ifadeler değişmeye başlamıştı.
Tayfun Bey devam etti.
“Melda Hanım'ın yakınlarına ulaşılması günler sürdü. Annesi ve babası yıllar önce hayatını kaybetmişti. Kardeşi ise yurt dışında yaşıyordu ve bebeğin sorumluluğunu üstlenemeyeceğini bildirdi.”
Nisan'ın gözleri doldu.
O günleri unutması mümkün değildi.
Hastaneden çıktıktan sonra günlerce bebeği düşünmüştü.
Sonunda sosyal hizmetlere başvurmuştu.
Önce koruyucu aile olmayı istemişti.
Fakat öğrenciydi.
Geliri yok denecek kadar azdı.
Bir bebeğe bakabilecek şartlara sahip olmadığı düşünülüyordu.
Nisan vazgeçmemişti.
Geceleri bir kafede çalışmaya başlamıştı.
Hafta sonları özel ders vermişti.
Derslerini uzaktan takip edebilmek için hocalarıyla tek tek konuşmuştu.
Bazıları yardım etmişti.
Bazılarıysa “Bu senin sorumluluğun değil,” demişti.
Belki de değildi.
Ama Nisan, küçücük bebeği ilk kez kucağına aldığı gün başka türlü düşünememişti.
“Birinin sorumluluğu olmak için aynı kanı taşımamız gerekmiyor,” demişti.
Aylar süren değerlendirmelerden sonra bebeğin geçici bakım sorumluluğu Nisan'a verilmişti.
Tayfun Bey elindeki belgeyi havaya kaldırdı
“Bu dosyada Nisan'ın devamsızlık kayıtları yok,” dedi.
“Bu dosyada onun başarısızlığı da yok.”
Kısa bir süre sustu.
“Bu dosyada hastane kayıtları, sosyal hizmet değerlendirmeleri ve Nisan'ın son bir yıldır verdiği mücadelenin belgeleri var.”
Salon sessizdi.
Artık kimse gülmüyordu.
Tayfun Bey başka bir kâğıt çıkardı.
“Ve bugün sabah bana ulaşan son belgeye göre, mahkeme bu bebeğin kalıcı velayetini Nisan Acar'a verdi.”
Salonda bir uğultu yükseldi.
Nisan şaşkınlıkla başını kaldırdı.
“Ne?”
Tayfun Bey gülümsedi.
“Evet, Nisan. Sanırım bunu sen de ilk kez duyuyorsun.”
Nisan'ın dudakları titredi.
Aylardır karar bekliyordu.
Her telefon çaldığında kalbi hızlanıyordu.
Fakat mahkemenin sonucu bu kadar erken açıklayacağını bilmiyordu.
Bebeğine baktı.
Küçük kız hâlâ hiçbir şeyden habersiz uyuyordu.
Nisan'ın gözlerinden yaşlar süzüldü.
Tam o sırada salonun arka tarafından biri alkışlamaya başladı.
Nisan dönüp baktığında bunun, aylar boyunca onunla alay eden sınıf arkadaşlarından Bora olduğunu gördü.
Ardından başka biri alkışladı.
Sonra bir başkası.
Birkaç saniye içinde bütün salon ayağa kalkmıştı.
Nisan'ın biraz önce duyduğu kahkahaların yerini uzun bir alkış almıştı.
Fakat Tayfun Bey'in söyleyecekleri henüz bitmemişti.
“Nisan'ın not ortalaması,” dedi, “bütün bu yaşadıklarına rağmen bölümünün en yüksek üç ortalamasından biri.”
Salonda yeni bir alkış koptu.
Nisan artık gözyaşlarını saklamaya çalışmıyordu.
Tayfun Bey masasından diplomayı aldı.
“Bu yüzden bugün ona yalnızca mezuniyet diplomasını vermiyoruz.”
Bir kutu daha çıkardı.
Nisan kutuya şaşkınlıkla baktı.
“Üniversite yönetim kurulu ve mezunlar derneği ortak kararıyla Nisan'a yüksek lisans eğitimini tamamen karşılayacak bir burs verilmesine karar verildi.”
Nisan eliyle ağzını kapattı.
“Ben…”
Sesi çıkmadı.
Tayfun Bey yanına yaklaşarak diplomayı uzattı.
“Bazen,” dedi, “insanların başarı dediği şey sadece sınavlardan yüksek not almak değildir. Bazen başarı, herkes sana bırakmanı söylerken bir insanın elini bırakmamaktır.”
Nisan diplomasını aldı.
Tam o sırada bebeği uyandı.
Küçük kız gözlerini açıp Nisan'a baktı.
Nisan onu alnından öptü.
Salondan inerken öğrenciler yol açtı.
Biraz önce onu telefonlarıyla kaydeden kişiler şimdi utançla ekranlarını indiriyordu.
Bora yanına yaklaştı.
“Nisan…”
Nisan durdu.
Bora gözlerini kaçırdı.
“Ben… senin hakkında konuşanlardan biriydim.”
Nisan cevap vermedi.
“Özür dilerim.”
Nisan birkaç saniye ona baktı.
Sonra sakin bir sesle, “Bir daha birinin hikâyesini bilmeden onun hakkında karar verme,” dedi.
Bora başını eğdi.
Nisan yürümeye devam etti.
Tören bittikten sonra kampüsün bahçesinde tek başına bir banka oturdu.
Cübbesinin üzerine düşen güneş ışığına baktı.
Bebeği kucağında yeniden uyumuştu.
Bir yıl önce aynı çocuğu hastane odasında ilk kez kucağına aldığında hayatının dağıldığını düşünmüştü.
Arkadaşlarını kaybetmişti.
Geceleri uyuyamamıştı.
Parasız kalmıştı.
Bazen ders çalışırken bebeğin ağlamasıyla birlikte o da ağlamıştı.
Defalarca yapamayacağını düşünmüştü.
Ama her sabah yeniden kalkmıştı.
Çantasından mahkeme kararının kopyasını çıkardı.
Belgenin üzerinde artık resmî olarak kızının adı yazıyordu:
Lina Acar.
Nisan parmağını ismin üzerinde gezdirdi.
“Artık gerçekten benim kızımsın,” diye fısıldadı.
Lina uykusunda küçük parmaklarıyla onun cübbesini tuttu.
Nisan gülümsedi.
O anda üniversitenin girişinde asılı büyük mezuniyet pankartına baktı.
Üzerinde tek bir cümle vardı:
“Bugün bir son değil, yeni bir başlangıç.”
Nisan o sözün ilk kez gerçekten ne anlama geldiğini hissetti.
Çünkü o gün sahneden yalnızca bir diploma alarak inmedi.
Bir yıl boyunca ona acıyanların, onu küçümseyenlerin ve hakkında konuşanların bilmediği şeyi sonunda kendisi de anlamıştı:
Hayat bazen insana seçmediği bir sorumluluk verirdi.
İnsan isterse ondan kaçabilirdi.
Ya da onu sevgiyle kabul edip kendi yoluna dönüştürebilirdi.
Nisan ikinci yolu seçmişti.
Ayağa kalktı, diplomasını çantasına yerleştirdi ve kızını göğsüne yasladı.
Sonra kampüs kapısından dışarı doğru yürümeye başladı.
Arkasında dört yıllık üniversite hayatını bırakıyordu.
Önünde nasıl bir hayat olduğunu ise bilmiyordu.
Ama bu kez bundan korkmuyordu.
Çünkü artık başarının herkesin alkışladığı anda değil, hiç kimsenin görmediği gecelerde vazgeçmemek olduğunu biliyordu.
Ve yıllar sonra Lina ona o mezuniyet fotoğrafını gösterip,
“Anne, o gün neden herkes sana bakıyordu?” diye sorduğunda Nisan sadece gülümseyecekti.
Çünkü kızına anlatacağı hikâye, insanların ona neden güldüğüyle değil…
bir annenin onu neden hiç bırakmadığıyla ilgili olacaktı.
Önceki

Önceki