Haber Zamanı

Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
Video Kategori Video Galeri Kategori Galeri
  1. Haber Zamanı
  2. Merdivenlerden Düştüğümü Söylediler
Önceki
Sonraki


  • İşte Zehra'nın Kazandığı Okul!


O an babamın gücünün korkutucu telefonlardan değil, yıllarca korumaya çalıştığı ilkelerden geldiğini anladım.

Ertesi sabah Turgay Bey beklenmedik bir haberle geldi. Şermin ifade vermeyi kabul etmişti. Yalnızca merdivendeki olayı değil, evde birkaç gün önce duyduğu konuşmayı da anlatacaktı. Baran'ın ailesi boşanma öncesinde beni “dengesiz” göstermek için doktor randevularımı ve mesajlarımı bağlamından kopararak dosyalıyordu.

Üstelik kayınpederim, şirket hesabından yapılan bazı şüpheli ödemeleri benim imzamla ilişkilendirmeye çalışmıştı. Turgay Bey belgeleri ilgili makamlara iletti. Babam hiçbir soruşturmayı kendisi yönetmiyordu; buna özellikle dikkat ediyordu.

İki gün sonra, polis eşliğinde düzenlenen teslim sürecinin ardından Nehir hastaneye getirildi. Kapıdan girer girmez üzerime koşmak istedi ama kaburgalarım yüzünden eğilemedim. Yanıma dikkatle oturdu, küçük eliyle yanağıma dokundu.

“Anne, sen ölmedin değil mi?”

Boğazımdaki düğüm yüzünden bir süre konuşamadım.

“Hayır, canım. Buradayım.”

“Babam kimseye söylemememi istedi. Senin düştüğünü söyledi. Ama ben gördüm.”

Kızıma ne söyleyeceğimi bilemedim. Onu yetişkinlerin kavgasına çekmek istemiyordum.

“Gördüklerin senin suçun değil,” dedim. “Babanın yaptıkları için sen sorumlu değilsin. Artık güvende olman için uğraşıyoruz.”

Nehir başını omzuma yasladı. O an zafer kazanmış gibi değil, yeniden nefes alabiliyormuş gibi hissettim.

Duruşmadan üç gün önce kapımızın altından isimsiz bir kâğıt atıldı. Üzerinde yalnızca şu cümle yazıyordu: “Şermin konuşursa herkes kaybeder.” Kâğıdı elimde tutarken mideme bir ağrı saplandı. Kızım o sırada odasında resim yapıyordu. Onun yeniden korkmasını istemiyordum.

Babam kâğıdı görünce hemen polisi haberdar etmemizi söyledi. Ben ise ilk kez ona karşı çıktım.

“Her seferinde başkalarının arkasına saklanmak istemiyorum. İfadeyi ben de vereceğim. Ne yaşadığımı kendi ağzımla anlatacağım.”

Babam uzun uzun yüzüme baktı. Sonra yalnızca, “İşte benim kızım,” dedi.

Şermin'le güvenli bir ortamda görüştüğümüzde gözleri kıpkırmızıydı. İşini kaybetmiş, kaldığı lojmandan çıkmak zorunda kalmıştı. Masaya eski anahtarını bıraktı.

“Sizi merdivenlerde bulduğumda ambulansı aramak istedim,” dedi. “Fikriye Hanım telefonumu aldı. İşten atılmakla tehdit etti. Sonra Nehir'in ağladığını duydum. O ses geceleri hâlâ kulağımda.”

Elini tuttum. “Korktuğun için seni suçlamıyorum. Ama şimdi doğruyu söylüyorsun. Bu çok önemli.”

Tam ayrılacağımız sırada cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı. Üzerinde benim adıma düzenlenmiş, fakat hiç gitmediğim bir psikiyatri muayenesinin randevu dökümü vardı. İddia edilen tarihte kızımla başka bir şehirdeydim. Otobüs biletlerimizi, kaldığımız otelin kaydını bulduk. Böylece beni hasta ve güvenilmez göstermeye yönelik planın bir parçası daha açığa çıktı.

Turgay Bey belgeleri incelerken, “Bunlar tek tek araştırılacak,” dedi. “Ama şunu bilin: Artık yaşadıklarınızı inkâr etmeleri eskisi kadar kolay değil.”

O akşam Nehir yatağının kenarında bana baktı. “Anne, yarın da beni okuldan sen mi alacaksın?” diye sordu.

“Evet,” dedim. “Söz veriyorum, elimden geldiği sürece yanında olacağım.”

Çünkü o gün ilk defa büyük zaferler değil, sıradan bir okul çıkışı hayal edebiliyordum.

Haftalar sonra aile mahkemesindeki duruşmaya kolumdaki morluklar solmuş, kaburgalarım hâlâ ağrırken girdim. Baran karşı sırada oturuyordu. Fikriye her zamanki gibi pahalı mücevherlerini takmıştı. Bana öyle baktı ki bir an kendimi yeniden o merdivenlerin başında sandım.

Baran'ın avukatı, yaşananların basit bir ev kazası olduğunu ileri sürdü. Sonra Turgay Bey kamera görüntüsünün soruşturma dosyasına alındığını ve ilgili kayıtların mahkemeye sunulduğunu hatırlattı.

Hakim görüntüleri değerlendirdikten sonra Baran'a döndü.

“Beyanınız ile dosyadaki kayıtlar arasında ciddi çelişki var.”

Baran ilk kez başını eğdi.

Fikriye ayağa fırlayıp “O kadın oğlumu kışkırttı!” diye bağırınca hakim kendisini uyardı. Salon sessizleşti. Babam arka sırada oturuyor, kimseye gözdağı vermiyor, yalnızca yanımda olduğunu hissettiriyordu.

Mahkeme, Nehir'in güvenliği ve uzman değerlendirmeleri doğrultusunda geçici velayetinin bana bırakılmasına, Baran'la görüşmelerin ise koruyucu koşullarda düzenlenmesine karar verdi. Ceza soruşturması ayrı devam edecekti.

Dışarı çıktığımızda gazeteciler babamın etrafını sardı. İçlerinden biri, “Eski başsavcı vekili olarak damadınızı cezalandıracak mısınız?” diye sordu.

Babam durdu.

“Ben artık görevde değilim. Kimseyi ben cezalandırmayacağım. Hukuk herkes için aynı olmalı; kızım için de, damadım için de. İstediğim tek şey gerçeklerin adil biçimde incelenmesi.”

Aylar geçtikçe hayatımız yavaş yavaş değişti. Baran hakkında açılan davada kamera kaydı ve tanık ifadeleri değerlendirildi; mahkeme onu kasten yaralama suçundan mahkûm etti. Diğer mali iddialara ilişkin soruşturmalar kendi yolunda sürdü. Hiçbiri babamın bir telefonuyla sonuçlanmadı.

Nehir'le küçük bir eve taşındık. İlk zamanlar kapı sert kapandığında irkiliyordu. Bir çocuk psikoloğundan destek aldık. Ben de yardım istemenin zayıflık olmadığını yeniden öğrendim.

Bir akşam babam bizi ziyarete geldi. Nehir, yaptığı resmi ona uzattı. Resimde üç kişi el ele tutuşuyordu: kendisi, ben ve dedesi. Üstlerinde kocaman bir güneş vardı.

“Dede,” dedi, “artık kötü insanlar bizi bulamaz mı?”

Babam diz çöktü. “Bazen dünyada kötü şeyler olabilir, güzelim. Ama korktuğunda anlatabileceğin insanlar hep olacak. Kimsenin seni susturmasına izin verme.”

Nehir gülümsedi, sonra resmin altına titrek harflerle üç kelime yazdı: “BİZ ARTIK GÜÇLÜYÜZ.”

O gece babama yıllardır sakladığı geçmişini neden hiç anlatmadığını tekrar sormadım. Çünkü sonunda anlamıştım. Beni kurtaran onun unvanı, tanıdıkları ya da eski dosyaları değildi. Beni kurtaran, korktuğumda yanımda durması ve bana kendi sesimi yeniden bulmam için cesaret vermesiydi.

Bir zamanlar merdivenlerin dibinde, her şeyimi kaybettiğimi düşünmüştüm. Oysa orada biten yalnızca suskunluğumdu. Yeni hayatım, kızımın elini tutup korkmadan ilk adımı attığım gün başlamıştı.

“Üstelik babam çoktan bazı telefonlar açmıştı.”

Avukat Turgay Sancaktar bu cümleyi söyledikten sonra çantasından ikinci bir dosya çıkardı. Kapağında kocam Baran'ın adı yazıyordu. İçindeki ilk fotoğrafta, kayınpederimle tanımadığım iki adam bir otelin önünde el sıkışıyordu.

“Bunlar kim?” diye sordum.

“Bunu yakında öğreneceksiniz. Ama önce kızınız Nehir'i güvenli bir yere almamız gerekiyor.”

Kalbim hızla çarpmaya başladı. Beş yaşındaki kızım hâlâ o evdeydi. Baran, hastaneye giderken onu bana göstermemişti bile. Telefonumu istediğimde de “Artık annelik yapabilecek durumda değilsin,” demişti.

Turgay Bey, kızımın nerede olduğunu öğrenmek için başvuru yapıldığını, sağlık raporumun da polis dosyasına ekleneceğini anlattı. Ardından kapı açıldı. Babam Rauf içeri girdi.

Üzerinde her zamanki kahverengi ceketi vardı. Ancak ilk kez yüzündeki sakinliğin altında taşıdığı kararlılığı gördüm. Yatağımın yanına oturdu, elimi tuttu. Morluklarıma baktığında gözleri doldu.

“Baba, neden bana hiçbir şey anlatmadın?”

“Çünkü senin hayatının benim geçmişimin gölgesinde geçmesini istemedim. Kendi kararlarını vermeni istedim.”

“Yanlış karar vermişim.”

Başını salladı. “Birine güvenmek suç değildir, kızım. Suç, o güveni kullanıp sana zarar vermektir.”

Tam o sırada telefonum çaldı. Ekranda Baran'ın adı belirdi. Turgay Bey görüşmeyi kaydetmeden önce onayımı aldı; telefonu hoparlöre koyduk.

“Berrin, şikâyetinden vazgeç,” dedi Baran. “Annem senin için üzülüyor. Olayı büyütme. Nehir de benim yanımda kalacak.”

“Kızımla konuşmak istiyorum.”

“Önce boşanma protokolünü imzalarsın.”

“Beni merdivenlerden ittiğini inkâr mı edeceksin?”

Kısa bir sessizlik oldu. Sonra sesini alçalttı.

“Sen de beni sinirlendirmeseydin.”

Babamın eli yumruk oldu ama konuşmadı. Baran ise devam etti:

“Kimse sana inanmaz. Annem, babam, evdeki çalışanlar... Herkes düşüp yaralandığını gördü.”

Telefon kapanınca Turgay Bey, “Kendi sözleri önemli, ama tek başına yetmez,” dedi. “Elimizde başka deliller de olmalı.”

O gece uyuyamadım. Koridordaki her ayak sesi beni irkiltiyordu. Sabah saat beşte, hastanenin güvenlik görevlisi Turgay Bey'e bir zarf getirdi. Gönderen belirtilmemişti. İçinden küçük bir hafıza kartı ve titrek el yazısıyla yazılmış not çıktı:

“Merdivenin karşısındaki kamerayı söktüler ama kayıt cihazındaki yedeği unuttular. Korkuyorum. Lütfen beni koruyun.”

Notun altındaki isim evimizin yardımcı çalışanı Şermin'di.

Şermin, dört yıldır bizimleydi. Nehir hastalandığında başında bekler, bazen benim bile fark etmediğim üzüntülerimi anlardı. Olaydan sonra bir kez olsun aramamasına kırılmıştım. Meğer sustuğu için değil, konuşmanın yolunu aradığı için kaybolmuştu.

Kayıtları polis eşliğinde incelettik. Görüntüde kayınvalidem Fikriye, merdivenin başında bana bağırıyordu. Baran kolumu yakalıyor, ben kurtulmaya çalışıyordum. Sonra beni iki eliyle itiyordu. Düştüğüm anda Fikriye yardım çağırmak yerine oğluna dönüp bir şey söylüyordu.

Ses yoktu. Ama görüntü yeterince açıktı.

En kötüsü, birkaç saniye sonra Nehir'in koridorda belirmesiydi. Küçücük kızım merdivenlere doğru koşmuş, babası onu sertçe geri çevirmişti.

Ekrana daha fazla bakamadım.

“Beni gördü,” diye fısıldadım. “Her şeyi gördü.”

Babam omzuma dokundu. “Artık onu yalnız bırakmayacağız.”

Aynı gün polis, soruşturma kapsamında Baran'ın ifadesini yeniden aldı. Turgay Bey ayrıca aile mahkemesinden Nehir için acil geçici koruma tedbiri istedi. Kamera görüntüsü, hastane raporu ve kızımın güvenliğiyle ilgili endişeler dosyaya sunuldu.

Ancak Baran'ın ailesi pes etmedi.

Öğleden sonra yerel bir haber sitesinde hakkımda bir yazı yayımlandı. Güya ağır psikolojik sorunlar yaşıyor, çocuğumu ihmal ediyor ve zengin kocamdan para koparmak için iftira atıyordum. Yazının altında kayınpederimin bir açıklaması vardı:

“Ailemize yönelik bu karalama kampanyasına hukuk önünde cevap vereceğiz.”

Bütün bedenim titredi. “Baba, yine kazanacaklar mı?”

Rauf başını kaldırdı. “Mahkemenin yerine geçemem, Berrin. Eski görevimi kullanıp kimseye emir de veremem. Ama gerçeklerin saklanmasına izin vermeden, yasal yollarla mücadele edeceğiz.”

O an babamın gücünün korkutucu telefonlardan değil, yıllarca korumaya çalıştığı ilkelerden geldiğini anladım.

Ertesi sabah Turgay Bey beklenmedik bir haberle geldi. Şermin ifade vermeyi kabul etmişti. Yalnızca merdivendeki olayı değil, evde birkaç gün önce duyduğu konuşmayı da anlatacaktı. Baran'ın ailesi boşanma öncesinde beni “dengesiz” göstermek için doktor randevularımı ve mesajlarımı bağlamından kopararak dosyalıyordu.

Üstelik kayınpederim, şirket hesabından yapılan bazı şüpheli ödemeleri benim imzamla ilişkilendirmeye çalışmıştı. Turgay Bey belgeleri ilgili makamlara iletti. Babam hiçbir soruşturmayı kendisi yönetmiyordu; buna özellikle dikkat ediyordu.

İki gün sonra, polis eşliğinde düzenlenen teslim sürecinin ardından Nehir hastaneye getirildi. Kapıdan girer girmez üzerime koşmak istedi ama kaburgalarım yüzünden eğilemedim. Yanıma dikkatle oturdu, küçük eliyle yanağıma dokundu.

“Anne, sen ölmedin değil mi?”

Boğazımdaki düğüm yüzünden bir süre konuşamadım.

“Hayır, canım. Buradayım.”

“Babam kimseye söylemememi istedi. Senin düştüğünü söyledi. Ama ben gördüm.”

Kızıma ne söyleyeceğimi bilemedim. Onu yetişkinlerin kavgasına çekmek istemiyordum.

“Gördüklerin senin suçun değil,” dedim. “Babanın yaptıkları için sen sorumlu değilsin. Artık güvende olman için uğraşıyoruz.”

Nehir başını omzuma yasladı. O an zafer kazanmış gibi değil, yeniden nefes alabiliyormuş gibi hissettim.

Duruşmadan üç gün önce kapımızın altından isimsiz bir kâğıt atıldı. Üzerinde yalnızca şu cümle yazıyordu: “Şermin konuşursa herkes kaybeder.” Kâğıdı elimde tutarken mideme bir ağrı saplandı. Kızım o sırada odasında resim yapıyordu. Onun yeniden korkmasını istemiyordum.

Babam kâğıdı görünce hemen polisi haberdar etmemizi söyledi. Ben ise ilk kez ona karşı çıktım.

“Her seferinde başkalarının arkasına saklanmak istemiyorum. İfadeyi ben de vereceğim. Ne yaşadığımı kendi ağzımla anlatacağım.”

Babam uzun uzun yüzüme baktı. Sonra yalnızca, “İşte benim kızım,” dedi.

Şermin'le güvenli bir ortamda görüştüğümüzde gözleri kıpkırmızıydı. İşini kaybetmiş, kaldığı lojmandan çıkmak zorunda kalmıştı. Masaya eski anahtarını bıraktı.

“Sizi merdivenlerde bulduğumda ambulansı aramak istedim,” dedi. “Fikriye Hanım telefonumu aldı. İşten atılmakla tehdit etti. Sonra Nehir'in ağladığını duydum. O ses geceleri hâlâ kulağımda.”

Elini tuttum. “Korktuğun için seni suçlamıyorum. Ama şimdi doğruyu söylüyorsun. Bu çok önemli.”

Tam ayrılacağımız sırada cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı. Üzerinde benim adıma düzenlenmiş, fakat hiç gitmediğim bir psikiyatri muayenesinin randevu dökümü vardı. İddia edilen tarihte kızımla başka bir şehirdeydim. Otobüs biletlerimizi, kaldığımız otelin kaydını bulduk. Böylece beni hasta ve güvenilmez göstermeye yönelik planın bir parçası daha açığa çıktı.

Turgay Bey belgeleri incelerken, “Bunlar tek tek araştırılacak,” dedi. “Ama şunu bilin: Artık yaşadıklarınızı inkâr etmeleri eskisi kadar kolay değil.”

O akşam Nehir yatağının kenarında bana baktı. “Anne, yarın da beni okuldan sen mi alacaksın?” diye sordu.

“Evet,” dedim. “Söz veriyorum, elimden geldiği sürece yanında olacağım.”

Çünkü o gün ilk defa büyük zaferler değil, sıradan bir okul çıkışı hayal edebiliyordum.

Haftalar sonra aile mahkemesindeki duruşmaya kolumdaki morluklar solmuş, kaburgalarım hâlâ ağrırken girdim. Baran karşı sırada oturuyordu. Fikriye her zamanki gibi pahalı mücevherlerini takmıştı. Bana öyle baktı ki bir an kendimi yeniden o merdivenlerin başında sandım.

Baran'ın avukatı, yaşananların basit bir ev kazası olduğunu ileri sürdü. Sonra Turgay Bey kamera görüntüsünün soruşturma dosyasına alındığını ve ilgili kayıtların mahkemeye sunulduğunu hatırlattı.

Hakim görüntüleri değerlendirdikten sonra Baran'a döndü.

“Beyanınız ile dosyadaki kayıtlar arasında ciddi çelişki var.”

Baran ilk kez başını eğdi.

Fikriye ayağa fırlayıp “O kadın oğlumu kışkırttı!” diye bağırınca hakim kendisini uyardı. Salon sessizleşti. Babam arka sırada oturuyor, kimseye gözdağı vermiyor, yalnızca yanımda olduğunu hissettiriyordu.

Mahkeme, Nehir'in güvenliği ve uzman değerlendirmeleri doğrultusunda geçici velayetinin bana bırakılmasına, Baran'la görüşmelerin ise koruyucu koşullarda düzenlenmesine karar verdi. Ceza soruşturması ayrı devam edecekti.

Dışarı çıktığımızda gazeteciler babamın etrafını sardı. İçlerinden biri, “Eski başsavcı vekili olarak damadınızı cezalandıracak mısınız?” diye sordu.

Babam durdu.

“Ben artık görevde değilim. Kimseyi ben cezalandırmayacağım. Hukuk herkes için aynı olmalı; kızım için de, damadım için de. İstediğim tek şey gerçeklerin adil biçimde incelenmesi.”

Aylar geçtikçe hayatımız yavaş yavaş değişti. Baran hakkında açılan davada kamera kaydı ve tanık ifadeleri değerlendirildi; mahkeme onu kasten yaralama suçundan mahkûm etti. Diğer mali iddialara ilişkin soruşturmalar kendi yolunda sürdü. Hiçbiri babamın bir telefonuyla sonuçlanmadı.

Nehir'le küçük bir eve taşındık. İlk zamanlar kapı sert kapandığında irkiliyordu. Bir çocuk psikoloğundan destek aldık. Ben de yardım istemenin zayıflık olmadığını yeniden öğrendim.

Bir akşam babam bizi ziyarete geldi. Nehir, yaptığı resmi ona uzattı. Resimde üç kişi el ele tutuşuyordu: kendisi, ben ve dedesi. Üstlerinde kocaman bir güneş vardı.

“Dede,” dedi, “artık kötü insanlar bizi bulamaz mı?”

Babam diz çöktü. “Bazen dünyada kötü şeyler olabilir, güzelim. Ama korktuğunda anlatabileceğin insanlar hep olacak. Kimsenin seni susturmasına izin verme.”

Nehir gülümsedi, sonra resmin altına titrek harflerle üç kelime yazdı: “BİZ ARTIK GÜÇLÜYÜZ.”

O gece babama yıllardır sakladığı geçmişini neden hiç anlatmadığını tekrar sormadım. Çünkü sonunda anlamıştım. Beni kurtaran onun unvanı, tanıdıkları ya da eski dosyaları değildi. Beni kurtaran, korktuğumda yanımda durması ve bana kendi sesimi yeniden bulmam için cesaret vermesiydi.

Bir zamanlar merdivenlerin dibinde, her şeyimi kaybettiğimi düşünmüştüm. Oysa orada biten yalnızca suskunluğumdu. Yeni hayatım, kızımın elini tutup korkmadan ilk adımı attığım gün başlamıştı.


Önceki Sonraki



  1. 1
  2. 2
  3. 3