Lise aşkım Kerem ile lüks bir restoranda buluşmak, sanki romantik komedi filmlerinden fırlamış bir sahne gibiydi. Ancak büyüleyici maskesi çatlayıp beni şoke eden o sırrı öğrendiğimde, gece karanlık bir yöne evrildi. Bir zamanlar idolüm olan o çocuk gitmiş, yerine neredeyse tanıyamadığım biri gelmişti.
Selam millet, ben Elif. Hikâyesi lise yıllarına kadar uzanan 35 yaşında biriyim. O zamanlar partiler yerine vaktini kütüphanede geçiren, sessiz ve kitap kurdu bir kızdım. Okulun gözde çocuğu Kerem'e sırılsıklam aşıktım. Kerem yakışıklıydı, popülerdi ve her şeye sahip gibi görünüyordu.
En yakın arkadaşım Selin, Kerem ne zaman yanımızdan geçse beni dürterek, "Elif, hadi ama, en azından onunla konuşmayı denemelisin," derdi.
Kalın gözlüklerimin arkasına saklanıp kıpkırmızı kesilirdim. "Selin, biliyorsun o benim dengim değil. Ben sadece... benim işte."
"Sen harikasın Elif. Seni tanıdığı için şanslı olurdu," diye üsteledi ama ben sadece başımı sallardım.
Etrafı arkadaşlarıyla çevrili olan Kerem, bana bir kez olsun bakmazdı. Futbol takımının yıldızı olarak her zaman ilginin odağıydı. Onu uzaktan izler, varlığımdan bile haberdar olmadığına emin olurdum.
Gözlüklerim ve diş tellerimle beni fark etmesini hiç beklemiyordum. Zaten fark etmedi de. Dünyalarımız arasında uçurumlar vardı.
Yıllar sonra başarılı ve çekici bir kadına dönüştüm. Gözlüklerin yerini lensler, diş tellerinin yerini kusursuz bir gülümseme, inek tarzı gardırobumun yerini ise sofistike bir stil aldı. Pazarlama alanında başarılı bir kariyer inşa ettim ve hayatımı en iyi şekilde yaşıyordum.
Bir akşam markette avokado seçerken tanıdık bir ses duydum.
"Elif? Sen misin?"
Arkamı döndüğümde, biraz yaşlanmış olsa da hâlâ inkar edilemez derecede yakışıklı olan Kerem'i gördüm. İnanmayan gözlerle bana bakıyordu. "Vay canına, harika görünüyorsun," dedi gözleri fal taşı gibi açılarak.
"Kerem? Selam! Uzun zaman oldu," diye yanıt verdim, kalbimin hızla çarptığını hissederek.
Sıcak bir şekilde gülümsedi. "Evet, gerçekten öyle. Neler yapıyorsun?"
Bir süre sohbet edip hayatlarımızdan bahsettik. Ona kariyerimden ve bu bölgeye yeni taşındığımdan bahsettim.
"Demek şimdi pazarlama işindesin? Etkileyici," dedi Kerem başını sallayarak.
"Peki ya sen?" diye sordum, liseden sonraki hayatını merak ederek.
"İşim ilginç ama pazarlama kadar gösterişli değil," diyerek güldü ve sorumu geçiştirdi. Bunu neden yapmıştı ki? Ben daha bu cevabı sindirmeye çalışırken şaşırtıcı bir teklifle sözümü kesti.
"Hey, bir akşam yemek yiyelim mi? Şöyle ağız tadıyla bir hasret gideririz?"
Hiç tereddüt etmeden kabul ettim. Bu Kerem'di! Ve beni yemeğe davet ediyordu! Tabii ki evet dedim.
Birkaç gün sonra şehir merkezindeki lüks bir restoranda buluştuk. Seçimi beni etkilemişti; burası zarafeti ve kaliteli yemekleriyle bilinen bir yerdi. Masaya oturup siparişlerimizi verdiğimizde Kerem lise günlerini yâd etmeye başladı.
"Futbol şampiyonluğunu kazandığımız zamanı hatırlıyor musun? Dostum, ne günlerdi ama," dedi gülerek. "Takımdaki çocuklarla hâlâ görüşüyorum. Her ay buluşmak gibi küçük bir geleneğimiz var."
Kibarca dinledim ama kendimi biraz kopuk hissetmekten alıkoyamadım. Ben lise günlerini geride bırakmıştım ama Kerem sanki hâlâ geçmişte yaşıyordu.
"Kulağa hoş geliyor," dedim zoraki bir gülümsemeyle. "Okuldan başka kimseyle görüşüyor musun?"
"Pek sayılmaz," diyerek omuz silkti. "Sadece bizim çocuklar. Peki ya sen? Liseden hatırladığın, değer verdiğin anıların var mı?"
"Şey," diye başladım, ne paylaşacağımdan emin olamayarak, "Vaktimin çoğunu kütüphanede geçirirdim. Pek heyecanlı hikâyelerim yok."
Güldü. "Burnunun hep kitapların arasında olduğunu hatırlıyorum. İşlerin nasıl değiştiği çok komik, değil mi?"..
devamı sonraki sayfada...

