"Sana bunu söylemedim çünkü üzülmeni istemedim. Kendimi aciz biri gibi görmeni de istemedim. Sen uzakta kendi aileni kurarken benim için endişelenmene gerek olmadığını bilmeni istedim."
Boğazım düğümlendi.
Hasan Amca cebinden eski bir anahtarlık çıkardı.
"Baban bunun da sana verilmesini istedi."
Anahtarlığın üzerinde küçük pirinç bir plaka vardı.
Üzerine şu söz kazınmıştı:
"Karanlık gözlerde değil, umudunu kaybeden kalptedir."
Mektubun son sayfasına geçtiğimde gözyaşlarımı tutamadım.
"Her perşembe yalnızca kendim için yaşamadım oğlum. Yeni görme yetisini kaybeden insanların elinden tuttum. Onlara hayatın bitmediğini anlatmaya çalıştım. Eğer bugün onlar yeniden gülümseyebiliyorsa, ben de boşuna yaşamamışım demektir."
Altında küçük bir not daha vardı.
"Sana son bir ricam var."
Derin bir nefes alarak okumaya devam ettim.
"Hasan seni oraya götürecek. Git. Kimseye benim kim olduğumu söyleme. Sadece bir gün boyunca onları dinle."
Ertesi sabah Hasan Amca ile birlikte yola çıktık.
Şehrin eski bir mahallesinde bulunan mütevazı binanın kapısında durduk.
İçeri girer girmez insanların sesleri yükseldi
"Hasan Abi geldi."
Sonra biri sordu.
"Mehmet Abi bugün neden gelmedi?"
Hasan Amca başını eğdi.
"O artık çok uzak bir yere gitti."
Salon bir anda sessizleşti.
Genç bir kadın ağlamaya başladı.
Yaşlı bir adam bastonunu sıkıca kavradı.
Küçük bir çocuk ise annesine dönüp,
"Mehmet Dede bana satranç öğretmişti." dedi.
O an babamın orada sadece bir kursiyer olmadığını anladım.
O, onlar için bir öğretmendi.
Bir umuttu.
Merkezin müdürü beni odasına davet etti.
Dolabından kalın bir dosya çıkardı.
"Baban son sekiz yılda yüzlerce saat gönüllü çalıştı." dedi.
Dosyanın içinde teşekkür mektupları vardı.
Üniversiteyi kazanan görme engelli bir genç...
Tek başına yürümeyi öğrenen yaşlı bir kadın...
Hayata yeniden tutunan insanlar...
Hepsi babam için satırlar yazmıştı.
Müdür son olarak küçük bir kutu uzattı.
"Bunu da size bırakmış."
Kutunun içinde eski, yıpranmış bir düdük vardı.
Şaşkınlıkla baktım.
Müdür gülümsedi.
"Baban merkeze gelen herkesin ilk gün korktuğunu söylerdi. Sonra bu düdüğü çalar ve 'Bugün yeni hayatının ilk günü.' derdi."
Artık gözyaşlarımı tutamıyordum.
Babam bana yıllarca sadece doktor kontrollerinden bahsetmişti.
Oysa gerçekte her perşembe onlarca insana yeniden yaşamayı öğretiyordu.
Eve döndüğümde mektubu tekrar tekrar okudum.
Son sayfanın arkasında küçücük bir not daha vardı.
"Eğer bu satıra kadar geldiysen senden son bir şey istiyorum. Benim yerime git. Çünkü umut, ancak paylaşıldığında çoğalır."
Aradan altı ay geçti.
Artık her perşembe ben de Hasan Amca ile aynı merkeze gidiyorum.
İnsanlara bilgisayar kullanmayı öğretiyor, sesli kitaplar okuyorum.
Babamın yıllarca oturduğu sandalyeye her oturduğumda onun sıcaklığını hâlâ hissediyorum.
O gün anladım ki babam bana büyük bir miras bırakmamıştı.
Bana bıraktığı en değerli şey; karanlığın içinde bile başkalarının yolunu aydınlatabilen bir insan olmanın, hayatta sahip olunabilecek en büyük zenginlik olduğuydu.
Önceki

Önceki