“Bunu nereden buldunuz?”
Nursel’in sesi bir anda titredi.
Az önce öfkeyle kapısının önüne çıkmış, bahçesine yerleştirdiğim şeyleri görünce bana bağırmaya başlamıştı. Ama kalabalığın arasından çıkan adam telefonunu havaya kaldırınca yüzündeki bütün renk çekildi.
Adam, sokağın başında oturan emekli öğretmen Cavit Bey’di.
Telefonunun ekranında gece çekilmiş bir görüntü vardı.
Nursel, bahçe duvarımdan içeri giriyordu.
Elinde büyük bir el feneri vardı. Ardından merdiveni dayıyor, dallara uzanıyor, meyveleri tek tek çuvallara dolduruyordu.
Üstelik yalnız değildi.
Yanında yeğeni Tolga vardı.
Ben birkaç saniye ekrana bakakaldım.
“Bu görüntü...” dedim.
Cavit Bey başını salladı.
“Benim evin güvenlik kamerası sizin bahçenin bir kısmını görüyor. Sabah gürültüyü duyunca kayıtlara baktım.”
Nursel bir anda bağırmaya başladı.
“Beni izlemeye hakkınız yok!”
Cavit Bey sakin kaldı.
“Ben seni izlemiyordum. Kendi evimi kayda alıyordum. Sen görüntüye girdin.”
Kalabalığın içinde uğultu yayıldı.
Ama Nursel’in asıl korktuğu şey görüntü değildi.
Bahçesinin önüne yerleştirdiğim masaya bakıp duruyordu.
Sabah saatlerce uğraşarak üç şey hazırlamıştım.
Birincisi, Tarık’ın ağaçlarının geçen haftaki fotoğraflarıydı.
Dallar meyvelerle doluydu.
İkincisi, o sabah çektiğim fotoğraflardı.
Aynı dallar kırık ve tamamen boştu.
devamı sonraki sayfada...

