Sıradan bir öğleden sonra olduğunu sanıyordum, ta ki oğlum kimsenin fark etmediği bir şeyi görene dek. Ertesi gün mahallemizdeki her şey tamamen değişmişti.
Oğlum Eren on iki yaşında. Kendisinin sorumluluğu olmasa bile, yanlış gelen bir şeyin yanından öylece geçip gidemeyen o çocuklardandır.
Yan komşumuzun oğlu Kerem ise dokuz yaşında. Sessiz, gözlemci; her zaman tekerlekli sandalyesinde ön balkonda oturur. Sokağı, kendisinin parçası olmasına izin verilmeyen bir gösteriyi izler gibi seyreder.
Başlarda pek üzerinde durmamıştım. Çocuklar bulabildikleri her yerde oynarlar. Ama Eren fark etmişti. Bir öğleden sonra mutfak alışverişini eve taşırken, Eren sokağın karşısına baktı. Kerem yine oradaydı, elleri tekerlekli sandalyesinin tekerleklerinde, bisiklet süren bir grup çocuğu izliyordu.
Eren kaşlarını çattı. "Anne… Kerem neden hiç aşağı inmiyor?"
Çocuğun yüzündeki üzüntüyü fark ettim. "Tam emin değilim ama istersen sonra gidip sorabiliriz."
Bu, Eren'in neşesini hemen yerine getirdi. O akşam sokağın karşısına geçtik ve ilk kez sorunu açıkça gördüm. Dört dik basamak vardı. Korkuluk yoktu. Rampa yoktu. Aşağı inmenin hiçbir yolu yoktu.
Komşumuzun kapısını çaldık. Kerem’in annesi Reyhan Hanım kapıyı açtı. Çok yorgun görünüyordu. "Merhaba Reyhan Hanım. Karşı evde oturuyorum. Rahatsız ettiğim için kusura bakmayın ama Kerem’in oyun oynamak için dışarı çıkmamasının özel bir sebebi mi var?"
Reyhan Hanım nazikçe gülümsedi. "Çok isterdi ama… her seferinde biri onu kucağında taşımadan aşağı indirip yukarı çıkarmanın güvenli bir yolu yok."
Eren endişeli görünüyordu. "Bir yıldır rampa için para biriktirmeye çalışıyoruz. Ama… vakit alıyor işte. Sigorta da karşılamıyor."
Yaşadıkları zorluk için üzgün olduğumu söyledim, teşekkür ettim, iyi dileklerimi sundum ve sessizce eve yürüdük. Ancak bu, işin sonu değildi.
O gece Eren ne oyunlarını açtı ne de telefonunu eline aldı. Elinde kurşun kalem ve bir yığın kâğıtla mutfak masasına oturdu, çizim yapıyordu. Üç ay önce vefat eden babası, ona bir şeyler inşa etmeyi öğretmişti. Küçük başlamıştı; bir kuş yuvası, bir raf… sonra projeler büyümüştü. Eren buna bayılıyordu.
devamı sonraki sayfada...

