Kocam Serhat’ın en yakın arkadaşı Levent, neredeyse on beş yıldır hayatımızdaydı.
Serhat’la üniversiteden beri arkadaşlardı. Birlikte iş kurmuşlar, birlikte batmışlar, sonra yeniden ayağa kalkmışlardı. Düğünümüzde Serhat’ın şahidi Levent’ti. Oğlumuz doğduğunda hastanenin kapısında sabaha kadar bekleyen de oydu.
Bu yüzden üç ay önce Serhat’ı ani bir kalp kriziyle kaybettiğimde, Levent’in cenazeden sonra bana söylediği sözleri garipsemedim.
“Ne zaman bir şeye ihtiyacın olursa beni ara, Aylin. Serhat bana seni ve Arda’yı yalnız bırakmamamı söylerdi.”
O gün bunu dostça verilmiş bir söz sandım.
Ama birkaç hafta sonra Levent benden her gün aynı şeyi istemeye başladı.
Saat tam 18.00’de telefonum çalıyordu.
“Bugün de yapar mısın?”
İlk kez sorduğunda ne demek istediğini anlayamamıştım.
“Neyi?”
“Serhat’ın çalışma odasına gir. Masasının sağ çekmecesini aç. İçerideki siyah defteri çıkar ve bana sadece bugünün tarihinin yazdığı sayfayı oku.”
Sessiz kaldım.
Serhat’ın ölümünden sonra çalışma odasına neredeyse hiç girmemiştim. Kapıyı açmaya bile dayanamıyordum. Masasının üzerinde hâlâ kullandığı kalem, kahve fincanının bıraktığı soluk iz ve gözlüğü duruyordu.
“Levent, neden?”
Telefondaki sesi ciddileşti.
“Şimdilik sorma. Lütfen bana güven.”
Defteri buldum.
devamı sonraki sayfada...

