Üzerimde hâlâ sabahlığım vardı. Polis ekipleri gelene kadar salondaki koltuğa oturmuş, gözümü bir an olsun kapının önündeki buketten ayıramıyordum. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki nefes almakta zorlanıyordum.
Kapı zili tam bir saat sonra yeniden çaldı.
Bu kez gelen polis değildi.
Kapıyı açtığımda karşımdaki kurye, üzerinde ismim yazılı küçük, siyah bir kutu uzattı.
"Bu da aynı gönderinin ikinci parçası hanımefendi," dedi.
Kutuyu teslim alırken ellerim buz gibiydi.
İçini açtığımda eski model metal bir anahtar ve üzerinde tek cümle bulunan küçük bir kart çıktı.
"Çiçeklerin söylediğini anlayamadıysan, anahtar seni gerçeğe götürecek."
Tam o sırada polis ekipleri eve ulaştı.
Komiser anahtarı dikkatlice inceledi.
"Bu bir banka kasası anahtarına benziyor." dedi.
Ona yıllar önce gördüğüm kırmızı işaretlerden bahsettim.
Üniversitedeyken gazetelerde aylarca konuşulan çözülememiş bir cinayet dosyasında aynı şekilde işaretlenmiş üç kırmızı gülün bırakıldığını hatırlıyordum.
Dosya hiçbir zaman aydınlatılamamıştı.
Komiserin yüzündeki ifade bir anda değişti.
O dosyayı biliyordu.
Hatta genç bir polis memuruyken soruşturmada görev almıştı.
Bunun basit bir tesadüf olmadığını söyledi.
İlk iş olarak Murat'ın telefon sinyali araştırıldı.
Fakat telefonu saatler önce kapanmıştı.
Son sinyal, şehir merkezindeki eski bir sanayi bölgesinden geliyordu.
Ben evde beklemek zorundaydım.
Saatler geçmek bilmedi.
Her geçen dakika aklımdan daha kötü senaryolar geçiyordu.
Gece yarısına doğru komiser yeniden aradı.
Murat'ın kiraladığı aracın terk edilmiş halde bulunduğunu söyledi.
Araçta kavga izleri vardı.
Ama Murat ortada yoktu.
Ertesi sabah polis beni bankaya götürdü.
devamı sonraki sayfada...

