Ağacın arkasından çıkan adam birkaç adım daha attı.
Ben ise nefesimi tutmuş, gözlerimi ondan ayıramıyordum.
Adamın yüzünü seçemiyordum ama Barış'ın onu görünce verdiği tepki her şeyi daha da korkunç hâle getiriyordu.
Barış bir anda doğruldu.
"Senin burada olmaman gerekiyordu," dedi.
Adam cevap vermedi.
Sadece elindeki eski, kahverengi çantayı Barış'a uzattı.
Barış çantayı aldı ve bir süre olduğu yerde öylece kaldı.
Sonra başını eğdi.
O an artık dayanamayıp arabadan indim.
"Barış!"
Sesimi duyduğu anda irkildi.
Bana döndüğünde yüzündeki korkuyu hayatım boyunca unutamayacağımı biliyordum.
"Sen burada ne yapıyorsun?"
Ben ona doğru yürürken gözlerim hâlâ yabancı adamdaydı.
"Ben mi? Asıl sen burada ne yapıyorsun?"
Barış bir şey söylemedi.
"Konumunu neden kapattığını biliyorum artık," dedim. "Benden ne saklıyorsun?"
Yanındaki adam sessizce geri çekildi.
Barış ona baktı.
"Git," dedi.
Adam birkaç saniye tereddüt ettikten sonra ormanın içine doğru uzaklaştı.
Ben ise öfkeden titriyordum.
"Kimdi o?"
Barış gözlerini kapattı.
"Onu sana anlatacaktım."
"Ne zaman? On yıl sonra mı?"
Başını kaldırdı.
"Hayır. Ama doğru zamanı bekliyordum."
"Doğru zaman mı?"
Sesim yükseldi.
"İki çocuğumuz var. Geceleri evden gizlice çıkıyorsun. Telefonunun konumunu kapatıyorsun. Şimdi de ormanın ortasında bir adamla buluşup toprağın içine bir şey gömüyorsun. Bana hâlâ doğru zamanı beklediğini mi söylüyorsun?"
Barış birkaç saniye sustu.
Sonra ağacın yanına çömeldi.
Toprağı eliyle yeniden kazmaya başladı.
Bu kez onu durdurmadım.
devamı sonraki sayfada...

