Otuz beşinci haftada sancılarım başladı.
Acil sezaryene alındım.
Saatler sonra üç bebeğimiz de dünyaya geldi.
İki kız, bir erkek.
Lina, Ekin ve Aras.
Onları ilk gördüğümde dünyada başka hiçbir şeyin önemi kalmamıştı.
Dört gün sonra taburcu olduk.
Annem birkaç yıl önce vefat etmişti. Babam başka şehirde yaşıyordu. Bu yüzden eve dönerken Serhat’a güveniyordum.
Kapıdan içeri girdiğim anda bir tuhaflık fark ettim.
Salonda bavullarım duruyordu.
Önce hastane için hazırladığımız çantalar sandım.
Sonra kendi kıyafetlerimin bavulların arasından taştığını gördüm.
“Bunlar neden burada?”
Serhat bana bakmadı.
Üçüzlerin pusetlerini salonun ortasına bıraktı.
Sonra cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı.
“Bugün eski doktorumla konuştum.”
“Ne doktoru?”
Başını kaldırdı.
Gözlerinde hayatımda hiç görmediğim kadar soğuk bir ifade vardı.
“Ben kısırım, Aylin.”
Önce söylediğini anlayamadım.
“Ne?”
“Elimde rapor var. Ben doğal yollarla çocuk sahibi olamam.”
Birkaç saniye boyunca yalnızca bebeklerden birinin hafif ağlama sesi duyuldu.
Sonra Serhat kâğıdı masaya fırlattı.
“Bu çocuklar benim değil.”
Sanki yüzüme tokat yemiştim.
“Sen delirdin mi? Biz birlikte tüp bebek tedavisi gördük.”
“Embriyoların nasıl hazırlandığını ben nereden bileyim?”
“Ne söylemeye çalışıyorsun?”
“Beni aldattığını söylüyorum.”
O an öfkem korkumun önüne geçti.
“Buna gerçekten inanıyor musun?”
“Rapor burada.”
Kağıdı aldım.
Üzerinde bir klinik adı ve yıllar öncesine ait bir tarih vardı
Fakat gözlerim yaşlarla dolduğu için ayrıntıları okuyamıyordum.
Serhat kapıyı gösterdi.
“Git.”
Kucağımda birkaç günlük üç bebeğim vardı.
“Serhat…”
“Bu gece burada kalmayacaksın.”
Hayatımın yedi yılını verdiğim adam, beni lohusa halimle üç yeni doğan bebeğimle kapının önüne koydu.
O gece üniversiteden arkadaşım Ceren’in evine gittim.
Beni kapıda gördüğünde tek kelime sormadan sarıldı.
Üç gün boyunca neredeyse hiç uyumadım.
Bebekler sırayla ağlıyor, ben sırayla onları emziriyor, sonra gizlice banyoya girip kendim ağlıyordum.
Üçüncü gün telefonum çaldı.
Arayan, tüp bebek tedavimizi yürüten hastaneden bir hemşireydi.
“Aylin Hanım, bazı eski evraklarınız burada kalmış. Eşiniz dün dosyanızın bir kısmını istemiş fakat sizin imzanız olmadığı için teslim etmedik.”
Kalbim hızlandı.
Bir saat sonra hastanedeydim.
Dosyayı açtığımda embriyo oluşturma sürecine ait tüm laboratuvar belgeleri içerideydi.
Benim yumurtalarım.
Serhat’ın örneği.
Döllenme kayıtları.
Embriyo numaraları.
Her şey.
Doktora Serhat’ın bana gösterdiği raporu anlattım.
Doktor kaşlarını çattı.
“Eşinizin sperm değerleri düşüktü ama kısır değildi. Zaten mikroenjeksiyon yöntemiyle kendi spermleri kullanıldı.”
Nefesim kesildi.
“Emin misiniz?”
Doktor ekrana döndü.
“Burada bütün kayıtlar mevcut.”
Sonra çekmeceden başka bir belge çıkardı.
Serhat’ın imzası vardı.
Tedavi öncesinde düşük sperm sayısı hakkında bilgilendirildiğini ve mikroenjeksiyon yöntemini kabul ettiğini gösteren belgeydi.
Yani biliyordu.
Baştan beri biliyordu.
Eve döner dönmez Ceren’in bilgisayarından bana gösterdiği eski raporun fotoğrafını büyüttük.
Rapor gerçekten Serhat’a aitti.
Ama tarih sekiz yıl önceydi.
Tanı kısmında ise onun iddia ettiği gibi kesin kısırlık değil, geçici hormonal bozukluk nedeniyle çok düşük sperm sayısı yazıyordu.
Serhat bana bilerek yalan söylemişti.
Ama neden?
Cevabı ertesi akşam geldi.
Kapı çaldı.
Karşımda Serhat’ın ağabeyi Tolga vardı.
Yıllardır aile içinde en sakin kişi oydu. Beni görünce başını eğdi.
“Serhat’ın yaptığını öğrendim.”
“Niye yaptı?”
Tolga uzun süre sustu.
Sonra telefonunu çıkardı.
Ekranda bir kadınla Serhat’ın birlikte çekilmiş fotoğrafı vardı.
Kadını tanıyordum.
Serhat’ın çalıştığı şirkette muhasebe bölümünde çalışan Melis.
“Ne zamandır?”
“Yaklaşık bir yıldır.”
Mideme bir ağırlık çöktü.
Tolga devam etti.
“Melis hamile.”
Bir an odadaki bütün sesler kesildi.
Üçüzlerimin nefes alışlarını bile duyabiliyordum.
“Serhat ondan ayrılacağını söylemiş. Ama Melis hamile kalınca senden kurtulmanın yolunu aramış. Bebeklerin kendisinden olmadığını iddia ederse ailesinin de onun tarafında duracağını düşünmüş.”
Gözümden tek damla yaş akmadı.
Çünkü o anda içimde bir şey kırılmadı.
Tam tersine yerine oturdu.
Serhat’ın son aylardaki telefonları.
Gece konuşmaları.
Doğumdan önceki soğukluğu.
Hepsinin nedeni buydu.
Bir hafta sonra boşanma işlemlerini başlattım.
DNA testi yapılmasını da özellikle ben istedim.
Sonuç geldiğinde Serhat’ın üç bebeğin de biyolojik babası olduğu kesin olarak doğrulandı.
Sonuçları görünce beni defalarca aradı.
Açmadım.
Sonunda Ceren’in evine geldi.
Kapının önünde saatlerce bekledi.
Akşam dışarı çıktığımda hâlâ oradaydı.
“Aylin, konuşmamız lazım.”
“Konuşacak hiçbir şeyimiz kalmadı.”
“Ben hata yaptım.”
“Hayır, Serhat. Hata, marketten yanlış süt almaktır. Sen birkaç günlük çocuklarını reddettin. Beni doğumdan dört gün sonra sokağa attın.”
Başını eğdi.
“Melis’le bitti.”
İşte o anda istemsizce güldüm.
“Demek mesele bu.”
“Hayır, ben ailemi geri istiyorum.”
Arkamdaki evden Lina’nın ağlaması duyuldu.
İçeri girmek üzere döndüm.
Serhat koluma dokunmak istedi.
Elimi çektim.
“Sen aileni o gece kaybettin.”
Aylar sonra boşanmamız sonuçlandı.
Babam yanıma taşındı. Ceren neredeyse her gün yardıma geldi. Hayat kolay değildi. Üç bebeği aynı anda büyütmek bazen insanın sınırlarını zorluyordu.
Ama ilk kez kendimi yalnız hissetmiyordum.
Çünkü yalnızlık, yanında kimsenin olmaması değilmiş.
Yanındaki insana güvenememekmiş.
Bir akşam üçüzler bir yaşına yaklaşırken onları parka götürdüm.
Yan yana üç küçük salıncakta oturuyorlardı.
Aras kahkahalar atıyor, Ekin ellerini uzatıyor, Lina ise beni görür görmez gülümsüyordu.
O an telefonuma Serhat’tan son bir mesaj geldi.
“Keşke zamanı geri alabilsem.”
Mesajı okudum.
Sonra cevap yazmadan sildim.
Telefonu çantama koyup çocuklarımın yanına yürüdüm.
Çünkü geçmişe dönebilseydim bile hiçbir şeyi değiştirmezdim.
Serhat beni üç bebeğimle kapının önüne koyduğu gece hayatımın bittiğini sanmıştım.
Oysa yıllar sonra anladım ki o kapı yüzüme kapanırken başka bir kapı açılmıştı.
Kendime duyduğum saygının kapısı.
Çocuklarımı salıncaktan indirip üçünü birden kollarıma almaya çalışırken kahkahalarımız parka yayıldı.
Ve ilk kez içimden geçen cümle çok netti:
Bizi terk eden adam ailemizi parçalamamıştı. Sadece içinde ona artık ihtiyaç olmayan gerçek ailemizin ortaya çıkmasına neden olmuştu.
Önceki

Önceki