Çocuk mikrofonu ağzına yaklaştırdı ve salondaki herkesin duyabileceği kadar sakin bir sesle konuştu:
"Defne'nin yüzündeki doğum lekesini komik bulduğunuzu sanıyorsunuz. Ama size söylemediği bir şey var. O leke, onun utanması gereken bir şey değil. Asıl utanması gereken, bir insanın cesaretini görünüşüyle ölçenler."
Salonda çıt çıkmıyordu.
Az önce kahkahalar atan öğrenciler şimdi gözlerini yere indirmişti.
Defne ise hâlâ ona bakıyordu.
Çocuğun adı Mert'ti.
Mert okulda herkesin tanıdığı biriydi. Spor takımının kaptanıydı, öğretmenler onu severdi ve öğrencilerin çoğu onunla arkadaş olmak isterdi. Defne'nin ise Mert'le doğru düzgün hiç konuştuğunu bile sanmıyordum.
Ama o gece Mert'in söyleyecekleri henüz bitmemişti.
Kızımı alaya alan kıza döndü.
"Sen onun yüzünü gördün. Ben ise onu aylarca okul çıkışında şarkı söylerken duydum."
Defne'nin gözleri büyüdü.
Benim de öyle.
Mert devam etti:
"Geçen yıl okulun müzik odasının önünden geçerken onu duydum. Kapının arkasında tek başına şarkı söylüyordu. Hayatımda duyduğum en güzel seslerden biriydi. Ama beni görünce sustu. Çünkü insanların onu gördüğünde ne yaptığını biliyordu."
Defne'nin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
Mert mikrofonu ona uzattı.
"Sen bugün buraya çıkıp herkesin önünde şarkı söyleyebiliyorsan, bence bu salondaki en cesur insan sensin."
Defne mikrofona bakıyordu.
Sonra bana baktı.
Ben sadece başımı sallayabildim.
"Devam et kızım."
Defne derin bir nefes aldı.
Mikrofonu tekrar eline aldı.
Müzik hâlâ arka planda çalıyordu.
Ve kızım yeniden şarkı söylemeye başladı.
Bu kez sesi ilkinden çok daha güçlüydü.
Salonda tek bir kişi bile konuşmuyordu.
Defne şarkısını tamamladığında birkaç saniye boyunca sessizlik oldu.
Sonra bir kişi ayağa kalktı.
Ardından bir başkası.
Sonra bütün salon ayağa kalktı.
Alkışlar yükseldi.
Defne sahnede gözyaşları içinde duruyordu.
Ben de ağlıyordum.
Ama bu kez kızım yüzünü saklamıyordu.
devamı sonraki sayfada...

