Kapıyı açtığında yüzünde kendini beğenmiş bir gülümseme belirdi. Karşısında korkudan titreyen, kızından uzak durması için kendisine yalvaracak yaşlı bir adam görmeyi beklediği belliydi.
Ama beni gördüğü anda gülümsemesi kayboldu.
Hiçbir şey söylemeden yanından geçip evin içine girdim. Ardından ağır çelik kapıyı kapatıp sürgülü kilidini sakince çevirdim. Yavaşça ona döndüm. Gözlerimde ne öfke ne de korku vardı. Sadece yıllardır unutmaya çalıştığım bir geçmişin soğuk kararlılığıyla yüzüne baktım.
“Ceyda sana hiç anlatmadı mı?” diye sordum, sesimi hiç yükseltmeden. “Bana neden on beş yıl boyunca ‘İnfazcı’ dediklerini?”
Taylan, hayatında ilk kez parasıyla, makamıyla ya da tehditleriyle korkutamayacağı bir adamın karşısında duruyordu. Gözlerimdeki ürkütücü sakinliğe baktıkça, o ana kadar hiç bilmediği bir gerçeği yavaş yavaş anlamaya başladı.
Kızıma el kaldırarak hayatının en korkunç hatasını yapmıştı.
Taylan'ın bakışları elimdeki eski sopayla yüzüm arasında gidip geliyordu. Birkaç saniye önce karşısında küçümsediği yaşlı tamirciyi görürken şimdi bambaşka birine bakıyormuş gibi duruyordu.
“Sen... Sen ne demek istiyorsun?” diye kekeledi.
“Sana bir soru sordum, Taylan. Ceyda geçmişimi hiç anlatmadı mı?”
“Beni tehdit mi ediyorsun?”
Elimdeki sopayı yavaşça duvarın dibine bıraktım.
“Buraya gelirken öfkeliydim. Elime bunu almam da hataydı. Ama sana dokunmayacağım. Çünkü kızımın yaşadıklarına bir de benim yüzümden açılacak bir dava eklemeye niyetim yok.”
Taylan'ın yüzünde küçümseyici bir ifade belirdi.
“Demek korktun.”
“Hayır. Sadece senin anlamadığın bir şeyi yıllar önce öğrendim. Bir insanı korkutmak kolaydır. Yaptıklarının hesabını vermesini sağlamak ise sabır ister.”
Cebimden telefonumu çıkardım.
“Biraz önce kızımı tehdit ettiğin sesli mesajı dinledim. Onu hastanelik ettikten sonra polisi aramamamızı söylemişsin. Bunun sonuçları olacağını biliyorsun.”
Taylan'ın çenesi gerildi.
“Ceyda beni sinirlendirdi. Karı koca arasında olur böyle şeyler. Ayrıca o da bana bağırdı.”
“Bağırdığı için kaburgalarını mı kırdın?”
“Ben onun kaburgalarını kırmadım!”
“Bunu doktorlar belirleyecek.”
Bir an sustu. Ardından telefonunu eline aldı.
“Avukatımı arıyorum. Evime zorla girdin, elimde sopayla beni tehdit ettin. Seni hapse attıracağım.”
“Bunu da anlatabilirsin. Ben burada olduğumu saklamayacağım.”
Gerçekten de yaptığımın yanlış olduğunu biliyordum. Kapısını kilitleyerek onunla yüzleşmem, yıllardır uzak durmaya çalıştığım öfkenin eseriydi. Ancak geçmişte yaptığım hataları tekrar etmeyecektim.
“Kapıyı açıyorum,” dedim. “Bundan sonrasını hukuk çözecek.”
Tam çıkacakken arkamdan seslendi.
“Sen kendini kim sanıyorsun?”
Durup ona döndüm.
“On beş yıl emniyetin organize suçlarla mücadele biriminde çalıştım. Mahkeme kararlarını uygulamaktan, kaçakçılık dosyalarındaki delilleri ortaya çıkarmaktan sorumlu ekiplerde görev aldım. Peşine düştüğümüz adamlar bana İnfazcı derdi. Çünkü ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, dosyalarını kapattıramazlardı.”
Taylan'ın yüzündeki ifade değişti.
“Sen polis miydin?”
“Eskiden. Ama artık değilim. Bunu özellikle bilmeni istiyorum. Sana karşı hiçbir yetkim yok. Ben sadece kızının hakkını arayan bir babayım.”
Sopayı yerden alıp dışarı çıktım.
Arabama bindiğimde telefonum çaldı. Arayan, Ceyda'nın yanında kalmasını rica ettiğim komşumuz Zerrin Hanım'dı.
“Orhan Bey, ambulans geldi. Ceyda'yı hastaneye götürüyorlar. Ben de yanındayım.”
“Teşekkür ederim. Hemen geliyorum.”
Hastaneye vardığımda kızım acil serviste muayene ediliyordu. Doktor, görüntüleme sonuçlarını beklediklerini söyledi.
Koridorun soğuk ışıkları altında otururken yıllardır aklımdan çıkarmaya çalıştığım görüntüler geri geldi.
Mesleğimin son yıllarında pek çok suç dosyası görmüştüm. Güçlü insanların parayla, korkuyla ve bağlantılarla başkalarını nasıl susturduğuna defalarca tanık olmuştum. Ancak bir soruşturma sırasında çalışma arkadaşım ağır yaralanınca hayatımı değiştirmeye karar vermiştim.
Görevimden ayrılmış, babamdan kalan tamirhaneyi yeniden açmıştım.
Ceyda'nın büyürken benim eski hayatımın gölgesinde yaşamasını istememiştim. Ona şiddetten uzak durmayı, dürüst olmayı ve insanlara güvenmeyi öğretmiştim.
Fakat güvenmekle tehlikeyi görmezden gelmek arasındaki farkı anlatmayı unutmuş olabilirdim.
Bir süre sonra doktor yanıma geldi.
“Kızınızın iki kaburgasında kırık var. Ayrıca vücudunda farklı zamanlarda oluşmuş olabilecek morluklar görüyoruz. Neyse ki şu an hayati tehlikesi bulunmuyor. Bir süre gözlem altında tutacağız.”
Başımı eğdim.
“Darp raporu düzenlenebilir mi?”
“Bulguları tıbbi olarak belgeliyoruz. Adli vaka bildirimi de yapılıyor. Kızınızın ifadesi için gerekli süreç başlatılacak.”
Doktor uzaklaştığında ellerimin titrediğini fark ettim.
Taylan'a değil, kendime kızıyordum.
Kızımın gözlerindeki korkuyu neden daha önce görmemiştim?
Sabaha karşı Ceyda'nın yanına girmeme izin verdiler.
Yatağında solgun görünüyordu. Beni görünce ağlamaya başladı.
“Baba, özür dilerim.”
Elini tuttum.
“Ne için?”
“Senin sözünü dinlemedim. Taylan'la evlenirken bana acele etmememi söylemiştin.”
“Ceyda, evlenmek senin kararındı. Sana yapılanların sorumlusu da sen değilsin.”
Uzun süre konuşamadı.
Sonunda kısık bir sesle, “Bu ilk değildi,” dedi.
İçimde bir şeylerin koptuğunu hissettim.
“Ne zamandır?”
“Yaklaşık sekiz aydır. Önce bağırıyordu. Sonra telefonumu kontrol etmeye başladı. Arkadaşlarımla görüşmemi istemiyordu. Bir gün beni itti. Özür diledi, ağladı, değişeceğine söz verdi.”
Gözlerinden yaşlar aktı.
“Ben de ona inandım.”
Bir süre sessiz kaldım.
“Peki bu gece ne oldu?”
Ceyda derin bir nefes aldı.
“Boşanmak istediğimi söyledim.”
Bana bakarken gözlerindeki korku yeniden belirdi.
“Çıldırdı, baba. Onu terk edersem kimsenin bana inanmayacağını söyledi. Bütün çevresinin kendisini tanıdığını, benimse hiçbir şeyim olmadığını söyledi.”
Sonra beklemediğim bir şey yaptı.
Yastığının altından telefonunu çıkarıp bana uzattı.
“Ama ben hazırlıksız değildim.”
Telefonun ekranında tarihleriyle kaydedilmiş fotoğraflar, mesajlar ve notlar vardı.
“Son üç aydır yaşananları kaydediyorum. Bana gönderdiği tehditleri silmedim. Geçen ay kolum morardığında fotoğrafını çektim. Bir de eski telefonum var. Bazı mesajların yedekleri onda.”
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
“Bunları neden bana söylemedin?”
“Çünkü seni de hedef alacağından korktum.”
Elimi sıktı.
“Bir de başka bir şey var.”
Telefonunda bir kadınla yaptığı yazışmayı açtı.
Kadının adı Serra'ydı.
Serra, Taylan'ın yıllar önce nişanlandığı kadındı. Ceyda onun hakkında yalnızca nişanı bozup başka biriyle evlendiğini biliyordu.
Ancak gerçek çok farklıydı.
Serra, Taylan'ın kontrolcü davranışlarına ve tehditlerine maruz kaldığını anlatıyordu. Ayrılmak istediğinde Taylan'ın ailesi araya girmiş, mesele büyümesin diye baskı yapmıştı.
Serra o dönemde şikâyetçi olmamıştı.
“Geçen hafta onunla konuştum,” dedi Ceyda. “Başta inanmak istemedim. Sonra bana anlattıklarıyla benim yaşadıklarımın neredeyse aynı olduğunu fark ettim.”
“Serra yardım etmeye hazır mı?”
“Evet. Gerekirse bildiklerini anlatacağını söyledi.”
Kızımın telefonunu geri verdim.
“Bütün bunları avukatına göstereceğiz. Hangi kayıtların kullanılabileceğine o karar verecek.”
Ceyda ürkekçe sordu:
“Sen Taylan'a gittin mi?”
“Gittim.”
“Baba, ona bir şey yapmadın, değil mi?”
“Hayır. Ama kapısını kilitleyip elimde sopayla karşısına çıktım. Bu yanlıştı. Bunun sorumluluğunu da alacağım.”
Derin bir nefes verdi.
“Beni en çok korkutan, sana da zarar vermesiydi.”
O an kızımın yalnızca kendi hayatından değil, benim hayatımdan da endişe ederek sustuğunu anladım.
Ertesi sabah polisler Ceyda'nın ifadesini aldı.
Hastane kayıtları, görüntüleme sonuçları ve yaraların fotoğrafları dosyaya eklendi. Ceyda, daha önce sakladığı mesajları ve fotoğrafları da teslim etti.
Taylan'ın o gece gönderdiği sesli mesaj özellikle önemliydi.
Çünkü kızımı evden kovduğunu ve geri dönmesi için ona baskı yaptığını kendi sözleriyle anlatıyordu.
Ceyda'nın avukatı olarak eski bir tanıdığımız olan Meltem Hanım'la görüştük.
Meltem, yıllardır aile hukuku alanında çalışan deneyimli bir avukattı.
“Önceliğimiz Ceyda'nın güvenliği,” dedi. “Koruma tedbirleri için başvuracağız. Boşanma sürecini de başlatacağız. Ceza soruşturması ayrı yürütülecek.”
Taylan'ın avukatları ise hemen harekete geçmişti.
İlk iddiaları, Ceyda'nın merdivenden düştüğüydü.
Ancak Taylan'ın gönderdiği mesajlar bu savunmayla çelişiyordu.
Üstelik yaşadıkları sitenin güvenlik kameraları vardı.
Meltem Hanım, ilgili görüntülerin kaybolmadan korunması için gerekli başvuruları yaptı.
Günler sonra soruşturma dosyasına giren kayıtlar, o gece yaşananların önemli bir bölümünü gösterdi.
Ceyda, evin önüne sendeleyerek çıkmıştı. Taylan arkasından gelmiş, çantasını bahçeye fırlatmış ve kapıyı kapatmıştı.
Görüntüler evin içinde yaşananları göstermiyordu ama Taylan'ın anlattığı gibi sakin bir ayrılık da yaşanmadığı açıktı.
Daha önemlisi, bitişik villada yaşayan emekli öğretmen Ferit Bey tanık olarak ifade verdi.
O gece tartışma seslerini duyduğunu, ardından Ceyda'nın yardım istediğini söyledi.
Ferit Bey daha önce de benzer bağrışmalar duyduğunu, ancak aile içi bir tartışmaya karışmaktan çekindiğini anlattı.
Bu sözleri duyduğumda içim burkuldu.
Bazen insanların sessizliği, kötülüğün en büyük yardımcısı olabiliyordu.
Taylan hakkında uzaklaştırma ve iletişim yasağı içeren tedbir kararı verildi.
Fakat o, kararın her şeyi bitirmesine razı olmadı.
Bir hafta sonra tamirhaneme pahalı bir otomobil yanaştı.
İçinden Taylan'ın babası çıktı.
Takım elbisesi, gösterişli saati ve kendinden emin tavırlarıyla doğrudan odama girdi.
“Orhan Bey, bu meseleyi aile arasında çözebiliriz,” dedi.
Masamın üzerine kalın bir zarf bıraktı.
“Ceyda'nın geleceğini güvence altına alacak kadar para var. Şikâyetini geri çekmesi yeterli.”
Zarfa bakmadım bile.
“Paranızı alın.”
“Yanlış anlamayın. Hepimiz zarar görüyoruz.”
“Benim kızımın iki kaburgası kırıldı. Siz hâlâ ailenizin itibarından söz ediyorsunuz.”
Adamın yüzü sertleşti.
“Oğlumun kariyerini mahvetmeye hakkınız yok.”
“Ben kimsenin kariyerini mahvetmiyorum. Oğlunuzun davranışlarının sonuçlarıyla yüzleşmesini istiyorum.”
Zarfı kendisine uzattım.
“Bir daha kızımla iletişim kurmaya çalışmayın. Söyleyeceğiniz bir şey varsa avukatına iletin.”
Adam çıkarken kapının önünde durdu.
“Bu iş burada bitmez.”
“Biliyorum,” dedim. “Mahkemede devam edecek.”
Görüşmenin ardından Meltem Hanım'ı arayıp yaşananları anlattım. Zarfla yapılan teklifi, konuşmanın tarihini ve saatini not ettik.
Aradan iki ay geçti.
Ceyda'nın fiziksel yaraları büyük ölçüde iyileşmişti. Ancak geceleri hâlâ sıçrayarak uyanıyordu. Telefon çaldığında irkiliyor, kapı sesinden korkuyordu.
Bir uzmandan psikolojik destek almaya başladı.
Bir akşam mutfakta otururken bana döndü.
“Baba, artık burada saklanmak istemiyorum.”
Şaşırdım.
“Ne yapmak istiyorsun?”
“Kendime küçük bir ev tutacağım. İş görüşmesine girdim. Kabul edilirsem yeniden çalışmaya başlayacağım.”
“Benim yanımda kalabilirsin.”
“Biliyorum. Ama kendi hayatımı yeniden kurmam gerekiyor.”
Ona baktım.
Karşımda, hastane yatağında korkudan titreyen kadın yoktu artık.
Hâlâ yaralıydı ama kararlarını kendisi verebiliyordu.
Gülümsedim.
“Öyleyse ilk taşınma kutusunu ben taşıyacağım.”
Aylar sonra Taylan'ın yargılandığı duruşma günü geldi.
Mahkeme salonunda onu yeniden gördüğümde pahalı takım elbisesini giymişti. Ancak eskisi kadar kendinden emin görünmüyordu.
Avukatı, olayların abartıldığını ve evlilik içindeki tartışmanın yanlış yorumlandığını ileri sürdü.
Ardından Ceyda ifade vermek üzere çağrıldı.
Kızım ayağa kalktı. Ellerinin titrediğini görebiliyordum.
Hâkim ona konuşabileceğini söylediğinde önce derin bir nefes aldı.
“Ben uzun süre bunun normal bir evlilik tartışması olduğunu düşündüm,” dedi. “Eşimin öfkesini kendimden bildim. Sürekli daha dikkatli olursam her şeyin düzeleceğine inandım.”
Bir an durdu.
“Sonra ne yaparsam yapayım bunun değişmeyeceğini anladım.”
Taylan başını kaldırıp ona baktı.
Ceyda gözlerini kaçırmadı.
“Ben ayrılmak istedim. Bunun karşılığında cezalandırılmayı hak etmiyordum.”
Salonda derin bir sessizlik oluştu.
Serra'nın tanık olarak anlattıkları da dosyaya girdi. Onun deneyimi tek başına Ceyda'ya yapılanları kanıtlamıyordu, ancak Taylan'ın ilişkilerinde sergilediği davranışların değerlendirilmesine katkı sağladı.
Mahkeme esas olarak Ceyda'nın ifadesini, tıbbi bulguları, mesajları, güvenlik görüntülerini ve tanık anlatımlarını değerlendirdi.
Ben de Taylan'ın evine gittiğimi saklamadım. Yanımda sopa bulunduğunu, içeri girip kapıyı kilitlediğimi açıkça anlattım.
Meltem Hanım daha sonra bana, böyle bir davranışın kızımın davasını da zorlaştırabilecek ciddi bir hata olduğunu tekrar hatırlattı.
Haklıydı.
O gece Taylan'a zarar verseydim, belki de bugün Ceyda'nın yaşadıkları yerine benim yaptıklarım konuşulacaktı.
Yargılama boyunca Taylan suçlamaları reddetti.
Ancak deliller değerlendirildikten sonra mahkeme, Ceyda'ya yönelik yaralama ve tehdit suçlarından mahkûmiyet kararı verdi.
Taylan'ın avukatları karara itiraz etti. Hukuki süreç bir süre daha devam etti.
Bu sırada Ceyda'nın boşanma davası da sonuçlandı.
Bütün bunlar yaşanırken Taylan'ın çalıştığı şirket, hakkındaki yargı süreci nedeniyle yöneticilik görevine son verdi.
Bir zamanlar kendisini dokunulmaz sanan adam, artık başkalarının üzerinde kurduğu korkuyla hayatını yönetemiyordu.
Kararın kesinleştiğini öğrendiğimiz gün Ceyda'yla sahilde yürüyorduk.
Telefonu kapattığımda bana baktı.
“Bitti mi, baba?”
“Evet. Ceza davasındaki karar kesinleşti.”
Bir süre denizi izledi.
Sonra beklemediğim bir şey söyledi.
“Ben kazandım diye sevinmiyorum.”
“Neden?”
“Çünkü keşke bunların hiçbiri yaşanmasaydı. Keşke evlendiğim adam gerçekten tanıdığımı sandığım kişi olsaydı.”
Başımı salladım.
“Böyle hissetmen normal.”
“Ama artık korkmuyorum,” diye ekledi. “En önemlisi bu.”
O gün eve döndüğümüzde bodruma indim.
Eski beyzbol sopası, Taylan'ın evinden getirdiğim günden beri bir köşede duruyordu.
On beş yıl boyunca onu geçmişimin bir parçası olarak saklamıştım. Sanki zor zamanlar geldiğinde başvurabileceğim son çareymiş gibi.
Ama artık bunun doğru olmadığını biliyordum.
Sopayı alıp tamirhanenin arkasındaki atık ahşapların arasına bıraktım.
Ceyda kapıda belirdi.
“Ne yapıyorsun, baba?”
“Eski bir yükten kurtuluyorum.”
Yanıma geldi.
“Bana neden İnfazcı dediklerini gerçekten şimdi anlıyorum,” dedi.
Gülümsedim.
“Nedenmiş?”
“Çünkü senin asıl gücün insanları korkutmak değilmiş. Yaptıkları kötülüklerin üzerini kapatmalarına izin vermemekmiş.”
Ona sarıldım.
“Ben de bunu yeniden öğrenmek zorunda kaldım.”
Altı ay sonra Ceyda kendi evine taşındı. Küçük, güneş alan, balkonunda sardunyalar bulunan bir daireydi. Yeni işinde mutluydu. Yeniden arkadaşlarıyla görüşüyor, hafta sonları sevdiği yerlere gidiyordu.
Bazen hâlâ zor günler geçiriyordu. Ama artık korktuğunda susmuyor, yardım istemekten çekinmiyordu.
Bir pazar sabahı beni kahvaltıya çağırdı.
Masada çay, simit ve kendi hazırladığı menemen vardı.
Bana bir anahtar uzattı.
“Bu ne?” diye sordum.
“Evimin yedek anahtarı. Sende kalsın istiyorum.”
Anahtarı avucuma aldım.
“Bir gün ihtiyacın olursa gelirim.”
Ceyda gülümsedi.
“Biliyorum baba. Ama bu kez sana korktuğum için değil, hayatımda olmanı istediğim için anahtar veriyorum.”
O an gözlerim doldu.
Yıllarca kızımı korumanın, karşısına çıkan bütün tehlikeleri ortadan kaldırmak olduğunu düşünmüştüm.
Oysa bir babanın yapabileceği en değerli şey, çocuğunun kendisini güvende hissederek kendi ayakları üzerinde durmasına yardımcı olmaktı.
Ceyda balkona çıkıp sardunyalarını sularken arkasından baktım.
Bir zamanlar kapımda çaresizce yere yığılan kızım, şimdi kendi evinin kapısını güvenle açıp kapatabiliyordu.
Ve ben sonunda anlamıştım.
Geçmişte bana verilen İnfazcı lakabı ne kadar korkutucu olursa olsun, hayatım boyunca taşıyacağım en değerli unvan yalnızca bir taneydi.
Ceyda'nın babası olmak.
Önceki

Önceki