Üç torunum da aynı anda ayağa kalkınca odanın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı. Elif'in yüzündeki rahat ifade ilk kez değişmişti. Rüya, elindeki bardağı masaya bıraktı ve derin bir nefes aldı. "Anne," dedi sakin ama kararlı bir sesle, "bugün buraya seni affetmek için gelmedik." Elif şaşkınlıkla kaşlarını çattı. "Beni yanlış anlıyorsunuz. Geçmişte hatalar yaptım ama şimdi her şeyi telafi etmek istiyorum." Merve başını iki yana salladı. "Hayır. Sen geçmişi telafi etmek istemiyorsun. İnsanlara anlatacak güzel bir hikâye istiyorsun." Ben sessizce onları izliyordum. Yirmi yıl boyunca bu konuşmanın nasıl olacağını yüzlerce kez hayal etmiştim. İçimde, torunlarımın annelerine sarılmasını isteyen küçük bir umut hep vardı. Ama onların gözlerindeki kararlılık bana bambaşka bir şey anlatıyordu. Zeynep çantasından eski, yıpranmış bir dosya çıkardı. "Bunu tanıyor musun?" diye sordu. Elif dosyayı görünce yüzü soldu. "Bu... nereden buldunuz?" "Dedem hiçbir şeyi atmaz." Dosyanın içinde doğum belgeleri, hastane kayıtları, yıllar önce çocuk esirgeme kurumunun hazırladığı evraklar ve Elif'in kendi el yazısıyla imzaladığı feragat dilekçesi vardı. Rüya yavaşça konuştu. "Biz yıllarca seni aramadık. Çünkü bizi istemediğini biliyorduk. Sonra sen bizi aramaya başladın." Elif gözlerini kaçırdı. "Sizi özledim."
devamı sonraki sayfada...

