Kızım, emekli maaşımdan her ay 16.000 TL ödemem ve haftanın dört günü torunlarıma bakarak "evdeki yerimi hak etmem" şartıyla bodrum katlarında yaşamama izin verebileceğini söyledi. Ona kibarca teşekkür ettim. Sonra tahıl silosunun yakınında, aylık sadece 11.000 TL'ye kiralanan iki odalı küçük bir ev buldum.
Her şey bir cumartesi öğleden sonra, öğle yemeğinin hemen ardından yaşandı.
Kızım Şule'nin mutfak masasında oturuyorduk. Damadım Kıvanç, üzerine bir şeyler yazdığı defter kâğıdını önüme doğru itti.
Kâğıdın tam ortasında tek bir rakam vardı.
16.000 TL.
Etrafına iki tane daire çizmişti.
"Bu para odanın kirasını, faturaları ve yiyecek masraflarının bir kısmını karşılayacak," diye açıkladı Şule.
"Bir de haftanın dört günü çocuklara bakarsın. Böylece sen de eve katkıda bulunmuş olursun, anne."
Eve katkıda bulunmak.
Ben altmış yedi yaşındayım.
Şule'yi, babasının yıllarca başkalarının tarlalarında çalışarak kazandığı mütevazı parayla büyüttüm.
Önümüzdeki mart ayında, eşim Fuat'ı kaybedeli tam iki yıl olacak.
O masada oturuyor olsaydı, önümüze konulan o kâğıt hakkında ne düşüneceğini çok iyi biliyordum.
Ama artık yanımda değildi.
Kıvanç, yüzüme bakmak yerine masadaki tuzluğa gözlerini dikmişti.
Aylık emekli maaşım 32.800 TL.
Yirmi iki yıl boyunca ilçedeki kereste fabrikasının muhasebe işlerini yürütmüştüm.
Hesap yapmak için elime kalem almama bile gerek yoktu.
Benden aylık gelirimin neredeyse yarısını istiyorlardı.
Karşılığında ise bodrum katında, bir pasta kalıbından ancak biraz daha büyük penceresi olan bir odada kalacaktım.
Üstelik köşesinde sürekli uğuldayan bir nem alma cihazı vardı.
"Odaya bir kez daha bakabilir miyim?" diye sordum.
Birlikte on üç basamak aşağı indik.
Havada ıslak kartonla deterjan kokusunun birbirine karıştığı ağır bir koku vardı.
Dört yaşındaki torunum Ada da bizimle aşağı indi.
devamı sonraki sayfada...

