Hayatım boyunca aşkın gençlikte kaldığını düşünmüştüm. İnsan kırkını geçince kalbinin sakinleştiğine, arzularının sustuğuna, heyecanların yerini alışkanlıkların aldığına inanıyordum. Ta ki o yaz köyümüze gelen genç delikanlıyı görene kadar.
Adı Baran’dı.
Yirmi yedi yaşındaydı. Köyün en çalışkan gençlerinden biri olarak biliniyordu. Geniş omuzları, güneşte esmerleşmiş yüzü ve insanın içine işleyen bakışları vardı. Onu ilk kez çeşmenin yanında odun taşırken gördüm.
Başını kaldırıp bana baktığında elimdeki su bidonunu neredeyse düşürecektim.
“İyi misin?” diye sordu.
“İyiyim,” dedim ama sesim titremişti.
O an neden böyle olduğumu anlayamamıştım. Sadece bakışlarını üzerimde hissetmek bile içimde yıllardır unuttuğum bir sıcaklığı uyandırmıştı.
Sonraki günlerde onu daha sık görmeye başladım. Tarlada çalışıyor, bazen köy kahvesinin önünden geçiyor, bazen de evimin yakınındaki bahçeye uğruyordu. Her karşılaşmamızda bana biraz daha dikkatli bakıyordu.
Bir akşam bahçede çamaşır asarken arkamdan gelen ayak seslerini duydum.
“Yardım edeyim mi?”
Baran’dı.
“Gerek yok,” dedim.
“Ben yardım etmek istiyorum.”
O cümle içimde garip bir titreme yarattı.
Yanıma geçti. Birkaç dakika boyunca sessizce çamaşırları astık. Sonra bana dönüp,
“Size bir şey söyleyeceğim ama kızmayın,” dedi.
Kalbim hızlandı.
“Söyle.”
“Ne zaman sizi görsem gözlerim sizden ayrılmıyor.”
Elimdeki çarşafı sıkıca tuttum.
“Baran, böyle konuşma.”
“Neden?”
“Çünkü ben senden büyüğüm.”
“Bunun ne önemi var?”
“Var,” dedim. “Hem insanlar konuşur.”
Başını eğdi. Sonra sakin bir sesle,
“Ben insanların ne diyeceğini değil, sizin ne hissettiğinizi merak ediyorum,” dedi.
O gece yatağımda saatlerce uyuyamadım.
Kendime kızıyordum. Ben nasıl olur da kendimden bu kadar küçük bir adama karşı böyle duygular besleyebilirdim?
Ama kalbim beni dinlemiyordu.
Baran’ın sesini düşündüğümde yüzümde istemsiz bir gülümseme oluşuyor, onun bana yaklaşmasını hatırladığımda içimde tatlı bir heyecan dolaşıyordu. Yıllardır unuttuğum arzularımın yeniden uyandığını hissediyordum.
Bir sabah köyün ilerisindeki tepede yürüyüş yaparken Baran’la karşılaştım.
“Burada ne yapıyorsun?” diye sordum.
“Size geliyordum.”
“Bana mı?”
“Evet.”
Bir an sustu.
devamı sonraki sayfada...

