Oğlumu yıllar önce toprağa verdim ve o günden beri her günümü onun bıraktığı sessizliği doldurmaya çalışarak geçirdim. Sonra, gömdüğüm o çocuğun tıpkısının aynısı olan bir adamın fotoğrafına rastladım.
Oğlum Berat’ı 15 yıl önce defnettim. Bu tür şeyler bir adamı değiştirir.
Öldüğünde 11 yaşındaydı. Kumral saçları ve utangaç bir gülümsemesi vardı. Onu sanki her şey dün yaşanmış gibi hatırlarım.
Berat’ın kayboluşu dünyamı başıma yıktı.
Bu tür şeyler bir adamı değiştirir.
Arama çalışmaları aylarca sürdü. Polis tekneleri taş ocağındaki gölü taradı. Gönüllüler kilometrelerce orman yolunu arşınladı. Karım Kader ve ben, telefonun çalması umuduyla sayısız geceyi telefona bakarak geçirdik.
Asla çalmadı.
Sonunda emniyet amiri bizi karşısına aldı. Bir ceset olmadan yapabilecekleri pek bir şey yoktu. Dosya açık kalacaktı ama bunca zaman sonra, oğlumuzun öldüğünü kabul etmek zorundaydılar.
Kader, nefesi kesilene kadar ağladı.
Ben ise sadece orada öylece oturdum.
Arama çalışmaları aylarca sürdü.
Hayat devam etti.
Kader ile benim başka çocuğumuz olmadı. Bunu konuştuk ama sanırım bir çocuk daha kaybetmenin bizi tamamen yok edeceğine inandık.
Bu yüzden kendimi işe gömdüm.
Kasabanın hemen dışında küçük bir hırdavat dükkanım vardı. Orayı işletmek bana odaklanacak bir şey veriyordu, bu da günlerin geçmesini sağlıyordu.
On beş yıl bu şekilde geçti.
Kendimi işe gömdüm.
Sonra, bir öğleden sonra tuhaf bir şey oldu.
devamı sonraki sayfada...

